|

Geçenlerde bir arkadaşımla çocuklarımız konusunda, onlara ne denli düşkün olduğumuzdan ve aşırı korumacı davrandığımızdan söz ediyorduk.
Arkadaşım "savaş görmüş toplumlar genelde aynı hassasiyeti gösteriyor bu konuda" dedi.
Ben de katılabilirim bu sava ancak; genelde, çocuğuna düşkün olmayan anne baba da pek düşünemiyorum.
Savaş görmüş insanlar kendilerinden ümitlerini kesip, çocuklarına mı yatırım yapıyorlar acaba? Ve bu davranış ne derece sağlıklı?
Tartışılır...
Çünkü ben, çocuklarımızın her zaman kendi ayakları üzerinde durabilmelerinden yanayım...
* * *
Çocuklarımız...
Gözbebeklerimiz...
Canlarımız...
Kanlarımız da, biz onlarla iletişim kurabiliyor muyuz?
Onları çağımıza uygun olarak sosyalleştirebiliyor muyuz?
* * *
Bu konuyu bir bilenin Dr. Erdal Atabek'in kaleminden aktaralım sizlere...
Çocuklarımızla nasıl iletişim kuralım?
"İletişim kurmak", son yıllrın üzerinde en çok durulan konularından birisi. "İletişim çağı" denilen telekomünikasyon çağında gerçekten de uzaktan iletişim ağının bütün dünyayı kuşattığı görülüyor. Ama uzaktan iletişimin böyle güçlendiği bir durumda "insandan insana iletişim"de böylesine bir fakirleşmenin yaşanması çok önemli bir sorundur.
İnsanlar arasındaki sözlü ve sözsüz iletişim, karşılıklı konuşma, birbirini anlama, birbiriyle ilişki kurma, beden dilini kullanma, bireyi de, toplumu da geliştiren, zenginleştiren, yakınlık kurmayı, birlikte yaşamayı gerekleştirir. Bu iletişimin zayıflaması, ileti sayısının azalması, insanlar arasındaki ilişkilerin de zayıflamasıyla sonuçlanmaktadır.
Aile içindeki iletişim de, televizyon gibi araçlarla eskisine göre çok daha azaldı. Televizyon, bilgisayar, internet, cep telefonları, ortak yaşamı birbirinden ayırarak iletişimi zayıflatmıştır. Bu durumun gençler açısından yarattığı sorunlar da düşünülmeye değer niteliktedir.
Çocuklarımız ve gençlerimiz "insandan insana iletişim"in zayıflaması nedeniyle sosyalleşmede eksiklikler yaşamaktadır, bu da sanal dünyanın etkisini arttırmaktadır.
Aile içindeki "insandan insana iletişim", önemli olarak şu etkileri yapmaktadır:
*Anneyi babayı, ailenin öteki büyüklerini, kardeşleri çeşitli yönleriyle tanıma. Düşünceleri, duyguları, beklentileri, istekleri, değerlendirmeleri, eleştirileri duyma, kişileri daha iyi tanıma.
*Kendi düşüncelerini, duygularını, beklentilerini, isteklerini, değerlendirmelerini, eleştirilerini açıklama, etkilerini görebilme.
*Karşılıklı olarak birbirlerini anlayabilme olanağı bulma. Birbirleriyle yaşamayı anlamlandırma.
*Aile içindeki duygu dolaşımını, düşünce alışverişini, değer yargılarını, yaşamın anlamını yaşama, bütün bunlardan kendi yaşamı için anlamlar çıkarma.
*Yaşamın paylaşılması yoluyla karakterin, kişiliğin gelişmesi, zenginleşmesi, aile kültürünün özümsenmesi.
Bütün bunları sağlayan "insandan insana iletişim"in aile içinde yaşatılması herkesin ortak çabasıyla olabilecektir. Bunun için emek verilmesi gerekir.
Nasıl bir iletişim modeli?..
Bu konuda kuramsal ve kılgısal (teorik ve pratik) yöntemler vardır. Kanımca iletişimin çok önemli bir yanının, "değer aktarımı" olgusunun iletişimde nasıl gerçekleştiğini bilmek önemlidir.
Çünkü "ergenlik," yapısı gereği, bağımsızlık kazanmayı, kimlik kazanmayı, mahremiyeti, cinselliği, başarıyı dikkate alan bir iletişim modelini bulmamız gerekmektedir. Bu da, "iletişimde değer aktarımı"nı önemli kılmaktadır.
"Değer aktarımı" açısından üç seçenek karşımıza çıkmaktadır:
*Değer azaltan iletişim
*Etkisiz iletişim
*Değer arttıran iletişim
Değer azaltan iletişim:
Karşısındakinin değerini azaltan tutum ve davranışları yansıtan iletişimdir.
-Senden zaten bu beklenirdi.
-Başaramayacağını biliyordum.
-Geçen defa da bunu yapmıştın.
-Bu kez nasıl olduysa becerdin.
-Kafana iyice koy, hiç değilse bunu atlama.
-Yine kilo mu aldın ? gibi...
Bu tür iletişim "değer azaltan iletişim"dir. Annelerin, babaların, kardeşlerin, öğretmenlerin bu tür iletişim kodlarını kulanmaları çocuklar ve gençler üzerinde "özdeğer, özsaygı, özgüven kaybı" ile sonuçlanır.
İfade ettiği anlamlar: Değer vermeme, önemsememe, işe yaramazlığı vurgulama, aşağılama olmaktadır. Oysa aynı konularda "değer arttıran iletişim" kurulabilir.
Değer arttıran iletişim:
-Senden daha iyisi beklenirdi, yapabilirsin.
-Neden başaramadığını düşünmelisin, düşünürsen bulursun.
-Geçen defaki yanlışı neden yapmış olabilirsin?
-Başardığını görüyorum, başarmak senin elinde.
-Dikkat edince atlamayız, sen de böyle yaparsın.
-Epeydir görüşmemiştik, nelerle uğraşıyorsun?
Aynı konuları ele alış biçimimize göre, karşımızdakinin değerini "arttıran" ya da "azaltan" biçimde iletişim kurmamız olanaklıdır.
Açıktır ki, çocuklarımızla kuracağımız iletişim, "değer arttırıcı" olmalıdır. Bu biçimdeki iletişim hem iletişimi sürdürür, hem de çocuklarımızın özdeğerini, özsaygısını yükseltir, bu da onlara özgüven kazandırır.
Etkisiz iletişim:
Etkisiz iletişim, içinde bir ileti bulunmayan dolgu konuşma ve davranışlarla gerçekleştirilir. Günlük konuşma biçimimiz bir türün örnekleriyle doludur:
-Nasılsın, nerelerdesin?
-Ne olsun? İdare ediyoruz...
-Hiç görüşemiyoruz.
-Bir akşam buluşalım da laflayalım.
Böyle sürüp giden bir diyalog, "dolgu iletişim"dir, hiçbir söz yanıt almak için söylenmemekte, söyleyenin bir mesajını da iletmemektedir. Ev içindeki konuşmaların önemli bir bölümü de böylesine "dolgu konuşmalardır" ve buna dikkat etmek gereklidir. Çocuklara sorulan "okulun nasıl gittiği?.." "derslerin nasıl olduğu?" gibi sorular da yanıtı merek edilerek sorulmamaktadır, karşılığı olan "iyidir" sözcüğü de anlamlı bir yanıt değildir.
"Erken Büyüyen Çocuklar" - günümüzün ergenleri -
Dr. Erdal Atabek
s.195-196-197-198.
|