Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
"Genç kız sebep oldu 6 erkek darp etti"
Umut ve inançla başlıyorlar
Sahte doktora 5 ay hapislik
Kırmızı çizgiler ortaya kondu
"Hastalara yeterli ilgi gösterilmiyor"
Cumhurbaşkanı Talat bugün, Soyer ve Ertuğruloğlu yarın KIBRIS TV'de
Görüşme bir başlangıç, geliştirmek hepimizin görevi
Tuğçe'den havalandıran pozlar
MTG ve Çetinkaya tam gaz
Sveta Eremen'in yükselişi
Bağcıl'dan Paluze Gecesi
Dagi markası Girne'de
Kaymaklı'da Ankara havası
4 yıl aradan sonra kapsamlı müzakereler yeniden
Sokaklar hareketlendi
Ozanköy harıl harıl çalışıyor

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Çocuklarımız...

Sevilay SADIKOĞLU

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Nisan 2007, Perşembe Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Geçenlerde bir arkadaşımla çocuklarımız konusunda, onlara ne denli düşkün olduğumuzdan ve aşırı korumacı davrandığımızdan söz ediyorduk.

Arkadaşım "savaş görmüş toplumlar genelde aynı hassasiyeti gösteriyor bu konuda" dedi.

Ben de katılabilirim bu sava ancak; genelde, çocuğuna düşkün olmayan anne baba da pek düşünemiyorum.

Savaş görmüş insanlar kendilerinden ümitlerini kesip, çocuklarına mı yatırım yapıyorlar acaba? Ve bu davranış ne derece sağlıklı?

Tartışılır...

Çünkü ben, çocuklarımızın her zaman kendi ayakları üzerinde durabilmelerinden yanayım...

* * *

Çocuklarımız...

Gözbebeklerimiz...

Canlarımız...

Kanlarımız da, biz onlarla iletişim kurabiliyor muyuz?

Onları çağımıza uygun olarak sosyalleştirebiliyor muyuz?

* * *

Bu konuyu bir bilenin Dr. Erdal Atabek'in kaleminden aktaralım sizlere...

Çocuklarımızla nasıl iletişim kuralım?

"İletişim kurmak", son yıllrın üzerinde en çok durulan konularından birisi. "İletişim çağı" denilen telekomünikasyon çağında gerçekten de uzaktan iletişim ağının bütün dünyayı kuşattığı görülüyor. Ama uzaktan iletişimin böyle güçlendiği bir durumda "insandan insana iletişim"de böylesine bir fakirleşmenin yaşanması çok önemli bir sorundur.

İnsanlar arasındaki sözlü ve sözsüz iletişim, karşılıklı konuşma, birbirini anlama, birbiriyle ilişki kurma, beden dilini kullanma, bireyi de, toplumu da geliştiren, zenginleştiren, yakınlık kurmayı, birlikte yaşamayı gerekleştirir. Bu iletişimin zayıflaması, ileti sayısının azalması, insanlar arasındaki ilişkilerin de zayıflamasıyla sonuçlanmaktadır.

Aile içindeki iletişim de, televizyon gibi araçlarla eskisine göre çok daha azaldı. Televizyon, bilgisayar, internet, cep telefonları, ortak yaşamı birbirinden ayırarak iletişimi zayıflatmıştır. Bu durumun gençler açısından yarattığı sorunlar da düşünülmeye değer niteliktedir.

Çocuklarımız ve gençlerimiz "insandan insana iletişim"in zayıflaması nedeniyle sosyalleşmede eksiklikler yaşamaktadır, bu da sanal dünyanın etkisini arttırmaktadır.

Aile içindeki "insandan insana iletişim", önemli olarak şu etkileri yapmaktadır:

*Anneyi babayı, ailenin öteki büyüklerini, kardeşleri çeşitli yönleriyle tanıma. Düşünceleri, duyguları, beklentileri, istekleri, değerlendirmeleri, eleştirileri duyma, kişileri daha iyi tanıma.

*Kendi düşüncelerini, duygularını, beklentilerini, isteklerini, değerlendirmelerini, eleştirilerini açıklama, etkilerini görebilme.

*Karşılıklı olarak birbirlerini anlayabilme olanağı bulma. Birbirleriyle yaşamayı anlamlandırma.

*Aile içindeki duygu dolaşımını, düşünce alışverişini, değer yargılarını, yaşamın anlamını yaşama, bütün bunlardan kendi yaşamı için anlamlar çıkarma.

*Yaşamın paylaşılması yoluyla karakterin, kişiliğin gelişmesi, zenginleşmesi, aile kültürünün özümsenmesi.

Bütün bunları sağlayan "insandan insana iletişim"in aile içinde yaşatılması herkesin ortak çabasıyla olabilecektir. Bunun için emek verilmesi gerekir.

Nasıl bir iletişim modeli?..

Bu konuda kuramsal ve kılgısal (teorik ve pratik) yöntemler vardır. Kanımca iletişimin çok önemli bir yanının, "değer aktarımı" olgusunun iletişimde nasıl gerçekleştiğini bilmek önemlidir.

