|
Zor bir şey istemiyorum ki senden. Niye anlarsın ey sevgili her şeyi böyle tersten. Sen ki bu adanın köpük kokulu soluğu, gözleri mavinin en uçuk tonlu çocuğu, sen ki bakışları denizyıldızı kokusu, anlarsın ne istediğimi ve sevebilirsin, biliyorum bir deniz gibi bu yüreği.
Beni seveceksen deniz gibi sev diyorum sevgili, deniz gibi. Kıyılarında otururken ansızın çekiliver mesela. Bana içini göster, kabuklarını, içinde büyüyen yosun kılıklı korkuları, en mavi taraflarını. Bir müddet öyle kal. Gittiğini sanacak kadar kal. Sonra gel sakla yine kendini sularının en sığ yamaçlarına.

Beni seveceksen deniz gibi sev diyorum sevgili, deniz gibi. Konuşurken ya da şarkı dökerken bana o kadar yumuşak konuş, o kadar kadife söyle ki ne söylediğini çıkarmak için susturayım tanıdığım ağlamaklı limanları ve haylaz deniz fenerlerini, her bakışımın üzerinden geçerken başka başka renklerini duyurt sesinin, başka başka desenlerini.
Mesela kıyılarını o kadar benim yap ki, üzüldüm mü oraya koşayım, sevindim mi oraya. Ağladım mı orada boşalayım, kanadım mı orada kazıyayım, tuzu yarama orada bastırayım. Çapaklandığında umutlarım, orada yenilerine dolayım. Gidecek başka yerim olmadan yalnız sende kendime çoğalayım.
Deniz gibi seveceksen izin vereceksin demektir çocuk olmama, kumdan evler yapıp yapıp bozmama, anlamsız gururlar yoğurmama izin vereceksin. Kıyılarının üzerine adlarımızı yazmama, sonra da arasına fiyakalı bir kalp resmi yapıp, tam da ortasından ucu keskin bir ok geçirmeme izin vereceksin. O kadar küçülteceğim sevmeyi bazen, o kadar çocuklaştıracak. Sense sadece seveceksin bu arada, büyümemi seyrederek, çocukça hatalarımı sobeleyerek, gönlüne kum kaçırmama gülerek seveceksin.
Soluğunda kimsede olmayan o koku olacak, sen konuştukça orkide halinden utanacak, nergis boyun bükecek, petunyalar yüzün dökecek. Soluğunda hiçbir çiçekte olmayacak bir tat olacak. Tuzlu bir gün doğumu barındıran bir şey, bir tek bu adanın bağrında açan bir şey, sen gelmeden önce düşünceme değen, senden önce yüreğimin koridorlarında beliren bir şey.
Tam bir yerlerde bittiğimize, konuşacaklarımızın, söyleyeceklerimizin tükendiğine inanacağım, aniden karalarını fark edeceğim, yeni sığınaklarını, uzaktaki ve çok derindeki hayat belirtilerini, keşfedilmemiş memleketlerini mesela. Ve ben gelmeme karşı koyamayacağım. Geleceğim sana, umarsız, pusulasız, apar topar. Daha önce planladığım herşeyi unutarak, hesap kitap yapmadan, sularında boğulma olasılığımla geleceğim.
Sonra bir gün bakacaksın ben sende olacağım. Alışkanlıktan değil ihtiyaçtan, koynundan başka hiçbir yerde bu kadar ferahlayamadığımdan, ve hiçbir mehtaba soyunuk bir yürekle bu kadar uzun bakamadığımdan geleceğim yanına. Başka hiçbir sebep olmadan. Sırf beni deniz gibi seveceğinden. Sırf denizden bile güzel sevebilme ihtimalinden koşacağım yanına.
