|
Geçenlerde Bakan Sonay Adem, kabaca dedi ki "bundan sonra özel sektörün lise ve üstü eğitim gerektiren yabancı işgücü taleplerini, sektörlere göre değerlendireceğiz ve izin vereceğiz. Bazı sektörlerde lise ve üstü eğitim gerektiren yabancı işgücünü yasaklayacağız, izin vermeyeceğiz". Detaya girmeden bu mesajı verdi.
Sonay Bey, ilk bakışta herkesin arzu ettiği bir temenniyi, niyeti dile getirdi. Ama murat ettiği hedefe ulaşmak için ortaya koyduğu regülasyonlar ve yöntem ne yazık yanlıştır, hatta eksiktir. Dolayısıyla, arzu edilen hedefe tek başına bu yanlış ve eksik araçla ulaşmaya kalkarsa (yasaklama), kuvvetle muhtemel emek piyasasında ve ekonomide anomalilere, sapmalara, katılıklara neden olacaktır. Yasaklama ve merkezi planlama, serbest piyasa ekonomisi açısından rasyonel bir regülasyon değildir, piyasayı bozar.
Herkes gibi, benim de gönlümden geçen "özel sektörde yerli emeğin maksimum düzeyde kullanılmasıdır". Keşke, özel sektör, bütün emek ihtiyacını içerden, yerlilerden karşılayabilse. İnanın, aklı başında her işveren ve işadamı da aynen böyler düşünür zaten.
Çünkü, orta ve uzun vadede, kalifiye ve eğitimli yerli istihdamın mali ve sosyal konforu, yabancıya göre daha yüksektir. Maliyet, verimlilik, performans, devamlılık, adaptasyon, istikrar, kültür, vs sosyo-ekonomik nedenlerden dolayı böyledir bu.
Hele "lise ve üstü eğitim gerektiren işlerde", bu durum yerlilerin daha da lehinedir. Gözlemlerime dayanarak, genelde lise ve üstü eğitim gerektiren kayıtlı yabancı işgücünün (çünkü kayıtsız da var) mevcut şartlarda, sosyo-ekonomik maliyeti yerliye göre daha ucuz değildir.
Herhangi bir işveren, lise ve üstü eğitimli birini istihdam ederken, elbette emeğin maliyetine bakar ama eşzamanlı olarak bundan daha önemli olarak istihdam edeceği adamın "kalifiye durumuna, tecrübesine, bilgisine, işe yatkınlığına, performansına, verimliliğine, vs" de bakar". Tabii, bir şeye daha bakar, "beklentilerine". Yani, memur olma niyetine, yaz mesaisi beklentisine, çalışma hevesine, vs.
Dolayısıyla bir çok sektörün, özellikle lise ve üstü emek ihtiyacında "kalifiye, uygunluk ve beklenti kriteri" fiyattan daha önemlidir. En azından başabaştır. Hal böyle iken; Bakan Adem zannediyor ki, bazı sektörlerde lise ve üstü yabancı işgücüne izin vermediği zaman, özel sektör bu ihtiyacı zorla yerli emek piyasasından karşılayacak.
Kapıyı kapatınca, piyasa içerdeki elemanları kullanmak zorunda kalacak, haliyle gizli beklentisi olan ücreti de biraz yukarı çekerim diye düşünüyor! Böylelikle, özeli, yerliler için cazip hale getiririm, kamudaki ücretlere yaklaştırırım hesabını da yapıyordur, vs.
Keşke, ekonomi bu kadar basit olsaydı. Keşke, ekonomideki sebep-sonuç ilişkileri her zaman lineer doğrular olsaydı. Ama değil. Ekonomi, çok değişkenli ve düz bir çizgi üzerinde ilerlemeyen bir sebepler-sonuçlar ilişkisidir.
Bir kere, sürekli gelişen ve değişen ekonomik yapı içinde, bir işin lise ve üstü eğitim gerektirdiğine kim karar verecek? Bürokrasi mi, bakan mı?
Bir piyasa ekonomisi için en tehlikeli olan konu, "piyasa sistemi devredeyken (resmi iddia) merkezi planlama yapma sevdasıdır". Bilin ki, piyasa dışında, karara müdahale etmeye kalkan altında kalır. Serbest piyasa, her tür yasağı, piyasaya uygun olmayan kontrol girişimini her zaman bertaraf eder.
Piyasa yerine, merkezi bir yönetimle bürokrasinin tayin etmesi, karar vermesi çok sakıncalıdır ve hem bypasslara, hem de sapma ve anomalilere neden olacaktır.
İnanın bana, asla tek başına bu türden bir düzenleme (bu konudaki en iyi piyasa regülasyonunu yapsak bile) ile de murat edilene ulaşamayız, çünkü bu konudan önce mutlaka başka adımlar atmamız gerekir. Sonucunu da, bu adımları attıktan sonra ancak orta-uzun vadede alabiliriz. Akşamdan sabaha, bu konuda yasaklayarak sonuç alma ihtimalimiz yoktur.
Orta ve uzun vadede sonuç alabilmek için, evvela emek piyasasını bozan delikleri kapatmamız lazım (olmazsa olmaz), buna eşzamanlı da hedefe ve serbest piyasa uygun regülasyonlar yapmamız lazım.
Hatta, inanın bana, tek başına kamudan kaynaklanan delikleri kapatsak, tamamlayıcı ve dürtücü regülsayonlara bile gerek kalmayabilir, piyasa çalışır. Sonuçta, okul ve bölüm seçimine kadar inerek, emek piyasasında arz-talep dengesi kendiliğinden oluşur.
Niye bu işin olmayacağını bir kere daha anlatalım? Önce emek piyasasını bozan deliklerden, vakumlardan, olmazsa olmazlardan bahsediyim.
Ey ahali, emek piyasamızda kamunun yarattığı büyük bir vakum vardır. Ve vakuma neden olan kamusal motivasyonlar, emek piyasasını feci şekilde bozmakta, hatta insan kaynaklarımızı tarumar etmektedir. Kamunun yarattığı bu kara delikleri kapatmadan emek piyasamızı asla normalleştiremeyiz. Bunları yapmadan, eğitim sektörü ile özel sektör arasında olması gerektiği gibi bir arz-talep ilişkisi ve işbirliği de oluşmaz. Çünkü,
i- Kamuda sürekli olarak istihdam beklentisinin olması (populizme açık)
ii-Yerli üniversitelere kolay giriş ve kolay çıkışın olması.
iii-Ve erkekler için askerlik sorunun olması emek piyasamızı saptırıyor. Sorunun dibindeki sebep-sonuç bunlardır.
Ve bu sapmayı, sebep-sonucu ortaya çıkaran güçlü motivasyonlar da bizzat kamudan geliyor, kaynaklanıyor. Bunlar da; eşzamanlı
a-Kamuda asgari ücrete göre yüksek başlangıç ücretinin olması, genelde performansa dayanmayan yüksek ücret düzeyinin olması,
b-Kamuda fahiş emeklilik ve sosyal güvenlik haklarının olması,
c-Kamuda çalışma şartlarının gevşek ve haklarının da ülke ve ekonomik gerçeklere göre abartılı ve suni olmasından dolayıdır. Yani, izin, ikinci iş fırsatı, yaz mesaisi, iş garantisi, gevşek çalışma şartları..vs.
Şimdi, Allah için olsun, ortada bu kamusal motivasyonlar varken, devleti avantadan yaşama aracı haline getirmişken, vatandaşı avantadan yaşamaya alıştırmışken; hangi yerli özelde çalışmak ister ha?
Diyeceğim odur ki, kamudaki delikleri kapatın yeter, piyasa gerisini halleder. Ha kapatırsanız, asgari ücret politikasında değişimle birlikte eşzamanlı filtreler ve standartlar getirilebilir ama yasak ve merkezi planlama asla olmaz!
|