Seni uzaktan özlüyorum şimdi. Beni bilmeyen ve benim olmayan sokaklarda; şehrin, insanların, kaldırımların kendi seslerinden okudukları şiirlere yabancı kalıyorum. Boğazında acemi yağmurlar tıkanıyor iklimlerimin, seyrediyorum. Tüm ateşleri es geçiyor içimdeki yangın, söndüremiyorum. Yanıyor muyum, yağıyor muyum, yazıyor muyum, ne yapıyorum, bilemiyorum. Tek bildiğim var, özlüyorum.
Ağlıyorum ara ara. Ayıplansa da ağlamak bu yaştan sonra ağlıyorum işte. Buruş buruş ediyorum kağıtın bedenini, içimdeki nemin tiz sesiyle. Ağladıkça ben, toplanıveriyor kendine kağıt, gözlerimin söyledikleri ve düşürdükleri karşısında. Elini ayağını çekiyor, üzerine yazılan her dizeden, her cümleden, her heceden. Bir akşamüstü papatyası, bir gün batımı gibi kapanıyor kendine kağıt. Ürkmüş bir deniz gibi taa içeri çekiliyor kıyılarından. O koskoca kağıt küçücük kalıyor kirpiklerimin hıçkırık sesi karşısında. Transparan bir örtü gibi kalıveriyor avuçlarımda sonuçta. Üzerime çekip gizleyemiyorum kendimi bu kez bu atlasın hiçbir coğrafyasında. Yaşadıklarım kat kat giydirirken, her olay sonrası bir kalkan daha giyinirken, fark ediyorum ki yazdıklarım soyuyor beni yine. Yaşamak mı yazmak mı deseler, elde yazmak kalıyor işte, yazmak daha çok ben'im diye.
Kış diyorum, böyle bir şeydir herhalde. Aralık, ocak, şubattan ibaret değildir. Memleketinin dizlerine yumulduğunu hayal etmek gibi bir şey, hayal ederken de gözlerinin ağzına geleni söylediği bir şeydir kış. Kış diyorum, böyle bir şeydir. Bir memleketi, gün batımını uzaktan özlediğin zaman, boğazına duygularının attığı o sıkı düğüm gibi... Rüzgarın saçlarını sarstığı an, aklına annenin düşmesi gibi bir şeydir. Kocaman bir kalabalıkta seni yalnızlığın tutması, yüreğinin aklının kaderinin şiire sınırlar koyması, hayallerine izolasyonlar uygulaması, düşlerine kimlik sorması gibi birşeydir.
Kış diyorum, böyle bir şeydir herhalde.Şairin dediği gibi, hani bazen ararsın yazacaklarını bulamazsın, bazen de bulursun yazamazsın ya öyle bir şey.Bazen durur uzun uzun bakarsın ya yüzüne aynaların önünde, aynaların önünde yabancı olursun ya yüzünün dediklerine, öyle...Asla'ları, keşke'leri, pişmalıkları ve hataları inatla net hatırlarsın, inatla daha dün gibi, oysa güzellikler gelmez, iyi geçen vakitler bir türlü kımıldayıp yoklamaz ya hafızanı, öyle bir şeydir kış.Kış, bir mevsimden çoktur.Öyle aylık, günlük, bir şey değildir.Dans eden yağmur damlaları, gökyüzünde rüzgarın nefesiyle bir nehir gibi akıp duran bulutlar, tırnak diplerine kadar donduran ve tir tir titreten soğuk, toprağın coşkusu, ağacın heyecanı, köpüren dalgalar ve sıcacık bir evde ateşli ateşli yanan ateşin başında dışarıdaki soğuğu konuşmak değildir.Kış böyle bir şey değildir.Özlemek gibi bir şeydir kış.Bir memleketi taa uzaklardan özlemek gibi...