Çünkü "ergenlik," yapısı gereği, bağımsızlık kazanmayı, kimlik kazanmayı, mahremiyeti, cinselliği, başarıyı dikkate alan bir iletişim modelini bulmamız gerekmektedir. Bu da, "iletişimde değer aktarımı"nı önemli kılmaktadır.

"Değer aktarımı" açısından üç seçenek karşımıza çıkmaktadır:

*Değer azaltan iletişim

*Etkisiz iletişim

*Değer arttıran iletişim

Değer azaltan iletişim:

Karşısındakinin değerini azaltan tutum ve davranışları yansıtan iletişimdir.

-Senden zaten bu beklenirdi.

-Başaramayacağını biliyordum.

-Geçen defa da bunu yapmıştın.

-Bu kez nasıl olduysa becerdin.

-Kafana iyice koy, hiç değilse bunu atlama.

-Yine kilo mu aldın ? gibi...

Bu tür iletişim "değer azaltan iletişim"dir. Annelerin, babaların, kardeşlerin, öğretmenlerin bu tür iletişim kodlarını kulanmaları çocuklar ve gençler üzerinde "özdeğer, özsaygı, özgüven kaybı" ile sonuçlanır.

İfade ettiği anlamlar: Değer vermeme, önemsememe, işe yaramazlığı vurgulama, aşağılama olmaktadır. Oysa aynı konularda "değer arttıran iletişim" kurulabilir.

Değer arttıran iletişim:

-Senden daha iyisi beklenirdi, yapabilirsin.

-Neden başaramadığını düşünmelisin, düşünürsen bulursun.

-Geçen defaki yanlışı neden yapmış olabilirsin?

-Başardığını görüyorum, başarmak senin elinde.

-Dikkat edince atlamayız, sen de böyle yaparsın.

-Epeydir görüşmemiştik, nelerle uğraşıyorsun?

Aynı konuları ele alış biçimimize göre, karşımızdakinin değerini "arttıran" ya da "azaltan" biçimde iletişim kurmamız olanaklıdır.

Açıktır ki, çocuklarımızla kuracağımız iletişim, "değer arttırıcı" olmalıdır. Bu biçimdeki iletişim hem iletişimi sürdürür, hem de çocuklarımızın özdeğerini, özsaygısını yükseltir, bu da onlara özgüven kazandırır.

Etkisiz iletişim:

Etkisiz iletişim, içinde bir ileti bulunmayan dolgu konuşma ve davranışlarla gerçekleştirilir. Günlük konuşma biçimimiz bir türün örnekleriyle doludur:

-Nasılsın, nerelerdesin?

-Ne olsun? İdare ediyoruz...

-Hiç görüşemiyoruz.

-Bir akşam buluşalım da laflayalım.

Böyle sürüp giden bir diyalog, "dolgu iletişim"dir, hiçbir söz yanıt almak için söylenmemekte, söyleyenin bir mesajını da iletmemektedir. Ev içindeki konuşmaların önemli bir bölümü de böylesine "dolgu konuşmalardır" ve buna dikkat etmek gereklidir. Çocuklara sorulan "okulun nasıl gittiği?.." "derslerin nasıl olduğu?" gibi sorular da yanıtı merek edilerek sorulmamaktadır, karşılığı olan "iyidir" sözcüğü de anlamlı bir yanıt değildir.

"Erken Büyüyen Çocuklar" - günümüzün ergenleri -

Dr. Erdal Atabek

s.195-196-197-198.

   2569 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
19 Ağustos 2008, Salı   İstanbul ve Karaköy Güllüoğlu baklavaları...
14 Ağustos 2008, Perşembe   Tatil notlarım... Karadeniz’e yolculuk...
24 Temmuz 2008, Perşembe   İçimizden biri: Arif Albayrak
15 Temmuz 2008, Salı   Şiirlerle Büyüsün Çocuklar...
09 Temmuz 2008, Çarşamba   Yalnızlık ve yeşeren düşünceler...
17 Haziran 2008, Salı   Çocuğuma okul arıyorum...
10 Haziran 2008, Salı   Ölüm
29 Mayıs 2008, Perşembe   Öğretmen olmak...
21 Mayıs 2008, Çarşamba   Kendi dünyasında tanrı olmak...
23 Nisan 2008, Çarşamba   Sen Kaderimsin...



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2028 1.2112
1 STERLİN 2.1303 2.1461
1 EURO 1.7340 1.7462



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

STATÜKONUN YIKILDIĞININ İLANI

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Köstek olunmasın yeter...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

İlk günün mesajları ve 'örtülü istekle...

Ahmet Tolgay

Cumhurbaşkanımıza açık mektup...

Bilbay Eminoğlu

Duydunuz mu?...Hayat ucuzlamış!

Hüseyin EKMEKÇİ

Liderlere cesaret gerek

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

ONLAR BENİM İÇİN SADECE TALAT ve HRİSTOFİA...

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

"AYNA AYNA, SÖYLE BANA KUSURUM NEREDE&...

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'...

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital