|
Dünyada refah ve rahat yoktur, ancak saadetin bu dünya hayatında da tadılması mümkündür. Bunun reçetesi Nur Külliyatı'nda şöylece ifade ediliyor:
"İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni (iki dünya saadetini) iktiza eder." (sözler)
Yani iman edip kendisini Allah'ın eseri bilmek, çevresinde onun hizmetine koşan bütün varlıkları da yine onun yarattığının şuurunda olmak. Kendini bu dünya hayatında Rabbinin misafiri, güneşi kainat sarayının lâmbası, ağaçları birer tablacı görmek. Bu başlı başına bir saadettir.
Bu dünyada ana hatlarıyla "iman, Salih amel, takva ve güzel ahlâk" denilen dört maddeden imtihan edildiğini sürekli göz önünde bulunduran insan, iman etmenin, güzel ve faydalı işler görmenin, her türlü kötülükten ve günahtan uzak durmanın, güzel ahlak ile bezenmenin mutluluğunu yaşar.
Saadet: Göz ve gönül tokluğundadır. Kanaatsiz, kıskanç ve hasetçi adam mesut olamaz.
Merhametli olmak, başkalarının derdini paylaşmak ayrı bir mutluluk kaynağıdır. Bunu kaçıran insanın saadeti tam ve mükemmel değildir. Saadetin yolu, alçak gönüllülükten ve çevre ile uyum içinde yaşamaktan geçer.
Ölünce yokluğa gideceğini sanan, ölümünü bu anlayışla bekleyen ve ömür sermayesinin tamamını dünya için harcayan bir kişinin mesut olması mümkün değildir.
İnsan yaşadığı toplumun ve bütün bir insanlık aleminin dertleriyle dertlenecek bir yaratılışa sahip. Depremlerden trafik kazalarına, siyasi çekişmelerden cinayetlere kadar nice olaylarla çepeçevre sarılmış durumda.
İnanmayan ve isyan bataklığına saplanan bir kişiyi aklı durmadan ikaz eder. O üstün yaratılışına rağmen ölümünü unutmak için aklını uyutan kişiye mesut denilemez. İçkiyle olabileceği gibi makam hırsıyla, servet aşkıyla, desinler sevdasıyla da olabilir. Ne var ki, bunların hepsi ölüm öncüsü hastalıkların vücudu sarmasıyla bir anda sönüp giderler.
Allah'a iman eden kişi bütün varlık alemini O'nun yarattığına, O'nun sevk ve idare ettiğine, "her şeyin dizgininin O'nun elinde her şeyin hazinesinin O'nun yanında" olduğuna iman etmiş oluyor. Çok iyi bilir ki şu muhteşem varlık alemini ona hizmet ettiren Allah dilemedikçe, hiçbir mahluk ona zarar veremez. Ve eğer insan, elinin erişebildiği konularda gerekli tedbirini alır, sonra Allah'a teslim olup, O'na tevekkül ederse hayatını saadetle geçirir.
Tevekkül başlı başına bir saadet kaynağıdır. Allah'a güvenmek, O'nu vekil edinmek, üstesinden gelemeyeceği bütün olayların O'nun emrinde olduğunu bilerek Rabbine sığınmak büyük bir saadettir. Aksi halde insan, her şeyi kendisine düşman görür, bunların büyük bir çoğunluğuna karşı da elinden hiçbir şey gelmediği için daima tereddütler, korkular, ıstıraplar içinde perişan bir hayat sürer.
Alaadin Başar (Zafer)
|