Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması
Öz kızına tecavüz davasında, sanığın ifadesi inandırıcı bulunmadı
Çarşıda "bayram" yok
Mağusa'daki ırza tecavüz davasında yeni tanık
Dalga Pub kundakçılarından biri para,ikisi hapis cezası aldı
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk"
Trafikte 894 sürücü rapor edildi

YORUMLANANLAR
Avcılar eyleme gidiyor [2]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]
Çarşıda "bayram" yok [4]
Liste nihayet! [1]
2009 da kurak [1]
Yedikonuk İlkokulu'nda "Kitap Haftası" etkinliği [1]
Hiçbir şeyin değişmediğinin göstergesi [2]
Atılan çöpler hepimizi etkiliyor [1]
Eroğlu, parti meclisini de silme kazandı [2]
Hükümet yazı görmez [5]
Pakistan'dan yatırım girişimi [1]
Hatay [2]
12 yaşında, cinsel ilişkisi cep telefonuna kaydedilip tehdit edilen çocukları tedavi ediyorum [5]
Geri döndü [9]
Gönyeli emaneti geri aldı: 0-2 [1]
KAPARİ CİNSEL GÜCÜ ARTIRIYOR [5]
ZEYTİNYAĞLI ENGİNAR [2]
Çağın vebası AIDS [1]
BKP'den bir heyet Brüksel'e gidiyor [2]



ÇOCUKLAR ÖLDÜRÜLMESİN

Bedia BALSES

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   1 Ağustos 2008, Cuma Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yolların tanıklık ettiği karanlık bir geceydi. Arabaların zayıf ışıkları yasemin kokuları sinmiş mahallenin arasında gizleneni açığa çıkaramıyordu. Elektrik teline konan baykuştan başka hiçkimse yoktu etrafta. Hissettiği uğursuz uğultunun o yaygın inanışla "baykuş"tan olabileceğine inanmak istedi. Gecenin zayıf gözleri seçemiyordu hissettiklerini. El-ayak çekilmişti. Yatakodalarının pencerelerinden uyku modundaki ışıklar sızıyordu. Issız ve terkedilmiş gibiydi köy sokakları. Karanlık sokaklarda yürürken gizlenmek de istemiyordu, ortaya çıkmak da, kaçmak da istemiyordu, kalmak da. Gecenin ortasında "o" gazete küpürü geldi yine aklına. Bu yaz gecesi, rüyalara dalamayacak kadar yorgun hissediyordu kendini. İnsan beyninin kendi elleriyle yaptığı cinayet aletleri ve buluşları resmigeçit yaptı karelerce. Atom bombasını atan eli düşündü ve çocuklara yöneltmiş silahların ardındaki Amerika'nın azraile dönen binlerce yüzünü. 6 Ağustos'da Hiroşima'nın yıldönümü diye okumuştu gazetedeki falında bugün. Nasıl bir dünyada yaşadığını sorgularken onun için yazılan rolü ezberleyemeyen bir artist gibi hissetti kendini. "Ben kaldım, onlar öldüler" diyen Oğuzcan'ın şiiri geldi aklına... Hiroşima'dan sonra çocukların, masum insanlar öldürülmeye devam ettiğini, daha dün Türkiye'de insanların parçalanarak teröre kurban verilişi geçti aklından. Bu insanlık ayıbının, bu utancın yıldönümünde değişen birşey yoktu yine...

elbet bir bildiği var bu çocukların

kolay değil öyle genç ölmek

yeşil bir yaprak gibi yüreği

koparıp ateşe atmak

diyen Korkmazgil ve nice şairin kelimeleri akıyordu yine dünyanın yaşlı kalbine. Hiroşima'nın yıldönümü diye vermişti haberi bugün gazeteler. Yeni versiyonları yaşanan ve şekil değiştiren manşetlerin gerisinde, pastanın üzerine Lübnan, Bosna, Filistin, Irak ve nicesi konmuştu mum niyetine ve atom bombasını atan el yakmıştı mumları yine. "Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler" dizesi geldi takıldı gecenin kollarına. Sıktı boğazını Nazım... bir, şiire bir şarkıya sıkıştıramadı ölü çocukları... Anadolu'daki çınar altı alay etti 2000'li yılların teknolojik harikalarıyla. Çocukların kesilen gülümsemeleri düştü peşine... Hiç bir hayal ve hiçbir gülümseme masum değildi artık, biliyordu. Karanlık, dar yollarda yürürken sırtında taşıdığı bir kamburdu "insan" denen kör yiyici artık...

Baykuş öttü. Gözlerinin delici ısırığıyla, yardıma gelen bir dost gibiydi. Mahalleden çekilen el - ayak seslerinin gizlendiği sundurmalarda yaşam izleri aradı, tutunmak istercesine yaşamın yenilenen gerçekliğine. Baykuş öttü ve sustu... Sustu sundurmaların betonları, sustu insanlar, gece, dünya, sevda, vicdan sustu. Hem de öyle bir sustu ki uzayın ortasında, arsızca, edepsizce bir susuştu bu. Dünyanın bu kaçıncı suskunluğuydu hesaplayamadı. Karanlıktaydı. Gece dar mahallelerin arasında kol geziyordu. Öyle derindi ki gözleri, güneşi yutan bir canavara benziyordu.

