|
Beste SAKALLI

Ben biraz yürüyeceğim, dedi.
Yürümek her zaman iyi gelirdi unutmaya. Aklına yaşadıkları geldikçe daha hızlı hareket eder, galip getirirdi adımlarını düşüncelerine. Böyle büyütülmeyecek bir çabayla, aşkla ilgili alıntılar karşısında zafer kazanmak hep hoşuna giderdi adamın. Yürürdü unutma vakitlerinde. Yürüdükçe ter basardı, soluk soluğa kalırdı. Nefesinin ritmine kalbinin sesi karışırdı, vücudu ona 'kendi' diye birşey olduğunu hatırlatırdı. Yaşamak diye, 'herşeye rağmen sevmek' diye birşey olduğunu.
Yürüyordu o yüzden ve hava; kararıp kararmamak arasında gidip geliyordu. Gökyüzü bir ressamın tuvalinden çıkmışçasına pembenin, mavinin ve uçuk sarının kusursuz çizgilerinde gökkuşağını aratmayacak bir güzellikte gözlerini süslüyordu. Bir günü bitirmek için herşey ve herkes yerini almıştı. Son treni bekleyen güneş, yorgun ve telaşlı yüzleriyle evlerinin yolunu tutan insanlar, çocukları oyundan çağıran annelerin sesleriyle doluydu şehrin bir yanı. Bir yanı da kendisiyle diye geçirdi içinden adam. O kadar büyümüş, o kadar dağılmış hissetti ki kendini, şehrin baktığı her yanında perişan bir halini gördü. Biterken gün, ne çok şey bekliyordu diye irkildi. Ne kadar çok sesle baş etmesi gerekiyordu bu bitişin ardından. Ne çok şefkate ihtiyacı olmuştu aniden ve ne çok kaybolmuştu kendine.
Herşeyden korktu, ama en çok unutamama ihtimalinden.Yaşadığıve iz bırakan her küçük anıdan teker teker ürktü. Derin sessizliği bölecek oldu bir an içindeki ses, eski bir şarkıyla susturdu onu, bir ıslığın ince tonuyla durdurdu, konuşturmadı belleğinde o kadına ait hiçbir şeyi. Her şeyden korktu, ama en çok unutma ihtimalinden.
Rüzgar esiyordu. Kendini bıraksa yüreğindeki bu ağırlığa rağmen uçardı heralde diye mırıldandı. Gülmeyecek oldu anlamsızca bu soğuk şakası karşısında. Bıraksa kendini bütün telli defterleri ve günlükleri dağılsa ve başka bir toprakta bir kehribarın yanında açsa diye içlendi. Hazırlıksız yakalamıştı yine unutmak. Ama nasıl hazırlanılırdı ki unutmaya?
Yokladı. Önce eline gelmedi. Sonra gergin ve kırılmaya alışkın, cılız, gözleri torbalanmış bir ruhta buldu kendini. Üstüne gittiği tüm gururları kendine güldürdüğünü düşünüp utandı kendinden. Saklanmak için yer aradı, bulamadı. Gidemeyeceğinden emindi hiçbir yere. Kalıp direndi gözlerindeki yanağıyla buluşmak için can atan ateşli yaşlara. Aklından saçma şeyler geçirdi. Bakmadı ağlamanın tarafına. Kaçtı. En son onsuz güldüğü bir masayı, komik bir filmi izlediği dakikaları, kızmamak için dudaklarını kıvırdığı saatlerle kaçtı. Saklandı.
İyice yorulunca kaçmaktan, durdu. Tozlarını temizleyip hemen yanındaki kaldırıma çömeldi ve seyretti. Bir tören alayı kadar gürültülü, şımartılmış coşkulu geçişlerini seyretti onunla paylaştıklarının. Önünde uzun boylu sevinçler olmasını diledi, yerin dibine girmeyi yeğledi o anda. Seyretti, sanki vakit hiç geçmedi gibi hissetti. Sanki bir an dünya dönmeye ara verdi.
Acaba diye geçirdi aklından, belki de diye.Ve geldiği yöne baktı, gün bitmeden yetişebilir miydi? Kapıdan çıkmadan aşk, yakalayabilir miydi?
*****************
ALBÜM YAPRAĞI
KÖYLÜ

Bu hafta albüm yaprağında Mesarya'nın (İç Ova ) geleneksel yapı tarzı, kerpiç köy evlerini yansıtan fon önünde, doğa koşullarının izlerini taşıyan Kıbrıs Türk köylü portresi var. Başında köylüyü, yazın kavurucu sıcağı ve terlemekten koruyan genelde hümayun sarığı olarak adlandırılan peşkiri ile görüntülenen yaşlı adam, 1956 yılındaki modern bisikletiyle çağdaşlığı yakalamış. (Fotoğraf ve bilgiler için Altay Sayıl'a teşekkürler.)
**************
MAAŞ

herkesi sarmış bir telaş
sanki bitecek bugün iş güç dolaş
her gün yeniden başlar oysa savaş
ömürdür kayan elden yavaş yavaş
şaşarsın ne zaman geçmiş bu yaş
ne zaman dolmuş gözlere bunca yaş
derken uğraş didin anlaş
sonunda bakmışsın elde var saçsız bir baş
aşktır aşk sana tek yoldaş
ey insan sen ne yap yap git ona bulaş
bulursan gönlüne göre erteleme yanaş
nasılsa kesilecek senden birgün
bu hayat denen maaş
Beste SAKALLI
***********
'Çünkü şiir; şefkatli, munis dalgalarıyla en kaba hatları bile yontacak kudrete sahiptir. Bu kanatların altından uzaklaşan bir nesil, bu yumuşak dalgalarla okşanmaktan mahrum yetişen insanlık, maalesef bugün kabalıklarıyla, yontulmamış yanlarıyla zulüm saçıp, terör estiriyor sokaklarda. Öyleyse yeniden bir seyr-ü sefer eylemek gerek şiir kuşunun kanadında. Onun gözüyle bakmak evrene. Tüm hırçınlıklara karşı şiir, ruhsal bir denetimden geçmenin, olgunlaşmanın, belirli bir seviye edinmenin, aşamalar katedebilmenin biricik yoludur. İnsanı damıtırsanız geriye kalan sadece şiirdir. Bu damıtılma sonrası ortada hiçbirşeyi kalmayan ruhlar, kaostadır, karanlıktadır.' Ali Şeyh Özdemir, 'Şiirin Rolü', Alaz Edebiyat Dergisi, Mart, Nisan, Mayıs 2007.
************
|