|
Geçen yazımda ekonomik kalkınmanın ekonomik büyümeden ne kadar daha önemli olduğunu ortaya koymaya çalışmıştım. Hayat standartlarının artması yaşam kalitesinin iyileştirilmesi ile ilgili olan ekonomik kalkınma bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde, ekonomik büyümeden daha da önemli olduğunu irdeledim.
Ekonomik kalkınmayı başarmak ancak doğru planlama ve etkin makroekonomik yönetim sayesinde gerçekleşebilir. Özellikle gelişmekte olan ekonomilerde, kalkınma programlarının olması ülkenin mevcut üretim faktörleri (emek, sermaye, doğal kaynaklar) ile kullanabileceği dış kaynakların etkin ve yerinde kullanılmasını sağlar. Eğer kaynaklar doğru ve yerinde kullanılırsa sonucunda hedef olan refah düzeyinin artırılması ve yaşam kalitesinin iyileştirilmesi başarılabilir.
Bugün gelişmekte olan çoğu ülke kalkınma modelleri geliştirmiştir ve bu çerçevede ülkeler gelişimini sağlamaya çalışmaktadır. Bizlerin de yaşadığımız bu yüksek oranlı büyüme dönemini fırsat olarak değerlendirerek, fazla geç kalmadan, kendi yapımıza has bir kalkınma modeli üzerinde çalışmamız gerekmektedir.
Kuzey Kıbrıs ekonomisinin 30 yıllık geçmişine baktığımızda, ekonominin çok dalgalı bir yapıda, derin krizlerle boğuşmuş ve sürdürülebilir istikrarlı bir yapıya kavuşamadığını görmekteyiz. Tabiî ki siyasi ve dış kaynaklı nedenler yanında, yapısal iç sorunlarımız da bu dalgalanmaların daha derin olmasına neden olmuştur. Bunun temel sebebi makroekonomik yönetim eksikliğidir. Ekonomimizin adeta rüzgârın estiği yönde yol alan bir gemi gibi büyümüştür!
Bana göre bunun temel nedeni, KKTC'nin hiçbir zaman gerçek anlamda kendine has, kendi yapısına göre geliştirilmiş bir kalkınma modeli olmamasından kaynaklanmaktadır. Eğer gerçekten kalkınan ve ayakları üzerinde durabilecek bir ekonomik yapı istiyor isek, bunun için bir kalkınma modeli üzerinde çalışmamız gerekmektedir. Bunun için bir plan gereklidir.
Böyle bir çalışmanın başlatılması, ülkenin ekonomik vizyonunun belirlenmesine büyük katkı koyabilecektir. Bu noktayı bu köşede yazmaya başladığım ilk günden beri altını çizmeye çalışıyorum. Ülkemizin, siyasi vizyonu ile örtüşen, ekonomik bir vizyonuna ihtiyaç vardır. Bu şarttır. Bu kalkınma modelinin birinci ayağını oluşturacaktır.
İkinci ayağı ise stratejilerin, yani gerekli politikaların geliştirilmesiyle ilgilidir. Vizyonun belirlenmesiyle, bu vizyona, hedefe ulaşmak için gerekli stratejilerin (politikaların) geliştirilmesi üzerinde çalışılmalıdır. Burada ekonomik, sosyal, çevresel ve diğer politikalar için gerekli araçlar ve kurumların oluşturulması gerekecektir.
Makroekonomi yönetimi için gerekli araçlar nelerdir ve bunları uygulamak için gerekecek kurumsal yapılanmalar neler olmalıdır? Ne gibi mevzuat değişikliklerine ve düzenlemelerine ihtiyaç olacaktır? Bunlar tümüyle belirlenmiş olabilecektir. Bir ülkede kurumsallaşma belirlenen vizyon çerçevesinde ancak bütünlüklü olarak gerçekleştirilebilir.
Bu ayağın diğer önemli kısmı makroekonomik yönetim ile ilgilidir. Makroekonomik yönetimde kurumlar arası koordinasyon ve makroekonomi yönetimi için gereken oluşumlar nasıl yapılandırılmalıdır? Bunlar da belirlenmelidir. Bugün makroekonomi yönetimimizin en büyük eksikliği bu değil midir? Kurumlar arası koordinasyon ve uyum sorunu yaşanmaktadır. İşte onun için makroekonomi yönetiminde kurumsal oluşumlara ve mevzuat düzenlemelerine ihtiyaç vardır. Hep şikâyet ettiğimiz yapısal sorunların kökten halledilmesi ancak bir vizyon çerçevesinde belirlenecek ortak politikalarla koordineli bir şekilde halledilebilir.
Böylesi bir çalışmanın diğer önemli ayağı da kaynak gereksiniminin belirlenmesiyle ilgilidir. Belirlenen politikaları uygulamak kaynak gerektirir. Ülkenin üretim faktör stokunun durumu nedir? Elimizdeki sermaye, emek, doğal kaynak, kültürel zenginlikler vs envanteri nedir? Ne kadar dış kaynağa ihtiyacımız olacaktır ve bu kaynaklar nasıl kullanılacaktır? Yetişmiş eleman, vatandaşın sosyal yaşantısının gelişimi için var olan tesislerin durumu nedir? Bütün bunlar bilinecek ve belirlenen vizyon çerçevesinde ilgili alanda politikalar geliştirilecektir. Örneğin gelecek beş yılda hangi alanlarda yetişmiş elemanlara ihtiyaç olacaktır ve bunun için hangi politikalar gerekli olacaktır.
Bu esaslı ve uzun süreli bütçeleme çalışmaları gerektirecek; orta ve uzun vadeli bütçeleme, devletin hangi alanlara ne kadar kaynak ayıracağını ve hangi politikaları desteklediğini göstererek, vergi ve harcama politikalarının nasıl olacağını vatandaş bilebilecektir.
Böylesi bir sürecin başarılı kılınması ancak güçlü "siyasi iradeyle" gerçekleşebilir. Siyasi iradenin ne derece tecelli ettiğini de ölçmek için dördüncü ayak olarak bu modelin bir takvime ihtiyacı vardır. Belirlenecek takvim sayesinde, siyasi iradenin olup olmadığını vatandaş daha iyi anlayabilecektir.
Sonuç olarak, kalkınma yalnızca hükümetin niyeti, planı, modeli ve kaynağı ile mümkün olmuyor. Yerel yönetimler, çok çeşitli sivil toplum örgütleri bu sürece katılmak zorundadır. Burada hükümet ben bilirim ve bu kalkınma sorumluluğunu paylaşmam dememelidir. İş dünyası, üniversiteler, sivil toplum örgütleri, belediyeler ve sivil toplum arasında işbirliği yapılmalıdır. Bütün bu paydaşların katılımcı rolü ve işbirlikleri şarttır.
Çok geç kalmadan bu sürecin tohumları atılarak, çalışmalar başlatılmalıdır. Ekonomik açıdan ne kadar büyürsek büyüyelim, yukarıda özetlemeye çalıştığım çerçevede düşünmeye başlamaz ve toplum içerisinde gerekli katılım zincirini kuramazsak büyümeye kalite katamayız; yani kalınamayız.
|