|

Beste SAKALLI
Gözlerin sanki aralık kapı, içine sızmanın ızdırapsız patikası. Bir acıya çelme takmanın, bir gitmekle araya mesafe koymanın yolu. Anlamsız ve soğuk olan her şeyin sonu, sıcak ve samimi olan her şeyin başlangıcı. Senin bu gözlerin, aşka sansürsüz davetin, ve benim sevmeye müsait hallerim. Senin bu gözlerin, hiçbir kaleme tenezzül etmeyen bencil şiir kederin ve benim beklemeye müsait hallerim. Sonra, dudaklarınla bile bölüşemediğim şu içimde kalan öpüşlerin. Hiçbir ninniyle uyutamadığım içinde sen dolanan düşlerim. Ama en çok gözlerimden daha yakın olan şu gözlerin.
Gözlerindeyim, görebilsen yeni başaklanmış alevde, sulara meydan okuma saatimdeyim. Bakıyorum, sanki zor bir yokuşun ardından nihayet düzlüğe çıkıyorum. İyimser düşüncelerin çayırlarında umutlarla oynaşıyorum. Sonunu düşünmeden aklımı aşka kaçırıyorum.
Söylemeyeyim diyorum ama her şey gözlerine değemediğimde oluyor işte. Tenimdeki patlamalar bir bir azıyor, dizelerim sağır ve dilsiz bir şarkıyla kaçıyor, onların da benim de içimizde kalıyor söyleyeceklerimiz. Canı yanıyor sevincimin. Kalemim kağıda ağlamaklı oluyor, ama ağrısını anlatamıyor. Teşhis edilemiyor kayıplarım yazılarımdan. Taciz ediliyor kelimelerim noktalarım tarafından, ve yanaşamıyorum bitirmeye cümlelerimi.
Her şey gözlerine değince oluyor. En az üç düşüm kendinden geçiyor, sayamadığım kadar küçülüp büyüyorum aynı anda. Duyduğundan çok konuşuyorum, söylediğimden çok hayalimi giydiriyorum sana. Ritmini bozuyorum bugüne kadar bildiğim ve öğrendiğim her şeyin. Kurallar ekliyorum, yeni kanunlar çıkarıyorum. Koyu muhalif bir duruş sergiliyerek yılların 'hayat' denen haylaz çocuğuna, inadına bir daha aşk yanlısı kalıyorum.
Ne varsa gönlünde yeni açmış gönlüme iliştiriyorum. Kekikli biraz, zambaklı, saçları al narlı gözlerine koşuyorum parmak uçlarımda. Geriliyorum hafif ama geliyorum. Tek heceli bir fiil çabukluğunda. Bir çırpıda, ağzımdan bitmeden 'geliyorum' ben kapında beliriyorum.
Koşarak daracık sokaklardan, çarpa çarpa kaldırımlara, yarım söndürerek sigaramı, ayağımda bir taşı sürüyerek, terleyerek, üşüyerek, geliyorum sana. Demir at, birşeyler yap. Bir liman ayart bir durak bir susuzluk bir soluk, seni durduracak birşey bul kendine. Biraz ışık al yanına bir tutam cesaret ve gözlerinin en gülen köşesinde bekle beni. Yeni bir satırbaşında biz yazalım o henüz yazılmamış şiiri, ne olur. Bekle beni.
**************
BIRAKTIM, BİR ŞİİR VURDU BENİ