Dışarıdan acıyı tanımlamaya çalışmak, o acıyı aşağılamak olur.

O Gece Hep Gece Kaldı

Sessizliği hırpalayan uğultular

Uğultular daha sesli

Uğultular çok sesli

Uğultular yakın

Uğultular daha yakın

Korkudan barsaklarımın düğümleri bolarır

Dudaklarımın alı ağarır

Tırnaklarımın altı morarır

Bir kalabalık dökülür dibime

Çamur kılıklı insanlardı

Yüzleri ve gövdeleri çürüktü

Baktım bir daha baktım

Daha iyi baktım

Gözlerim cam kesildi

Kimilerinin şakağı delikti

Kimilerinin çenesi eksikti

İçlerinden biri

Ki yarı kafası yoktu yerinde

Ellerinde bir ayna inadı inat tutar yüzüme

Yüzüm aynada bir felaket

Yüzüm aynada bir dehşet

Yanık toprak çukurları gözlerim

Yurdumun şemaline çok benzerim

Heyecanımın yokuşunda tökezlerim

Ve birden küçük bir vücut sokulur yanıma

göğsümden bir mermi söküp uzatır bana

Kor bir mermidir o

Ümit İnatçı (Tükeniş Güzergahı)

Bizim Kedinin Masalı

Düşünürdüm küçücük bir çocukken

Rum komşumuzun kedisi de

Rum mu diye.

Bir gün anneme sordum

meğer kediler Türk

köpekler Rum'muş

kediciklere köpekler saldırıyormuş.

Günler sonra bir gün

ne göreyim,

bizim kedi

doğurduğu yavruyu yedi.

Mehmet Yaşın

Başucu Kitaplarından

'Yaşam bir harikadır', dedi doktor bey kutsallara özgü kalın, okşayıcı bir sesle: 'Yaşam süreci, insan vücudundaki organların tümü, bunların çalışmaları, görev bölümü yapmaları bizlerin kavrayamayacağı denli karmaşıktır. Hangi birimiz doğanın bu gizemini çözümleyebiliriz?' Doktor Brodsky gerçekten büyük bir ilim adamı. İblislerle, şeytanla işbirliği yapıp, iyiliği yeryüzünden kaldırmaya çabalayan her sağlıklı vücut senin geçtiğin denemelerden geçince böylesine hastalanır, acı çeker.

Otomatik Portakal (Anthony Burgess, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları- 2003)

Zamana Asılı Mektuplar

'Kederini ellerinden tutan' bir çocuğun diyeceği sözleri biriktirerek geldin. Hem de "yağmur yağmasaydı bunların hiçbiri olmayacaktı" denilen bir akşamda... Bir 'merhaba'nın işkenceleri, hapisleri, yılları ve yolları taşıyacağını hissettirerek.. 'Nasılsın' diye sordun. Ne kadar sıradan görünürdü bu soru oysa yüzüme? İyiyim ya, iyiyim elbette. Bunca kirlenmişlik içinde gerçeğin var olduğunu 'insan nasıl duruyorsa öyle biçimleniyor gövdesi' diyerek öğrenirken, iyiyim diyerek bakıyorum harflerinin yüzüne...

   778 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
22 Kasım 2008, Cumartesi   Atilla İlhan’ca Sayıklamalar
15 Kasım 2008, Cumartesi   Şubat Gülüşlü Kadın
08 Kasım 2008, Cumartesi   SU(S) ÖLDÜ
01 Kasım 2008, Cumartesi   Bekle Beni
25 Ekim 2008, Cumartesi   Defne Öykü Yarışması
18 Ekim 2008, Cumartesi   Şarkını Söyle…
11 Ekim 2008, Cumartesi   Fotoğraflar
04 Ekim 2008, Cumartesi   Sürüden Ayrılmak
05 Eylül 2008, Cuma   Larnaka'da Şimdi Sonbahar mıdır?
29 Ağustos 2008, Cuma   YİNE BU YIL ADA SENSİZ



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5847 1.5958
1 STERLİN 2.3879 2.4057
1 EURO 2.0038 2.0179



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

BOZULDUK... ÇOK BOZULDUK

Hasan Hastürer

Partiler gücü oranında zarar da verir...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

Dubai'den mesaj var: Oradaki Türklere ...

Ahmet Tolgay

Devlet ve belediye malı, deniz mi?...

Bilbay Eminoğlu

Bu adaletsizlik, daha ne kadar sürecek?...

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Gidişat nereye?

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

AYTUĞ ÖLDÜ!

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Terör, Tac Mahal, Hindistan

Oğuz Metiner

Hac ve kurbanın mahiyeti

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital