|
Ülkemizde mültecilere, kaçak göçmenlere, kaçak göçe ilişkin sorunlar artarken, bu konuya duyarlı okurumuz; Indianapolis Üniversitesi'nden Gülsün Güler de bize bir makale gönderdi.
Kısacık bir yazı ama konuyu gündeme getirme, bu soruna duyarlılığı artırma adına bir şeyler söylüyor.
Gülsün Güler'in yazısını sizinle paylaşmadan önce sevgili Murat Kanatlı'nın eleştirileri aklıma geldi.
"Göçmenleri taşıyan gemileri kıyılarımıza yanaştırmamayı" çözüm olarak görenlere (ki bu konuda maalesef ben de öneriler yapmıştım) yönelik Murat Kanatlı'nın yaptığı eleştiriler yerindeydi.
Murat, "İnsan kaçakçılarının risk almayı istememelerinden dolayı karaya yanaşamayan göçmenlerin bedenleri, yine karaya çıkacak ama ceset olarak! Kıyılarımızdan cesetler toplayacağız çünkü geldikleri teknelerle daha da uzağa gidilemez" diyordu...
Biz, "önlem alın onları buralara yanaştırmayın" diyorduk, olayın insani yönünü göz ardı ederek.
Bu insanları özellikle balıkçı tekneleri ile taşıdıklarını, ancak büyük gemilerle de olsalar, insan kaçakçılarının risk almadan ya gemiyi batırdığını ya da denizin ortasında gemiyi terk ederek kaçtığını aklımıza getirmiyorduk.
Bu yöndeki Murat Kanatlı'nın uyarılarından etkilendiğimi söylemek zorundayım.
Zavallı insanların sırf ülkemize gelmemesi adına yaptığımız önerilerle aslında bir anlamda ölümlerini istediğimiz gerçeğini düşünüyorum da bunu korkunç buluyorum.
Ülkemizi yönetenleri global çözümler bulmaya yöneltmek yerine radarlar, botlar, balıkadamlar almalarını tavsiye etmenin anlamsızlığını kavradım, bu insanları kendi coğrafyamızdan uzak tutmayı başarabilirdik belki ama bu çok bencilce bir çözüm olurdu.
Çünkü bize gelemeyecekler ama başka yere de gidemeyecekler, öleceklerdi.
Konu açılmışken bu özeleştiriyi yapmak istedim.
Bu tartışmaları yine yapacağız, konuyu yine gündeme getireceğiz ama bugün okurumuzun yazısını sizinle paylaşmak istiyorum.
İşte Gülsün Güler'in "Umut Yolculuğundaki İnsan" başlıklı yazısı:
"Mültecilere ilişkin alınan kararlar doğrultusunda mülteci, ırkı dini milliyeti belli bir sosyal gruba bağlılığı veya siyasi görüşleri nedeniyle zulme uğramaktan korkan ve bundan dolayı vatandaşı olduğu ülkenin korumasından yararlanamayan veya içinde bulunduğu korkudan dolayı ülkesini kendi isteği dışında terk etmek zorunda kalan ve dolayısıyla umut yolculuğuna çıkan insanlardır.
Birçok ülkede milyonlarca mülteci bulunmaktadır.
Büyük bir çoğunluk fakir veya gelişmemiş ülkelerden karnını doyurmak ve sığınacak bir yuva bulmak için ayrılmak zorunda kalmaktadır.
Fakat gelişmiş ülkeler, mültecilerin girişlerini kısıtlamak için katı kurallar sunmaktadır.
Ülkemizde de mülteci sayısı her geçen gün artış göstermektedir.
İnsanoğlu temel insan haklarının ve kişisel güvenliğinin korunmasını kendi ülkesinden bekler fakat mülteciler için durum farklıdır, mülteciler kendi ülkelerinde temel haklardan yeterince faydalanamamakta veya kendi ülkeleri bu hakları sunmakla isteksiz davranmaktadır.
Mülteciler sorunu, özellikle devlet sınırlarının belirginleştiği 19. yüzyıl sonlarında ortaya çıkmıştır.
Mültecilerle ilgili tüm sorunlar birçok ülkeyi ilgilendirir.
Bu nedenle mültecilere yardımcı olmak ve sığındıkları ülkelere uyum sağlamalarını kolaylaştırmak için uluslararası örgütler gerekmiştir.
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra 1951'de kurulan Birleşmiş Milletler Yüksek Komiserliği (BMYK- UNHCR); ırk, din ya da siyasi düşünceleri nedeniyle vatandaşı olduğu ülkede barınamayan kişilere mülteci olarak yerleştirildikleri ülkelerde yasal koruma sağlar.
BMYK, mülteciler ve sığınma talep eden kişileri ülkenin koruma sorumluluklarından haberdar olur.
Sorumluluklarını başarı ile uygulamalarını mültecilerin yerleştiği ülkelerin hükümetleriyle ilişkiye girerek takip eder.
Mülteciler, bulunduğu ülkede de o ülke vatandaşlarına tanınan birçok haktan yararlanamaz.
Ancak sığınılan ülke mültecileri tehlikeyle karşı karşıya kalacakları topraklara zorla gönderemez, mültecilere yabancılara sağlanılan ekonomik ve sosyal haklardan yararlanma imkanı sağlar.
Ayrıca sığınma imkanı tanınan kişilerin eşlerine ve çocuklarına sığınılan ülkeye giriş izni sağlanmalıdır.
Bu yüzden ülkeler BMYK ile işbirliği yapmakla yükümlüdürler.
Bununla birlikte BMYK kişi kurum veya kuruluşların özellikle sivil toplum kuruluşlarının desteğini almayı hedef edinmiştir ki bu durum 1951 Cenevre sözleşmesinde mültecilerin statüsüne yönelik hakların sağlanmasıyla belirtilmiştir.
Ülkemizde de sivil toplum kuruluşları ile birlikte devlet yetkilileri her türlü desteği ve işbirliğini yabancı kurum veya kuruluşlarla yaparak ve toplumun bunda aktif rol almasını sağlayarak mültecilere ilişkin sorunların azalmasını sağlamış olacaktır.
GÜLSÜN GÜLER
Uluslararası İlişkiler
University of Indianapolis alum 08"
|