|
Ülkemizdeki vergi sistemini genel olarak değerlendirdiğimizde vergi kaçakçılığının önemli bir sorun olarak devam etmekte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Çok ilginçtir, bu sorundan yalnız kamu kesimi değil, özel sektör de oldukça şikâyetçidir. Vergi kaçakçılığının yüksek oranlarda olması, kayıtlı ve vergisini tam ödeyen özel sektör kesimini haksız rekabetten ve vergi adaletsizliğinden dolayı rahatsız etmektedir.
Aslında, daha önce vergi ile ilgili olan yazılarımda da belirttiğim üzere ülkemizdeki ödenen toplam vergi miktarı o kadar da kötü bir seviyede değildir. Gayri safi milli hâsılamızın %35'i civarında ödediğimiz toplam vergi pek çok AB üye ülkeleri seviyelerine yakındır. Buradaki sorun, toplanan verginin türünden ve diğer taraftan da kamu harcamalarının ekonomik ölçeğimize göre yüksek olmasından kaynaklanmaktadır.
Ülkemizdeki temel vergi kaçakçılığı sorunu, bireylerin ve işletmelerin gerçek gelirlerini Devlete beyan etmemelerinde yatmaktadır. Toplanamayan vergi gelir vergisidir. Bunun ötesinde gerçek gelirini beyan etmek istemeyen bireyler veya işletmeler, yaptıkları işlemleri (satışlarını, üretim vb) de gizleyerek veya düşük göstererek gelirlerini az göstermeye çalışmaktadırlar. Bu da bir şekilde dolaylı vergileri (KDV gibi) olumsuz etkilemekte ve kayıt düzeninin erozyona uğramasına neden olmaktadır.
Hal böyle olunca da Devlet gerçek anlamda bireyleri ve işletmelerin gelirlerini tespit edemediğinden, kolay yolları seçerek, stopaj, fon ve KDV gibi vergiler uygulamaktadır. Kısacası Maliye dolaysız vergilendiremediğini dolaylı vergilendirerek gelir yaratmaya çalışmaktadır.
Öncelikle kayıt dışılığın bir parçası olan vergi kaçakçılığı gerçeği yıllardan beridir süregelen bir sorundur. Bu geçmişi uzun olan sorun bir yaşam tarzı haline dönüşmüş, hiç fark etmeden günlük yaşantımızın bir parçası olmuştur. Vergi kaçakçılığını önlemek (veya asgariye indirmek) için kısa vadeli tedbirler yerine orta ve uzun vadeli yapısal değişiklikler gereklidir. Kısacası polisiye türden uygulamalarla vergi kaçağı azaltılamaz aksine daha vahim durumların ortaya çıkmasına neden olur. Bu kökleşmiş sorunu ortadan kaldırmak hem Maliyeye hem de vergi mükelleflerine düşer görüşündeyim. Bu sorun ancak kapsamlı bir yaklaşım çerçevesinde çözümlenebilir.
Sorunun çözümü için eş zamanlı uygulanacak politikalara ve alınacak tedbirlere ihtiyaç vardır. Bunun için öncelikle gelir vergi sistemindeki yapıyı revize ederek yüksek oranlı gelir vergilerinden daha makul, kabul edilebilir ve nihayetinde natürel oranları hedeflemeliyiz. Hiç kimse mevcut %40'lara varan gelir vergisi ve bunun yanında sosyal güvenlik kesintileri ile %35'leri aşan marjinal vergi oranlarıyla gerçek anlamda bireylerin gelirlerini beyan etmelerini beklemesin.
Bunun ötesinde dolaylı vergilerindeki oranlarla, vergi mükellefi toplamda (gelir + tüketim) ağır bir vergi yükü altındadır. Bu ağır vergi yüküyle bireyler gelirleri artmasına rağmen bunu bir şekilde tüketimde ödedikleri için, gerçek gelirlerine yansıtmıyor ve beyan etmiyorlardır.
Bu dengesizliği ortadan kaldırmak için gelir vergisinde %20 ile %30 bantlarını düşünmemiz gerekir. Bu kabul edilebilir oranlar sayesinde vergi yükü hafiflemiş olacak ve bireyler gerçek gelirlerini beyan etmekte daha gerçekçi davranabileceklerdir. Aslında bizlerin gelir vergisindeki bu ayarlamayı KDV'de yaşadığımız artışlar döneminde aşamalı bir şekilde gerçekleştirmemiz gerekirdi. Bunun doğrusu ve makulü de budur. Dünya örneklerinde, eğer tüketimdeki vergilerde bir artış olacaksa, KDV gibi, buna paralel ve eş zamanlı olarak gelirdeki vergilerde de bir indirime gidilerek ve/veya belli bir gelire kadar olanları gelir vergisinden muaf tutarak ayarlamalar yapılır. Bu sosyal devlet anlayışı çerçevesinde güdülen bir politikadır. Güney Kıbrıs bu süreci AB adaylık döneminde KDV'yi artırırken eş zamanlı gelir vergisinde de indirime giderek gerçekleştirmiştir.
Zaten mevcut gelir vergi yasamız, karmaşık, kara delikleri çok, basitleştirilmesi gereken bir yasadır. Düşük vergi oranları, muafiyet ve istisnaların mümkün olabildiğince sınırlandırılmasıyla büyük sorunumuz olan beyan sorununa çözüm getirerek verginin tabana yayılmasına katkı koyabilecektir.
Birinci adımın başarılı kılınması için eş zamanlı olarak vergi dairesinin yeniden yapılandırılması gerekir. Vergi idaresi teknolojik açıdan geliştirilmeli, vergilerin toplanmasına ve denetimine etkinlik kazandırılması gerekir. Merkez ile şubeler arasındaki gerekli koordinasyonun sağlanması şarttır. Bu bağlamda, vergi dairelerinde bilgisayar ağının kurulması, vergi ile ilgili işlemlerin yapılmasında bilgisayar kullanımının yaygınlaştırılmasıyla hizmet kalitesinin ve hızının artırılması gerekmektedir. Bunun için başta Maliye Bakanlığı dâhilinde gümrüklerden başlayarak, sonrasında diğer kamu kurumları arası iletişimin bilgisayar ortamında sağlanarak bilgi toplama, derleme ve izleme sağlanmalıdır. Denetimlerin merkezden yapılabilmesi için bilgi bankaları oluşturulmalıdır. Denetim ile ilgili diğer yetersiz olan kısım, mükellefle temasta olan çalışanların daha etkin olmaları ve nezaket kurallarına uyma konusunda eğitilmeleri ile ilgilidir.
Denetim sonucunda ortaya çıkacak vergi suçlarına uygulanacak vergi cezaları arttırılarak caydırıcılık özelliğine kavuşturulmalıdır. Vergi cezalarının caydırıcılık gücünü azaltan uzlaşma müessesesi tamamen kaldırılmalıdır. Vergi cezalarının caydırıcılık gücünü arttırmak için, vergisini zamanında ödemeyen mükelleflere uygulanacak gecikme zammı ve faizleri de arttırılmalıdır. Vergi aflarına sık sık başvurulmamalıdır. Çünkü bu aflar dürüst ve dürüst olmayan mükellefler arasında adaletsizliklere neden olmakta ve dolayısıyla vergi kaçakçılığını teşvik etmektedir.
Bütün bu yukarıda sıralamaya çalıştığım politikaların ve tedbirlerin başarılı kılınması ancak vergi mükelleflerinin vergide adaletin olduğuna ve Devletin herkesten adlığı vergileri doğru yerlere kullandığına inandırmasından geçer!
|