****************
SEN GİDİNCE
beni bir de sen gidince gör sevdiğim
bulutların içinde gör
beni en dalgalı halimle
yağmaya en müsait vaktimde gör
korkakken, çocukken, seni düşünürken gör
beni bir de sen gidince gör sevdiğim
gururların yıkıntısında gör
beni en vazgeçmiş halimle
kaybetmeye en yakın vaktimde gör
yorgunken, üşümüşken,
seni özlerken gör
şarkıların içinde kırılırken gör
beni en kadın halimle
alınmaya en müsait vaktimde gör
senden ümidi kesmişken
unutmaya sabıkalı sana
petunya kokulu bir şiirken
yarımken
isimsizken
bir hiçbirşeyken gör
beni bir de sen gidince gör sevdiğim
Beste SAKALLI
*****************
Albüm Yaprağı
BİZ HEP KADIN KALDIK ASLINDA...

Biz hep kadın kaldık aslında.Evet değişti entarilerimiz, belki kerpiçten değil artık evlerimiz, annelerimizinki kadar nasırlı değil ellerimiz, eskisi gibi iyi giyinmiş de değil düşlerimiz.Ama kadın kaldık dedim ya, biz hep karşılıksız sever kaldık, sevdiğine ömrünü serer, emeğe hakkını verir kaldık.Belki bazen ergenlik çağındaki bir çocuk kadar alıngan, olumsuzluklardan yorgun, takatsiz kaldık ama inatla toparlandık. Bizden yaşam bekleyenlere beklediklerinden fazlasını sunacak kadar, zaman zaman sevdiklerimizin hayatını anlamlandırmak adına kendimizi unutacak kadar hem de. Evet değişti entarilerimiz, belki kerpiçten değil artık evlerimiz, annelerimizinki kadar nasırlı değil ellerimiz, eskisi gibi iyi giyinmiş değil düşlerimiz.Ama kadınız biz hep kadın kaldın aslında.
Bu resim 1950-1960'lı yıllardan bir kare.O yıllarda Kıbrıs Türk halkının büyük bölümü tarım ve hayvancılıkla uğraşır, yaşamlarını; ürettiklerini tüketerek, üretim fazlasını da satarak sürdürürlermiş. Kadınlarımız da köydeki iş hayatının içinde olup, bahçelerde, bağlarda, harup ve zeytin toplamada, çoban eşleri ağıllarında, zaman zaman da davarlarını güderek, süt sağarak çalışırlarmış. Bunun yanında orakla ekin biçme, susam sökme ve kurutma, soğan hasadı, zeytin toplama gibi işlerle de uğraşırlarmış. Ek olarak iş paydosundan sonra evlerindeki tezgahta örücülük yaparlarmış.
Fotoğraftaki çarşaflı kadın ise ticaretle uğraşan o zamanki az sayıdaki iş kadınlarımızdan diyor Altay Bey. 1960 yılına kadar Lefkoşa'daki Faneromeni Kilisesi avlusunda kurulan Cuma Pazarı'nda, arap ülkelerinden getirilen tarak, hamam kesesi, hamam taşı, havlu, tor silecekler, çoraplar, pabuçlar, eski tip lamba gibi eşyaları satarken görüntülenen..(Fotoğraf ve bilgiler için Altay Sayıl'a içten teşekkürler.)
*********************
Posta Kutusu
DOĞMAMIŞ ÇOCUĞUMA ŞİİR
Önce bir adam girecek yüreğime
Beni tamamlayabilecek...
Beni çoğaltabilecek....
Beni çoğaltırken yüreğini akıtabilecek...
Yüreği yüreğimde gezinirken,
Bir cenin düşecek sevgi rahmime...
Sen düşeceksin ana yüreğime...
Senden önce sevgim büyüyüp güçlenecek
Bu güçle sana dair umutlar yeşerteceğim
Sen umudum olacaksın,
Umutların köreldiği bu koca dünyada
Sen dünyam olacaksın...
Kalabalığın ortasındaki yalnızlığımı giderecek
Bendeki ben olacaksın...
Benden önce geleceksin...
Tüm insani bencilliğimi kapatacak
Sencilliğimle bezeyeceksin dünyamı
Sana çarpacak yüreğim,
Her yanda, her anda sen olacaksın
Umutlarınla doğan güne bakacaksın
Sevginle ayaza yüz tutmuş geceleri ısıtacaksın
Sabret küçüğüm, en sevdiğim
Elbette doğacaksın...
Funda GÜLSEVEN
|