Bıraktım
Bir şiir vurdu beni
Sıyırdı dizeler gövdem diye gölgemi
Kafiyeli yaralar belendim
Her şairin acısından biraz eklendim
Beklerken seni
Bilesin sevmeyi yeniden öğrendim
Hasretin kaçırdı son otobüsleri
Hani ayaz buralara uğramaz demişlerdi
Hani musallat olmayacaktı balkonlarıma
Gagası boş gelen güvercinler
Hani tek celsede boşayacaktın ayrılıkla beni
Ağırdan aldı ayrılık önce
Sonra çöktü gece gibi üstüme
Sandım başa çıkacağım bu zaman denen illetle
Başa çıkacağım avlumda volta atan cüretkar hüznünle
Bu yokluğuna vurgu yapan iklimle
Bu soluğunun şebboy kokulu rengiyle
Sandım yüzlerine bakabileceğim anılarının
İlk günkü sevinciyle
örgütlendi içimde senden kalan ne varsa
hani kimlik gösterecekti özlemlerin girmeden sınırlarıma
hani yetecekti bildiğim diller
bu çalkantımı anlatmaya sana
bıraktım
bir şehir yuttu beni
silkeledi kalabalık yalnızlığım diye aslında seni
büzülmüş yaşamalar düşürdüm
bu coğrafyanın acısını
her sokağın darlığından darlığımı
ve şiirin beni vurduğu yerde
bekledim
her beklediğimde sevmeyi yeniden öğrenerek
bekledim seni
Beste SAKALLI
********************
Albüm Yaprağı
SARAYÖNÜ'NDE BAYRAM GÜNÜ

1917 yılında çekilen fotoğraf, Lefkoşa Sarayönü Meydanı'nda (şimdiki Atatürk Meydanı) kutlanan bir bayram günü anısıdır. Fotoğrafta meydanda kalabalık bir halk ve ortada o yıllarda ücret karşılığında yolcu taşıyan faytonlar (Kıbrıs'ta garutsa) görülmektedir. Mahkemelerin avlusunda beyaz ve siyah çarşaflı kadınlar, birbiri ile sohbet etmekte; erkeklerin bir kısmı ise kahvehane önünde oturmaktadır. Vakıflar Bankası'nın Sarayönü Şubesi'nin olduğu yapı o yıllarda kahvehane olarak kullanılmaktaydı. Bayram yerinde üzeri bezle örtülü kalifler görülmektedir. Fotoğraftaki meydanı çevreleyen yapıları incelersek Sarayönü'nün mihenk taşı Dikilitaş'ın, görkemli bir şekilde yerinde durmakta olduğunu görürüz. Ortadaki tek katlı dükkânların yerlerinde günümüzde üç katlı betonarme yapılar var. Tek katlı yapılar üzerinde Türk döneminden kalma cumbalı köşk Sarayönü mimarisinin Türk döneminden kalma önemli bir yapıydı. Fakat ne yazık ki korunamadı. Vakıflar Bankası'nın solunda görülen bina Saray Otel'in sekiz katlı bina inşa edilmeden önceki yapıdır. Karşı köşesinde Konak Eczanesi'nin olduğu bina henüz tek katlıdır. (Fotoğraf ve bilgiler Altay Sayıl)
*******************
Posta Kutusu
BENDEKİ 'SEN'
Gel otur yanıma şöyle
Son bir kahve içelim gitmeden önce.
Gerçi sen burada olmasan bile,
Bendeki "Sen" gitmeden önce.....
Eskiyi yad edelim biraz!
Çınlatsın kulakları bu soğuk ayaz
Geçmiş anılara takılalım istersen,
Bendeki "Sen" gitmeden önce.....
Yaseminleri bir demet yapıp asayım boynuna
Kuruyana dek beni unutmayasın diye
Bırak! gözlerini süzeyim son kez,
Bendeki "Sen" gitmeden önce.....
Hüseyin SAY
**************
Dünya Edebiyatından
KÜLRENGİ
Bakarken kül rengine çalan opale
Bir çift külrengi göz geldi gözümün önüne
Yirmi yıl önce olmalı...
Bir aylık aşıklardık
Sonra izmire gitti sanırım çalışmaya
Bir daha göremedik birbirimizi.
Hayattaysa hala
Güzelliğinden eser kalmamıştır
Kül rengi gözlerinin
Bozulmuştur o güzelim yüz
Koru onları belleğim oldukları gibi
Ve getir ne getirebilirsen
Geri getir bu gece o aşktan.
Konstarntinos KAVAFİS
Türkçesi:Erdal Alova
*************
|