|
Utanmasam, bu kağıdın beni herkese anlatacağından, yarılacağım bu ada'm gibi ben de ortam'dan ve yıkılacağım duvarlarımın olduğu yerden.Bir deprem gibi sarsıp kendimi, içimdeki coğrafyanın yarığına kaçacağım. Duvarsız, yarasız ve kapısız, doğduğum güne en çok benzediğim halimle, yine böyle bahara çalan bir günde, gene doğacağım. O zaman da unutturarak anlamını savaşın, duvarın ve acının, sil baştan bu memleketi ben, doğuracağım.
Şimdi bu kağıdın dinleyeceğini bilsem, bilsem ki bu kağıt anlayacak kapı dediğimde, duvar dediğimde bakmayacak aptal aptal ve yara dediğimde görünenlerin aksi ve söylenmeyenlerin alası gelecek aklına, konuşacağım. Konuşacağım, artık göbek bağımı kesip yazmakla. Okkalı laflar edeceğim hissettiğim ağırlığa belki denk olur diye. Geçişlere kapatacağım kalemimi, yalnız dilim geçecek her şeyin üzerinden. Silerek, süpürerek, tükürerek, dokuz kere düşünmeden, dilim geçecek yalnız.
Konuşacağım, yazmadan da anlayacağını bilsem beni bu sayfanın. Bilsem ki uykuya kendini teslim eden bir çocuğun bütün gücüyle masalın sonunu duyabilmek pahasına direndiği gibi gözkapaklarına, direniyor duymak için beni bu sayfa, konuşacağım. Sesimin tonunda yeni sözcükler doğurarak, heceleyerek mimiklerimi, kuşatmasına izin vermeden noktaların, virgüllerin ve ünlemlerin söyleyeceklerimi, konuşacağım. Bu masmavi gökyüzünden aşağı bırakacağım diyeceklerimi. Biraz da uçuversin diyeceklerim, yetti gömüldükleri diye direneceğim yazmamaya.
Karşıma alıp bu beyaz döşenmiş kağıt parçasını, milyonlarca duygunun yavrusunu büyütmüş bu şiir yuvasını, bu koca araziyi, uzun uzun çıplanacağım. Düzgün cümle kalıbına fazla gelen, oturaklı cümle yasasına aykırı cümleler kurarak, ağzıma geleni söylemenin verdiği rahatlığa bel bağlayarak, edebiyatı da sanatı da bir kenara çekip, konuşacağım beni anlayacağını bilsem bu karşımda dikilen beyazlığın. Kestirebilsem karanlıktan ne kadar anlayabildiğini, bu kadar beyazın bu kadar marazı kavrayabilme potansiyelini çözebilsem, söyleyeceğim.
Kim ne derse o yana dönen bu kağıt parçası, her kelimeyle hovardaca çiftleşebilen bu geniş mideli 'şey', her seferinde aramızda hiçbir şey geçmemiş gibi beni kendine yeninden başlatan, bu yüzünde çalkantılı bir merhamet sunan, bu içerimle dışarımı ayıran yer anlayacak olsa, yıkılacağım ben de, bir duvar gibi geçtiğim kendimin önünden. Ah bu sayfa biraz umutlandırsa beni, ah bu suratı bu beyazlığın böyle kıskandırmasa beni, atlamadan itiraf edeceğim kaç kez aklımın sürgüne yattığını.
Tartışmaya açacağım sınırlarımı, sevdiklerimi, bölgelerimi, kapılarımı, duvarlarımı tartışmaya açacağım. Öteki taraflarım'dan gelen seslere yabancı olmadan ölmeyi ve bu kez içerimin görülmesinden korkmadan yaşamayı deneyeceğim. Takas talebinde bulunacağım sevgililerimden ve benden götürenlerden. Müzakerelere yeniden başlayacağım evimdeki aynalarla.Buğulana kadar camlar, bulutlanana kadar bu nisan, konuşacağım.Açılacağım, yıkılacağım ve yarılacağım utanmasam.Utanmasam, bu kağıdın beni herkese anlatacağından, yarılacağım bu ada gibi ortam'dan, ve duvarlarımın olduğu yerden yıkılacağım..Bir deprem gibi kendimi sarsıp, içimdeki coğrafyanın yarığına kaçıp, bir yağmurla gün yüzüne çıkacağım.Duvarsız, yarasız ve kapısız, doğduğum güne en çok benzediğim halimle gene doğacağım.Bilmeden anlamını savaşın, duvarın ve acının sil baştan, doğacağım.
******
Doğu Akdeniz İlkokulunda Mevlana, Sevgi ve Hoşgörü etkinliği çerçevesinde çocuklarla buluştuk bu hafta içinde. Derslerine girdiğim çocuklar, şiire dair sordukları ve söyledikleriyle, okudukları dizeleriyle beni çok heyecanlandırdı. Sohbetin ardından sundukları; dansın, şiirin ve müziğin harika bir kompozisyonuyla da tüm izleyenleri kendilerine hayran bıraktılar. Doğu Akdeniz İlkokulunu ve değerli öğretmenleri Dervişe Kutlu'yu kutluyorum canı gönülden. Nice güzel ve umutlu günlerde yeniden buluşmak geçerken aklımdan,.tüm çocukları sonsuz başarıların kuşatmasını tüm kalbimle diliyorum.
***********
Ölsem şuracıkta ve toplasan beni
Gördüğüm kadar ümitliyim
Gördüğüm kadar sevgili
Ölsem şuracıkta ve toplasan beni
Bil ki gördüğüm kadarım hepsi
İçimdeki muhteşem keyfe ayak uyduran bir ıslık çaldığımda da
Bulutlar gücüme gittiğinde de
Bu şehir donmuş bir serçe gibi penceresinde bulduğunda da öyleydim
Duyduklarını unutmuş gördüklerini emmiş
Ölsem şuracıkta ve bulsan beni
Bil ki gördüğüm kadarım hepsi
Söylediklerin basıp gitmiş bir gemi
********
Organ Bağışı Derdimiz Değilmiş...
Beni geç doktor
Yok bağışlayacak organım
Kolay iş değildir beklemek ve sabretmek
Ve kar tanesi gibi erimeden durabilmek bu dertli ülkede
Bir aşk gibi şiirin karşısına dikilen, dimdik durabilmek sendelemeden
Her hayal kırıklığını unutuşlarla örtmek kolay iş değildir
Ne ciğer kalır adamda, ne kalp ne de kansersiz hücre
Bana hiç bakama doktor
Yok, yok bağışlayacak organım
|