|
Bir süredir alçı taşı çıkarmak için taş ocağına çevrilmesi öngörülen İpsaro tepeleri üzerine çeşitli bilir kişiler ve sivil toplum örgütleri hassasiyetlerini belirtiyorlar.
Son olarak da bölge halkı, "Çınarlı'yı Sevenler Derneği" adı altında örgütlenerek, bir dernek kurdu. Bu tepelerin taşocağına çevrilmesinin sakıncaları üzerine ilgililerin dikkatini çekmeye çalışan dernek, topladığı imzaları da Başbakana iletti.
Geçtiğimiz gün, basında yer alan bildirilerinin ardından, dernek başkanı Hüsrev Bektaş ile telefonda sohbet etme şansımız oldu.
Hüsrev Bey, yaklaşık 2 yıldır gündemde olan konu ile ilgili çalışmaların seyrinin yavaş ilerlemesinden dolayı umutlu.
Ancak parselleme işlemlerinin bölgede başlamasından duyduğu endişeyi paylaşarak, çok geç olmadan, duyarlı olan yetkililerin ilgisini çekmeye çalışıyor.
Bölge için ana endişe kaynağı, 5'i, 2002-2003 döneminde, 3'ü yeni olmak üzere toplan 8 taşocağının çalışmaya başlamasıyla, ülke genelinde baş gösteren kuraklığa rağmen, burada halen yeşil olan bahçelerin yok olacağı, anıt niteliğindeki zeytin ve harnup ağaçları ile binlerce ağaçtan oluşan orman alanlarının katledileceği ve akarsuların ciddi zarar göreceği üzerine yoğunlaşıyor.
Çünkü, önceden, Çevre Eski Bakanı Asım Vehbi'nin dediği gibi, ocakların yönü değiştirilip, dışardan daha kurak görünen, Güney bölgesine taşınması bile, çevre felaketinin önüne geçemeyecek.
Yeşil Barış Hareketi Başkanı Doğan Sahir, konuya bütünsel yaklaşılması gerekliliğine işaret ederek, kurak görünen Güney bölgesinin, bir kanat gibi, Kuzey'in verimliliğinin sağlanmasında çok önemli bir rol oynadığını söylüyor.
Sonuçta, Güney'de yapılacak tahribat, Kuzey bölgesini de etkileyecek.
Zaten patlatmalar sonucu çıkacak olan tozlanma, sadece bölgedeki bitki örtüsüne değil, aynı zamanda, hayvancılık faaliyetlerine de ciddi bir tehdit yaratacak.
Bölgede arıcılık yapılıyor.
Tarım ve hayvancılık en önemli gelir kaynağı.
Bu bölge, adanın az bulunan, en zengin yeşillik alanlarından biri.
Önemli akarsuların yer aldığı, av hayvanlarının ana uğrak yerlerinden biri ve çok değerli bir doğal zenginlik.
İpsaro tepeleri, Trodos'un Plates bölgesine benzetiliyor, en fazla.
O bölgenin nasıl değerlendirildiği ise ortada!
Bunun da ötesinde, adadaki en uzun ve en önemli mağaralardan biri olan İncirli Mağarası'nın da söz konusu taşocaklarından etkileneceği öngörülüyor.
Bu mağara, 100 bin yıllık bir tarihe sahip!
Tanıtımı yeterince yapılıp, bu değer kullanılamıyor.
Oysa, ÇED raporu olumsuz çıkmasına rağmen, konu ile ilgili herhangi bir geri adımın söz konusu değil.
Bölge ile ilgili olarak verilen ÇED raporu, bakın nelerin altını çiziyor;
Tepenin kuzeye bakan kısmı, yoğun ağaçlarla kaplıdır
92290 adet zeytin, harnup ve badem
Ayrıca, 3196 dönüm orman arazisi direkt olarak katledilecek, geriye kalan arazi ise uzun vadede etkileşimden yok olacaktır.
