Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı
Hem aldatıldılar, hem hapse gittiler
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor
Başkanlık konusunda uzlaşamadılar
Evraklarını yeğenine verdi polise "kaybettim" dedi
Tatbikatlar iptal
Ertuğruloğlu: Herkes mesajı aldı,UBP tek başına iktidara yürüyor
Esnaf tükenme noktasında, acil önlem şart
Öztürk: Ülkede toplanan sütün yüzde 20'sinin fiyatı borsada belirleniyor
Kıbrıs sorununun çözümü, AB'ye katılıma da yardımcı olacaktır

YORUMLANANLAR
Doğal pınarı kendi malı gibi kullanıyor [1]
2'si ağır, 3'ü çocuk 7 yaralı [3]
KTÖS: Bakanlıkla konuyu netleştirene dek yıllık planlar yapılmayacak [2]
"Fanatizm-Ya bizdensin ya öteki" [1]
Avcı: Su sorunu, Anavatan Türkiye'nin desteğiyle çözümlenecek [4]
Bu sezon Kıbrıs TV fırtınası esecek [2]
Güzelyurt kökenli Rumlar, sözde "işgale" karşı yürüyüş düzenledi [5]
Cumhuriyet Meclisi'nin izleyici konumuna sokulması kabul edilemez [1]
Konfederasyon ve iki ayrı bağımsız devlet istemiyoruz [5]
İnşaatlar durdu müteahhitler çoğaldı [1]



Bırak Saçlarını İstanbul Rüzgarına

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   27 Haziran 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Uçaktan bakıldığı zaman ait olduğu “yer”lerin ne kadar uzağında olduğunu anladı. Elini uzatsa kibrit kutusu gibi görünen adayı avuçlayacaktı sanki. Dokunamadı. Ülkesinin toprağına, suyuna, yönetimine, geleceğine dokunamayan her Kıbrıslı gibi, hissettiği şey sıradandı. Yer, altından kayıyor, bulutlara doğru yapacağı yolculuk başlıyordu. Oysa, onu taşıyan metal yığını vasıtası ile değil, düşleri, yazıları, yaptıkları, inandıkları ile, kendi omuzlarına basarak dokunmak istiyordu bulutlara. Uçak sallandığı zaman, ait olduğu yerlere düşme korkusu yerleşti içine. Yanındaki minicik ele sıkıca yapıştı. Yere çakılmakla, uçmak arasında bir yerde durduğunu biliyordu. Gidişle, dönüş arasında bir rotada ilerliyordu. Şu anda hangisini daha çok istediğini, hangisi için bilet kestiğini anlayamadı. Çıktığı yollarda belki isminin önüne bir çentik atılacak, belki rötar yiyecek, kendi zamanının ardında kalacaktı. Bunun farkında ve bilincindeydi. Yetişememek, geç kalmak endişesi, üzerinden uçtuğu denizi gördüğü anda kafasından uzaklaştı.

 

Karadaydı. Bir başka toprak kokusunda, alt  yazılı bir film seyreder gibiydi.. Önünde rüzgar sinmiş bir şehir çığlık çığlığa akıyordu.  İstanbul, tüm yorgunluğu, bıkkınlığı, homurtusu ile karşısındaydı. İnsanlar ve sesler alışkın olmadığı bir uğultudan ibaretti. Üstelik de bu şehirle defalarca karşılaşmış, ancak her karşılaştığında yeniden tanışmıştı. Sağır bir kulak, kör bir göz gibiydi önünden akan kalabalık. Asık suratlı insanlar ilerliyordu biryerlere yetişmek telaşıyla. Birbirlerinin yüzüne, gözlerine bakmadan, yaşamı ıskalayan, vapura, gemiye doluşmaya çalışan, otobüs kuyruğunda, taksi, metro durağındaki insanlar koşuşuyordu. Yaşam hızla geçip gidiyordu onlar koşuşurken… Peki bu ezme-ezilmeme, yetişme telaşı karşısında kendisi ne durumdaydı diye düşündü? Müthiş bir yabancılık duygusu esir almıştı benliğini. Aynı dili konuşup, farklı şeyler anlatan bir yabancılaşmaydı hissettiği. Üstelik de bu şehre her gelişinde aynı duyguları hissetmişti: ‘Dışarıda kalmak duygusu ve aidiyetsizlik’… Oysa bu duygular çok eski ve tanıdıktılar. Yedi tepeli şehre özgü değildi bu hissedişi. Kendi toprağında, odasında, duvarında aşina olduğuydu.. Ara sokaklardan sesinde aşkı yaşatan, hüznü dillendiren kadının(1) müthiş şarkısı girdi lafa:

 

Uzanıp Kanlıca’nın orta yerinde bir taşa

Gözümün yaşını yüzdürürüm hisara doğru

 

Müziğin sarsıcı etkisi ile koşuşturmacalı, yorgun bir günün ardından yürüdüğü yollarda, baktığı semada bir farklılık olduğunu gördü. Kokuları, binaları, koşuşturmacası, sağırlığı, tatsızlığıyla avaz avaz bağıran şehrin üzerine büyü tozu atılmıştı sanki. Akşam olmuş, gün geceye kavuşmuştu. Şehir, mücevherlerini takmış, parfümlerini sürmüş bir başka kimliğe bürünmüştü. Gündüz boğucu bir yaşamı taşıyan şehir, gece şairlerin, delilerin, aşıkların, hüzünbazların, her yerden gelip hiçbir yere gitmeyenlerin, hiçlikle mücadelenin alenileştiği bir kimliğe bürünmüştü. Gecenin ortasında kalakaldı. Elleri aşkla uzandı sevdiğinin ellerine. Ümit Yaşar’ın dediği gibi “Bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmazdı”… “Bir lodos lazımdı şimdi ona, bir kürek, bir kayık”. Şimdi, büyülü şehirde bırakılan gonca güller, körfezdeki dalgın sular, bir kadının ayağının suya değme anlarının dirildiği zamandı. Martılar haber taşıyorlardı gecenin uzağından eteklerine. O, İstanbul’un içinde gizlediği derinliği dinliyordu. Yarım kalan o şiir(2) büyülü şehrin sokaklarında hafızasında yankılanıyordu:

 

“Kah bir lodos denizlerden esen

Ilık mı ılık

Kah ustura gibi bir deli poyraz

Bırak saçlarını rüzgarına İstanbul'un

Bu şehirde aşksız ve rüzgarsız yaşanmaz”

 

 

(1) Sezen Aksu

(2) Ümit Yaşar Oğuzcan’ın ‘İstanbul Işık Işık’ adlı şiirinden.

 

Dün, tarla kuşuna örtülüydüm

 

Bir akşam

Evine döndüğünde

Güneşin değil

Yüzündeki yorgun gülün gölgesini

Getir

 

Dün, bir tarla kuşuna örtülüydüm

Bu akşam

Hüzün vadisinde bir suskun

 

Koşmaya başlarım

Yağmur yağınca

“biraz dur” desin “yüzünü daha çok göreyim”

Beklenmeyen bir yağmurun ıslaklığında

 

İstersen,

Karanlık olmadan

Bir çiçek as balkonuna

Kırmızı açan

Ve

Ansızın siyah

 

M. Kansu

(Marazlıyım Size ve Zamana, Işık Kitabevi)

 

Hüzün Damlası

Düşlerin ıslak dalları
bir serçe titremesi
üşüyen iç sesiyim
yaralı çocukluğun

Bahçemde sular titrer
ruhumda üzgün nilüferler

Gölgem ve ben dans ederiz
bekleyen ölüme karşı

Korku sesiyim
acıtan karanlığın
şükrana adanmış kuzu
İncecik ağlaması

Müzikli kutuda balerin
özgürleşince dönerim

Su üstünde güz yaprağı
karartmalı bir geceyim
yoksunluğu seyrederim
kederin aynasında

