|
Muhabirin, "büyüyünce ne olmak istersin?" şeklindeki sorusuna "öğretmen" cevabını verdi çocuk...
"Ne öğretmeni?" diye bir soru daha yöneltti muhabir...
"Okul öğretmeni" dedi çocuk...
Halbuki öğretmen olması neredeyse imkansız.
Ne öğretmen, ne doktor, ne avukat, ne mimar, ne mühendis...
Bu konumuyla bunların hiçbirini olamazdı.
Çünkü okula gitmiyordu, tahminime göre 7- 8 yaşında olan bu çocuk, daha okul kapısından içeri girmemişti.
Bir kız çocuğuydu konuşan...
Okula gönderilmek yerine çalışmaya gönderilmişti.
Kitap okuması, oyun oynaması gereken yaşlarda esir gibi çalışıyordu.
"Okula gitmek ister misin?" diye sordu muhabir.
"Evet isterim, çok isterim" dedi, etkileyici bir sesle ama gidemiyordu, bir görevi vardı, çalışacak evin bütçesine katkı yapacaktı.
Yüzünü göremedik kızın, çünkü yüzü beyaz zeminle kapatılmıştı deşifre olmasın diye...
Yüzü görünmüyordu ama o çocuk yüreğini hissettik kendi yüreğimizde ve çarpıldık, kederlendik.
O kocaman beyaz noktadan taşan bölümde dağınık saçları, eski büksü kıyafeti yürek burkuyordu gerçekten.
KIBRIS TV muhabiri Mine Avkıran, "Dünya Çocuk Hakları Günü" nedeniyle dün sokağa indi ve çocuk işçilerle konuştu.
İçimizi burkan mini bir belgeseldi adeta.
Mine Avkıran'ın röportaj yaptığı 4-5 çocuk, minicik dünyalarına kocaman kocaman işler sığıştırmış.
Mesela çocuklardan birisi para kazanmak için çöpleri karıştırıp bira şişesi buluyor ve satıyor.
Kimisi mağazada çalışıyor, kimisi atölyede çırak...
Her tarafta "Dünya Çocuk Hakları Günü" ile ilgili paneller, konferanslar, konuşmalar yapılıyor ama sokaktaki bu çocuklardan haberdar mıdırlar acaba?
Biz çocuklarımızı gözbebeklerimiz gibi koruyoruz, bu bize yetiyor mu, dışarıda başkaları esir gibi çalıştırıyorsa çocukları bu derdimiz olmamalı mı?
Olmalı bence?
Ama haber bültenini sunan sevgili Hüseyin Ekmekçi'nin bilgisayarına bir mesaj geliyor ve o da mesajı dinleyenlerle paylaşıyor.
Mesajda deniyor ki; "Bize ne o çocuklardan, tümü de Türkiyeli çocuklar, bizden değil ki?"
Hüseyin, ekranda bu mesaja tepki gösterdi, bu yaklaşımın doğru olmadığını söyledi.
Gerçekten de çok üzüntü verici bir mesajdı bu, birçok kişinin böyle düşündüğünü biliyorum.
Neler oluyor bize?
Ortada mağdur olan çocuklar var, nereli oldukları, hangi ırktan, hangi dinden, hangi ülkeden olduklarının önemi var mı?
İster Türk, ister Rum, ister Ermeni, ister Kürt isterse Arap olsun, çocuk her yerde çocuktur, çocuk her yerde güzeldir ve çocuk her yerde korumaya muhtaçtır.
Tamam bu çocuklar buraya taşınan nüfusun çocukları, işçilerin çocukları, bize farklı kültürün çocukları ama sonuçta çocukturlar.
"Bizden değiller ne halleri varsa görsünler" tavrı bize hiç yakışmıyor.
Ailelerinin bir yerlerden kopup buralara gelmesinde onların suçu nedir?
Tamam, ortada yanlış bir politika olduğu doğrudur, okullarımız işçi çocuklarıyla dolmuş, hastanelerimizden bizden çok yararlanır olmuşlardır, kültürel farklılık toplumsal sorunlar ortaya çıkarmaktadır ama bu sorun içinde en masum olan taraf çocuklardır.
Eğer birileri göz yumuyorsa bu ailelerin "taşı toprağı altın" diye Kuzey Kıbrıs'a akışına, onlara bakabilmelidir de.
En azından çocukların işçi olarak kullanılmasına izin verilmemeli, okula gitmeleri sağlanmalıdır.
"Ne halleri varsa görsünler" diye bırakırsak, esas o zaman toplumsal sorunlar artış gösterir.
Sokağa salınan sonuçlar sonuçta potansiyel suçlu haline dönüşür.
Yetişkinlerin, özellikle de karar verici durumdaki siyasilerin, hatalarının kurbanı çocuklar olmamalı.
Çocuğu korumakla ve eğitim hakkıyla ilgili yasaların emrettiği uygulamalar taşıma nüfusun çocuklarına da uygulanmalıdır.
Sekiz yaşına gelmiş, iş yapmaktan nasırlaşan elleri bir defter, bir kitap kapağı açmamış, kalem tutmamış ama öğretmen olmayı hayal ediyor, bu çocuğun hayallerini çalmaya kimsenin hakkı yoktur...
|