Çünkü bir memleketten gitmek, her şeyden gitmektir. Aşktan, yaşadıklarından ve yaşayacaklarından, sevdiklerinden ve seveceklerinden, yazdıklarından ve yazacaklarından. Bir memleketten gitmek, meğer her şeyden gitmekmiş. Yaşayacaklarından ve öleceklerinden...İşte kış, böyle bir şeydir.Bildiğin halde müdahale edememek gibi kendine ve geçmişe.Bir keşke'yle oturup dertleşmek günün sonunda...Çünkü bir memleketten gitmek, gitmektir işte herşeyiyle.
*************
Bu hafta uzakta adalarını özleyenler için yazdım.Aslında tasarlamadan, haftanın getirisi oldu yine. Ne mutlu ki yazılarım vesilesiyle, taa uzaklardan buraları özleyenlerle konuşuyoruz e-maillerle zaman zaman. Bazen burada konuştuğum dostlardan daha çok diye düşünüyorum, yurt dışında haberleştiklerim. Bu yüzden de eskisinden çok oturuyorum galiba bilgisayar başında. Bazen hiç tanımadığım insanlar, yazılarımın onlara neleri hatırlattığından bahsederken, herkesin içerisinde nasıl koyu kışlar barındığına şahit oluyorum.Hepimiz o kadar kendi hayatımız ekseninde dönüyoruz ki bazen, gündemimiz o kadar kamufle ediliyor ki, hayatın yaşanacak karelerini ancak konuşunca, duyunca, paylaşınca anlıyoruz.Başka insanların dünyalarına değince.Hayatın aslında, haberlerde, gazetelerde, televizyonlarda görünenden çok başka bir şey olduğunu fark ettiriyor küçük bir merhaba bile.Evet, bu hafta uzaktan Kıbrıs'ı hatırlayanlar için yazdım.Uzaklarda hergün buraları özleyerek uyananlar için.Ama dürüstçe söylemeliyim ki uzaklara gitmek de gerekmiyor özlemek için.Bazen hepimiz kendi toprağının üzerindeyken bile özlüyoruz Kıbrıs'ı.Eski günlerini sayıklıyoruz...Bu adayı uzaklardan özleyenlere diyeceğim odur ki, gelseniz de özleyeceksiniz.Hatta belki şimdikinden daha fazla...
Beste SAKALLI
********************
BOŞUNA DEĞİLMİŞ AYRILIĞIMIZ
Boşuna değilmiş ayrılığımız
Bak yine buluşamadık
Bu kadar geldiğimiz halde birbirimize
Yine ellerimizi kavuşturamadık
Ne yaptık bu kadar affedilmez
Bu kadar unutulmaz ne yaşadık ki aşamadık
Herkes kadar olsun
Sevmeyi başaramadık
Bu mola boşa değilmiş
Verdiğimiz ara meğer aşkın küllenişi
Ayrılığın ilk işaretiymiş
Nasıl başladıysa bu sevda
bitecekmiş demek gene bir kıvılcımla
Ayrılık kazanacakmış gene aşkın karşısında
En acısı da yok başka şansımız sevgili
Seyirci kalmak dışında
Aşkların da varmış meğer kaderi
Nasıl haberimiz yoksa birbirimizden aylar önce
Ayrılığımızı da gel unutalım biran önce
Başeğelim biz de herkes gibi alnımızda yazan şeylere
Zaman sevgili işte bu yüzden geçer
Her acının bedelini göreceksin yıllar örter
Bir gün bakacaksın büyümüşüz
Bir gün bakacaksın yürümüşüz
Geçtiğimiz bu yollardan birer birer dönmüşüz
İyi ki ayrılmışız diyeceğiz belki
Sevmeseydik böylesi, ayrılamazdık inan bu denli
Bilirsin sevdası güzel olanın güzeldir ayrılığı da
Bize bugün kendimizi unutturan bu sevda
Bizi kendimize hatırlatan olacaktır ömrümüzün son zamanlarında
Boş ver, iyi ki dönmedik ayrılığımızdan
Sevdamızdan olacaktık yoksa
Yoksa hatırlarımızdan...
Beste SAKALLI
*****************
|