|
Yaz güneşi biriktirdi biriktirdi
Sonbahar yapraklarda delirdi
Kış derin çizgileriyle devrildi
Bahar gül tanklarıyla çiçek çağlayanlarıyla belirdi
Ve bir bahar günü doğdun sen
Sezai Karakoç
Gökten ağır bir haber indi yere. “Doğ” dedi doğa, esirgeyen ve bağışlayan aşkın diliyle. Açtı kapısını ardına kadar toprak, dilinde yılan ısırığı gizli bir gülümsemeyle. Zehirli ve hormonlu, huzur yeniği bir dünyaya muştusunu getirdi. Kaçılmayacak bir k/a/eder gibi durmaktayken zaman, beyazın arınmış rengi düştü yaşamın orta yerine...

Nerdesin? Rüyaları yorumlayan adam getirdi haberini. İçimde kımıldanan adının yankısı bağlandı göbekten gerçeğime. Gerçek olmasaydın böyle barınabilir miydin içimde? Bunca yıl, bunca yol, bunca gece bekler miydin beni? Seni yaşamasaydım jilet kesiği gülümsemeleri tutamazdım ellerimde. Büyük adamların küçük taklitleri gibi laflar ezberlerdim şezlongların üzerinde. Hem de en az 50 faktörlü güneş koruyucularının garantisinde. Oturup gümdem ve başlıklar üzerine şiirler karalardım, hatta adreslerini tırmalardım gündemcilerin. Aşkı vıcık vıcık bir kalemle dillendirirdim belki büyük tirajlar gölgesinde. “Ödleriyle öten kuşları” yemlerdim belki felsefecilerin özlü sözleri ezberinde. Hatta içinde kaybolduğum kitapların kahramanları gibi olduğuma inanırdım, bunca yalan dolan içinde.
Gel, nerdesin? Sana diyemeyeceğim sözler biriktirmekteyim. Sana yazılamayacak anları gebeyim. “Yüreğim bozuk bir saattir, hep sende durur”, zamanı, saati, tarihi ve takvimi reddetmedeyim. Haberini gökten ağır bir işaret indirdi yere. “Doğ” dedi hayat affedici gülümsemesiyle. “Yağ” dedi, aşksızken şiirleşmeye kalkanların inadına. Öfkenin gölgesinde duranların, eli kanlı tarih kitapları yazanların, rantçıların, partizanların, doğaya ışık yerine zift atanların inadına “doğ” dedi, büyüyecek ceninlerin aşktann yaratılacakları inancıyla. Reklam gülüşlü eski edebi(yatı) kalmayanları görmemek için başını değil, rotanı çevir dedi...

Toprak ana, gökten bir Cemre sundu yere. Sür dedi yüzünü, sudan yapılmış gerçeğe. Cengar bir ağaç sürdü meyvesini Ağustos’un üzerine. Yazın cinnet sıcaklı geceleri delici bıçaklarıyla baktı yüzüme. Toprağın yaratıcı kahverengisini tutarken ellerimde “hadi hazırlan” dedi bir ses karanlıklar içinde. Cemalini rüyamda gördüğüm ses çekti beni içine. Doğ dedi yaşam, doğ ve doğur kendini gerçekliğinle...
Bedia Balses
Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir.
M.FOUCAULT
********
Gereği Yok
Beni anlamayınız
Gereği yok
Kaçınız duygulandı erken sabahlarda
Yapraklar üstündeki su damlalarıyla
Kaçınız değerlendirdi onları Japon incileriyle
Beni sevmeyiniz
Gereği yok
Tuttunuz mu yumuşacık bir sünger parçasını
Yüreğinizin bağlarıyla
Beni anımsamamanız çok önemsiz
Ya unuttuklarınız
Küçük, gereksiz bulduklarınız
Sevgiyi kıpır kıpır dağıtmalarınız
Ondan ötürü tüm anlaşamadıklarımız
Rengin Nadir
(Uyumsuz Dal)
************
Bırakın Gitsin Artık
Sözlüklerden çıkartın
Atın sevgiyi yola
Toprak yeşile doysun
Tükürün dilinizden
Kayalara taşlara
Taşlar kalbini oysun
Boşa tutmayın elde
Bırakın uçsun artık
Tanrı yerine koysun
Attila Damar
*************
Hayat Eğreti Bir Çiçek Gibi
Hayat eğreti bir çiçek gibi
Göğsümüzde takılı
Yüreğimizde taşırız ağrılığını
Yeryüzünün ilk aşkıyız, doğru
Eski şarkılar düşer dilime
Issız limanlara sığınır korku
Gözlerin sessiz yakarış
Parmakların uzadıkça saçlarımda
Göğsüne kaçarım, kendime
Aktaç Altıok
(Çıkılmamış Yolculuklara)
**********
Zamana Asılı Mektuplar
“Senin için alışılmış şeyler söyleyemem” bilirsin. Yok, bu “uzak yakınlıkta” yazılmamış değil, yazılamayacak mektuplar biriktirmekteyim sana. Tavan yapan yazıyla güneş şahittir yaşanacak hayatlar sakladım. Gri renkli öpüşlerden sakındığım sancılarımdan kendin kadar gerçek bir parçamı yaz(ş)ıyorum sana. Mürekkepsiz, harfsiz, zarfsız ve pulsuz bir kapının ardındayım. Aç kapıyı, çık karşıma...
Hazan Ada
*********
Başucu Kitaplarından
Gençlikteki yoksulluğun, başarıya ulaştığı zaman, olağanüstü yanı şudur ki, bütün istenci çabaya, bütün ruhu yükselişe çevirir. Yolsulluk, özdeksel yaşamı çırılçıplak meydana çıkarıverir, onu iğrenç durumda gösterir; işte bu da, ideal bir yaşama doğru atılışları doğurur. Zengin genç adamın yüzlerce parlak, kaba eğlencesi vardır. At yarışları, av partileri, köpekler, tütün, kumar, şölenler, daha birçok şeyler. Ruhun düşük yanlarının, üstün duygulu yanları zararına yaptığı işler. Fakir genç ekmeğini kazanmak için çabalar yer; yedikten sonra da düşlere dalar. (...) Gökyüzüne, uzaya, yıldızlara, çiçeklere, çocuklara, içinde acı çektiği insanlığa, içinde parladığı doğaya bakar. İnsanlığa öyle bir bakar ki, ruhu görür; doğaya öyle bir bakar ki, Tarıyı görür. Derin derin düşünür, kendi büyüklüğünü görür...
SEFİLLER (Victor Hugo)
Dünya Klasikleri, Oda Yayınları, Türkçesi: Nesrin Altınova - 1990
|