|
Siz, sürekli size övgüler yağdıran birini mi daha fazla seversiniz, yoksa ikide bir yüzünüze hatalarınızı söyleyeni mi?
Ya da kabaca soracak olursam, yalakaları mı daha fazla seversiniz yoksa dangalakları mı?
Hade dangalak sözünü de yumuşatalım; "dobra konuşanı" diyelim.
Ben sürekli beni öven, pohpohlayan kişilere inanın şüpheyle bakarım.
Hatta böyle konuştuğunu gördüğüm bazı samimi olduğum kişilere sorarım, duyguları gerçek mi yoksa yalakalık mı yapıyorlar diye.
Gerçi ben insanları iyi tanırım, kimin gerçekten yürekten söylediğini, kimin bir çıkar için yalakalık yaptığını anlayabiliyorum artık.
Tabii bunu öğrenene kadar çok kafam tokuştu, çok kazık yedim ama olsun, onları hayat tecrübesi olarak kabul ediyorum.
Oldum olası dangalak insanları severim, kıyafetimden saç modelime, yazılarımdan başka seçimlerime kadar her şeyi onlara sorarım, hem kendi fikrini öğrenir, hem de başkalarının bu konuda ne konuştuğu konusunda onların istihbaratına başvururum.
Art niyetli dangalaklardan uzak durup, içi dışı bir, iyi kalpli dangalaklara çok değer veririm.
Onların dobra değerlendirmeleri aslında çoğu kez doğru olandır, sizi doğruya götürendir.
Bazen benimle ilgili bu dobra konuşan insanların söylediği bir söz canımı sıkar, kalbimi kırar ama sonra sağlam kafayla düşündüğümde, aslında söylediklerinin doğru olduğuna kanaat getiririm.
Zaten her türlü eleştiriye kulak verir ve onlardan ders çıkarmaya çalışırım.
Başta camın sıkılsa da sonradan hak veririm mutlaka.
Dangalaklardan korkmayın, çünkü onlar sizi genellikle doğru yola yöneltir, esas korkmanız gerekenler yalakalardır.
Yalakalardan, sizi pohpohlayanlardan, yere göğe sığdıramayanlardan sakının.
Çünkü onlar gerçek düşündüklerini değil, sizi elde etmek, tavlamak, sizden çıkar sağlamak için uydurduklarını size söyleyenlerdir.
Yalakaların söyledikleri daha güzel sözlerdir, ruhunuzu okşayıp, sizi rahatlatabilirler ama yalanlar uydurdukları için söyledikleri sizi çok yanlış yerlere sürükler.
Yalakanın kılavuzluğuyla gittiğiniz yolun sonu mutlaka karanlıktır.
Yalaka sizinle işi bittiğinde, sizi gereksiz bir kağıt gibi buruşturup bir kenara atar.
Bir bakmışsınız ki dangalak deyip de yüz vermediğiniz insanları yanınızda bulursunuz.
Bu söylediklerimi sakın kafadan attığımı zannetmeyin; 40 yaşıma bastım ve bunları bana hayat tecrübem söyletiyor.
Şimdi; "bu kadar şeyi neden anlattın?" diyeceksiniz?
Bir arkadaşım aradı dün, CTP'ye gönülden bağlı bir arkadaş; "CTP'nin Dikmen Çöplüğü eylemi" başlıklı dünkü yazımın çok sivri kelimelerle kaleme alındığını, inanılmaz kalp kırıcı bir yazı olduğunu, birkaç gün önceki "Kimi kandırıyorsunuz" başlıklı yazıda da Başbakan Soyer'e karşı çok acımasızca bir üslup kullandığımı söyledi.
Kelimeleri bilerek, isteyerek seçiyorum, üslubum rast gele bir üslup değildir.
Yazdıklarım kendi düşüncelerimdir, içimden geçenler, doğru olarak gördüklerimdir...
Başka CTP'li arkadaşlar da CTP'yi eleştirmenin popülizm olduğunu, kolaya kaçtığımı, popülizm yaptığımı söylüyorlar.
Niye popülizm yapayım ki, kendimi iyi hissetmediğim zaman, yazacak ruhu bulmadığımda yazmam da, bildiğiniz gibi yaklaşık bir ay yazı yazamadım.
Parmağımın arkasına saklanmam, doğru olduğuna inandığım neyse onu yazarım.
Biliyorum gerçek acıdır, gerçekleri dile getirmek de karşıdakini acıtır.
Bence basınımız hükümete toleranslı bile davranıyor, maalesef muhalefet partilerimiz etkili muhalefet yapamıyor, basında da gerçek anlamda bir muhalif tutum yok.
Zaten etkili bir muhalefet olmadığı için hükümet bu kadar başarısız.
Siz varsın sizi eleştirenleri, gerçekleri yüzünüze vuranları "dangalak" ya da "popülist" olarak görün, yalakalarınızın pohpohlamaları ile de yolunuza devam edin.
Bakalım yarın, bugün elinizde bulundurduğunuz imkanlar olmadığında, o yalakaların kaçını yanınızda bulacaksınız?
Karar sizin, ya dangalakların söylediğine kulak verecek ya da yalakalarınızla yolunuza devam edeceksiniz ama o yolun sonunun karanlık olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
|