|
Hüseyin Mercan dostumuzun dramını anlatmıştım size geçen günlerden birinde.
Bir dostumuzun dramı daha var...
Başka meslektaşlarımız yazdı daha önce basın emekçisi Fikret Betmezoğlu'nun başına gelenleri, hakkını ararken hapse düşme hikayesini...
Ama bir de ben anlatayım sizlere...
Fikret'le 1995-1998 yılları arasında Yenidüzen gazetesinde birlikte çalıştık, dizgicimizdi.
Kafa dengi bir arkadaştı...
Espriler yapar, şakalaşırdık sürekli.
Bol bol futbol muhabbetleri yapardık.
İş arkadaşı olmazdan önce onu futbolcu olarak tanımıştım, iyi futbol oynuyordu.
Biraz gayret gösterse, büyük bir kulüpte uzun yıllar oynayacak yetenekteydi...
Hatırlıyorum, ta o zamanlardan hakkının yenmesine isyan ederdi, adaletsizliğe uğradığını düşündüğünde mutlaka sesini çıkarırdı.
Sonra başka başka şirketlerde çalıştı.
Özel sektörde çalışmanın tüm ağırlığını fazlasıyla taşıdı.
Özel sektörde çalışanların yaşadığı sorunların birçoğunu o da yaşadı.
Yedi sülalesi, bugün iktidarda olan CTP'nin en sıkı partilileriydi, bu nedenle beklentisi vardı Fikret'in partisinden, kendisini bir yerlere yerleştirsin diye...
Kimseye yapmasalar o da istemeyecekti de, "yapmak istediklerine yapıyorlar, partili olmayanları da kitle partisi olma uğruna ödüllendiriyorlar" diye öfkeliydi, isyanı onaydı...
Uzunca bir bekleyişten sonra devlet çalışanı olma umudunu yitirmişti zaten.
Çalışarak, daha fazla çalışarak, aynı anda iki yerde çalışarak kapatacaktı artık arayı...
İşçi adamdı, çalışmalıydı, öyle de yapıyordu.
Çalıştığı yerde gelip teklif etmişler kendisine başka bir yerde çalışsın diye, kabul etmiş, bu iş dizgicilik, matbaacılık değil de bu kez tahsildarlıktı.
Çalışıyordu çalışmasına da dört ay boyunca maaşını alamamıştı.
Şeytan dürttü kendisini, topladığı 10 bin YTL'nin içinden 1800 YTL tutarındaki maaşını aldı ve işi bıraktı.
İşverenine de söyledi; "aha ben paramı alıyorum ve işi bırakıyorum, bu şartlarda çalışamam" diye.
Kabul etti işvereni ve Fikret ayrıldı oradan.
Ancak yatırımlarını da yapmamıştı bu şirket.
Fikret, "sosyal sigorta", "ihtiyat sandığının" yatırılmamasını da kabullenemiyordu.
Yatırımlarının yapılmamasına fena halde bozuluyordu, çünkü biliyordu ki işçi adamın geleceği "sosyal sigorta" ve "ihtiyat sandığıydı" başka bir şey değildi.
Söz konusu şirketi yatırımlarını yapmadı diye Çalışma Dairesi'ne şikayet etti Fikret...
Daire, tam altı ay sonra hesap sordu bu şirketten.
Ve işte ne olduysa ondan sonra oldu.
"Sen beni Çalışma Dairesi'ne şikayet edersin ha" diyerek, Fikret'in o tahsil ettiği 10 bin YTL'den 1800 YTL'lik maaşını almasını tam altı ay sonra "hırsızlık" diye polise şikayet etti, tutuklattı onu.
Fikret, bu şirketi Çalışma Dairesi'ne yatırımlar ile ilgili şikayet etmese, tahsil ettiği para içinden maaşını alması sorun olmayacaktı.
Öyle olsa altı ay bekler miydiler?
Hem maaş vermeyeceksin, hem yatırımlarını yapmayacaksın hem de adamı insafsızca mahkum ettireceksin.
Fikret, avukatının da yanlış yönlendirmesi sonucu 6 ay hapse mahkum oldu.
Gariban bir işçi, hakkını ararken maalesef hapsi boyluyor, hem de bu işçi bir basın emekçisi, hem de bu işçiyi hapse mahkum ettiren bir gazete, bir gazeteci, her gün haktan hukuktan, adaletten bahseden bir gazeteci...
Üzülmemek elde değil.
Çalışma Bakanlığı, Çalışma Dairesi maalesef özel sektörde çalışan insanların yatırımıyla ilgili gerekli kontrolleri yapmıyor, yapamıyor, yaptırım gücünü kullanmıyor, işverene karşı çalışanı koruyamıyor.
Bakın işte; suç işleyen haklı konuma, hakkını arayan suçlu konuma düşmüş hapis yatacak.
Başka tarafta adamların adı 170 kiloluk uyuşturucu ile anılıyor ama serbest kalabiliyorlar.
Diğer tarafta adamlar kızına, kız kardeşine cinsel istismarda bulunuyor serbest kalabiliyor.
Öte tarafta adamlar yolsuzlukla ilgili yargılanıyor serbest kalıyor ama topu topu 1800 YTL için, tahsil ettiği paranın içinden kendi maaşı olan parayı aldığı için Fikret altı ay hapis yatıyor.
Söyleyin bana adalet bunun neresinde?
Ve bir de isyan var... Fikret'in bir yakını geçen gün bana dert yandı ve tepkisini şu sözlerle ortaya koydu:
"Geçmişte kendilerine küfredenleri şimdi kanatlarının altına aldılar. Ve o adamlar, hükümetin de denetimsizliği nedeniyle evladımızın yatırımını yapmadı ve o adamlar haksız iftirayla evladımızı hapse gönderdi. CTP'nin hükümetliği döneminde, en sonunda evladımızı hapse de gönderdik ya ne mutlu bize..."
|