İnce bir ışığım
dudak kıvrımında
yaralı bir hayalin

Kırık bir düşün
geçişi zamandan
büyümenin
ay kanaması

Uçan bir ürperti
gömütlerin üstünde
yitik bir melek ağlaması

Vadide sessiz çiçek
hüznün öpüştüğü yerde
bir tutkunun
yalnızlığa
tıp
tıp
damlaması

 

Neşe Yaşın

Acının Rengi

..ey acılara tat veren güzellik
Yüreğimize hoşgeldin
Geldin de
Çiçekli dallara döndürdün öfkemizi
Artık ister dolu yağsın ömrümüze
İsterse kar
Biz ki bildikten sonra sevmeyi
Bütün sabahlar
Acı renginde olsa ne çıkar.

Adnan Yücel

 

Başucu Kitaplarından

Asla teslim olmayacağını, kararımı zayıflatacak bir açık aramaya devam edeceğini düşündüm. Bir süre once hiç tartışmaya girmeden safdışı bıraktığım birkaç  uzlaşma formula sunmuşsa da, annemin ateşkesinin pek uzun sürmeyeceğini bilirdim. Yine de bu  yeni girişimbeni gafil avladı. Hiçbir sonuç vermeyecek bir savaşa hazır bir halde, öncekinden daha sakin verdim yanıtımı: “Bu yaşamda tek arzum yazar olmak, ona böyle söyle, olacağım da.” “O senin olmak istediğin şeyi olmana karşı değil ki, onun istediği bir yerden mezun olman.” Annem bana bakmadan konuşuyor, aramızdaki söyleşi onu pencereden izlediklerinden daha az ilgilendiriyormuş gibi yapıyordu. “Neden bu kadar ısrar ettiğini anlamı“O senin olmak istediğin şeyi olmana karşı değil ki, onun istediği bir yerden mezun olman.” Annem bana bakmadan konuşuyor, aramızdaki söyleşi onu pencereden izlediklerinden daha az ilgilendiriyormuş gibi yapıyordu. “Neden bu kadar ısrar ettiğini anlamıyorum, asla teslim olmayacağımı biliyorsun,” dedim.

 

Anlatmak İçin Yaşamak (Gabriel Garcia Marquez) Can Yayınları

 

Zamana Asılı Satırlar

 

Sanat ve entelektüel çaba günlük yaşantıda insan davranışına yön verici içselleştirilmiş bir güce ulaşabilirse, tarihin ve coğrafyanın örsünde insan tinine yeni bir biçim vermeyi başarabilirse, belki o zaman gezegenimizde yaşanılası bir hayat filizlenebilir.

 

Şerif Erginbay

 

   874 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
11 Ekim 2008, Cumartesi   Fotoğraflar
04 Ekim 2008, Cumartesi   Sürüden Ayrılmak
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ
22 Ağustos 2008, Cuma   Muammer Ketencoğlu ve Zeybek Topluluğu Yeniboğaziçi Festivali'nde esti
15 Ağustos 2008, Cuma   Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Kristal Kelimeler
08 Ağustos 2008, Cuma   YANGIN
01 Ağustos 2008, Cuma   ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLMESİN
28 Temmuz 2008, Pazartesi   ‘O’ DAR KORİDORDA
18 Temmuz 2008, Cuma   Döşünden Yaralı Dağlar



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.3916 1.4014
1 STERLİN 2.3972 2.4150
1 EURO 1.8957 1.9090



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

İSTESEK DE İSTEMESEK DE (*)

Ali Baturay

"BİZE BİR ŞEY OLMAZ ZATEN!"

Hasan Hastürer

Az bilgi çok laf...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Aman şeytan karışmasın!..

Ahmet Tolgay

KADINSIZ SİYASET... (2)

Bilbay Eminoğlu

74'ten bir anı ve düşündürdükleri

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Görevi bırakmaya hazırlanan İnce'nin ö...

Dilek ÇETEREİSİ

Sigaralar bu kez bahçede yandı

Aysu Basri

SAVAŞ SUÇLARI ve ARKASINDAKİ ACILAR

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Dünyayı sarsan yedi gün

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Kâvânin (Yasama) Meclisi





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital