|
İnsan televizyonu açmak istemiyor...
Her kanalda başka bir asık surat...
Asık suratlı insanlar ha bire birbirini eleştiriyor...
Bir bakıyorsunuz Belça olayı, karşılıklı suçlamalar...
Bir bakıyorsunuz Şehit Hasan Cafer İlkokulu tartışması...
Bir bakıyorsunuz, bir parti üyesi, başka bir parti üyesini, bir sendikacı başka bir sendikacıyı eleştiriyor.
Bir bakıyorsun, hekimler, sağlık çalışanları ikiye ayrılmış, bir taraf yasayı savunuyor, diğer taraf "ayrıcalıklar yaratıyor" diye isyan ediyor.
Bir bakıyorsunuz, bir dönem aynı saflarda yürümüş, aynı davayı savunmuş yoldaşlar birbirini yiyor.
Öfke ki ne öfke?
Zannedersiniz de bir sorunu tartışmıyorlar da ortada bir kan davası var...
Ellerine silah verseniz, o dakika sıkıp karşıdakini temizleyecek sanki.
Suratlara bakıyorsunuz, yüz hatları gerilmiş, kaşlar neredeyse alından yukarıya fırlayıp, saçlara karışacak...
Gözler, korku filmlerinden fırlamışçasına, öfkeden de öte adam öldürecek adamın gözü sanki, bakınca bir dolu anlam okuyorsun...
Dudaklar, ağızlardan çıkacak sözleri zor zaptediyor, utanmasalar ana avrat girecekler...
Bir tarafta beceriksizler, diğer tarafta beceriksizlerin sırtından politika yapan fırsatçılar.
Sorunu çözmeye kimsenin niyeti yok, bir "ben haklıyım, sen haksızsın" kavgasıdır gidiyor, bunu yaparken de arada başkaları mağdur oluyor ama kimin umurunda?
Sorunlar içinde boğulan halkımız bunalıma girdi.
Kimsenin kimseye iyi niyetle baktığı yok.
Hoşgörüyü unutmuş sanki herkes.
Mesela Belça olayı; tarafsız bir gözle baktığınızda; övündüğünde, başkalarına akıl tarif ettiğinde mangalda kül bırakmayan üç tane sendikanın, hissedarı oldukları bir işletmeyi yönetmekten aciz, beceriksizce zora sokuşu var ortada ama "biz ne yaptık" diyeceklerine, ciddi çıkış yolu arayacaklarına birbirleriyle kavga ediyorlar.
Ülkemizde birçok alanda böyle olmuyor mu zaten, iyi yönetebilmek, çare üretebilmek yerine kavga etmek karakterimiz oldu adeta...
Bir okulun tadilatında, taşınmasında, ilköğretime mi orta eğitime mi hizmet vereceği konusunda uzlaşamayıp, savaş ilan ediyor bakanlık yetkilileri, sendika yetkilileri ve öğretmenler...
İnanılır gibi değil...
Ve işte son örnek; büyüklerini örnek alan liseliler de bu sinirliler ordusuna katıldı.
Otobüs paralarının ödenmemesini protesto eden öğrencilerin Maliye Bakanlığı önündeki eylemi; kıyafetlerinden (kravatlarını takış şekli), Maliye Baklanı Canan Öztoprak'ı yuhalamalarından, kendilerine ikram edilen meyve sularının paketleri ile bakanlığının önünü kirletmelerine kadar, her şeyleriyle büyüklerini taklit ediyorlardı.
Üstelik yaptıklarının iyi bir şey olmadığının bilincindeydiler ki "böyle eğitime böyle öğrenci", "böyle devlete böyle öğrenci" sloganları attılar.
Hatta "bu kez siyah çelenkle geleceğiz" şeklinde tehditte de bulundular.
Gerçekten böyle bir devlete böyle öğrenci, böyle eğitime böyle öğrenci mi gerek?
Bence hayır...
Tamam, hep apolitik, dünyasından habersiz gençler yetiştirdiğimizden şikayet edip durduk, bu nedenle gençlerin eylem yapıp, hakkını araması güzel bir şey ama bir öğrencinin Eğitim Bakanını yuhalaması, bilerek çevre kirliliği yaratması bence öğrenciye yakışan şeyler değil.
Bunları yapmadan da eylem başarılı olabilirdi.
Devlete, sisteme paralel gençlik değil, çok daha iyisi olması lazım...
Ama dedik ya sinirlilik hali tümümüzü sarmış.
Bir oyun sanki bu; kapatmışlar bizi dünyadan izole buralara, üretimden de koparmışlar, tüketen bir toplum yapmışlar, Türkiye'nin eline bakar, dilenir hale getirmişler, sonra da parayı kısmışlar, sıkıya giren vatandaşlarımızın birbirini yemelerini da seyre dalmışlar...
Hey, kavga eden asık suratlılar, dönün de bakın halinize, bakın da nasıl bir oyunun parçası olduğunuzu görün; bu ülkede bir çözüm olmazsa çok daha kötü duruma düşeceğimizi söylemek için medyum olmaya gerek yok.
|