Tarım faaliyetleri sona erecektir
Topoğrafya, jeolojik yapılar, dere yatakları, sulak alanlar, su kaynakları ve pınarlar kalıcı olarak etkilenecektir
Sürekli hava kirliliği yaratılacaktır
Kırsal turizme uygun bir alan ve iki köy yok edilecektir
Bedeli 60 yılda şirketlere sağlanacak 12.9 milyar USD gelirdir
Fırsat maliyeti sonsuza dek eko-turizm yapılması eko sistemin ve 2 köyde yaşayan insanların kültürleri ve jeolojik mirasları ile nesillerini devam ettirmeleri.....
Yıllık kar 8 şirket için 160 milyon USD
720 milyon USD döviz çıkışı önlenmiş olacak
Günde 8000 ton kazı yapılacak 4000 ton alçı elde edilecek
Jeoloji ve Maden Dairesi verilerine göre ruhsat alanı içinde 60 milyon ton jips rezervi mevcutttur.
İşletme alanında sondaj çalışmaları yapılmamış ve işletilebilir rezerv net bir şekilde belirlenmemiştir. Bu yapılmadığı takdirde binlerce ağaç sökülüp arazi ve ekosistem tahrip edildikten sonra birkaç yılda rezervin tüketilmesi gibi bir sürprizle karşılaşılabilir.
Bölgenin hidrojeolojik özellikleri, topoğrafyası, bitki örtüsü, dere yataklarının yeri değişecek, muhtemelen rüzgarlar ve yağışlar da etkilenecektir. Bölgede bulunan bir pınar da kaybedilecektir. Alçı taşına bağlı olarak bulunan yeraltı suları muhtemelen azalacaktır. Topoğrafya değişeceğinden dolayı kışın akan derelerden bundan sonra su akmayacak, bu güzergahta bulunan sulak alanlar bozulacaktır. Arazide yaratılacak yeni eğim haritasına göre yeni dere yatakları oluşacak ve bazı bölgelerin sel baskınına uğraması ihtimaldir.
Devletin bu kadar olumsuzluklarla dolu kendi ÇED raporunu bir kalemde silmesi, hiçbir ciddiyete sığmaz ve affedilemez bir şeydir.
Bölgeden çıkarılması öngörülen alçı taşı ülke ihtiyacının çok üstünde.
O yüzden, her ne kadar geçmişte ihracat durdurulacak dense de ihtiyaç fazlasının, Ukrayna ve Orta Asya'ya gönderilebileceği, tahmin ediliyor.
Doğan Sahir, 1 buçuk yıl önce verilen resmi rakamlara göre, Beşparmakları yok eden taşocaklarının yıllık gelirinin, 100 milyar TL'ye denk düştüğünün altını çiziyor.
Ülkeye getirisinin bu kadar komik, götürüsünün de bu kadar yıkıcı olduğu bu faaliyet alanı, bir türlü denetim altına alınamıyor, üstelik.
Kontrollü ve merdiven usulü esasında kazılar öngürülse de geç kalınmış ve denetlenemeyen uygulama, çevre felaketinin boyutlarını katlamaya devam ediyor, ne yazık ki.
Yasada zorunlu olmasına rağmen, taşocaklarında yetkili mühendis bulunmaması ve hala kaçak patlayıcı kullanıldığına ilişkin çeşitli bilgiler, çevrecilerin dikkat çektiği, en önemli unsurlar arasında.
Şimdi, bu alanda yaşanan bunca kötü tecrübeye rağmen, en değerli bölgelerden birinin daha kurban verilip verilmeyeceğini hep birlikte izleyeceğiz.
Yeni izinler verilmeyecek denmesine rağmen, yeni izinlerin de verildiği, ÇED raporunun dikkat çektiği tüm olumsuzluklara rağmen, kararlılığın sürdüğü bu konuda da sanırım belirleyici olacak olan, sermaye sahiplerinin gücü olacaktır.
Umarım bu kez, çevre konusunda gösterilen duyarlılığa kayıtsız kalınmaz ve yeni bir çevre felaketi daha yaşamayız.
Bugüne kadar olan tecrübeler maalesef, aksini gösteriyor.
Çünkü, yazık ki biz çevreyi, siyaset ile sermaye kıskacına teslim bıraktık.
Yine de duyarlı olan siyasiler ve vatandaşların öncülüğünde bu felaketin önüne geçilebilir.
|