|
Son günlerde uluslararası para piyasalarında bir gerginliktir gidiyor. Herkes kâbus geri mi geliyor diye sorgular oldu. Dünya ekonomisinin ana motoru durumundaki Amerika Birleşik Devletlerindeki (ABD) kredi ve mortgage piyasalarında sorun çıkması ve ekonomisindeki büyüme hedeflerine yönelik endişelerin olması, özellikle gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkileyecek gibi görünüyor.
ABD ekonomisindeki tüketici harcamalarının azalacağı beklentisi, perakende şirketi Wal-Mart'ın kar düşürmesiyle güçlenmiş görünmektedir. Bu da tabiî ki Amerikan halkının toplam talebinin gerilemesine, yani gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerden daha az ithalat anlamına gelmektedir. Bunun sonucunda gelişmiş ve özellikle gelişen piyasaların bu durumdan olumsuz etkilenmesi beklenmektedir.
ABD'deki bu soruna paralel olarak dünyanın önemli piyasalarında da gerilemeler yaşanıyor. Avrupa'dan Asya'ya bütün piyasalar sallanmaya başladı. Benzer bir eğilimle Türkiye İMKB Ulusal 100 Endeksi'nde sert düşüşlerle perşembe akşamı itibariyle 44 bin 500 seviyeleri altına indi. Dünyada derinleşen krizden korkan yabancılar Türkiye'de hisse ve tahvil satışına geçti ve bu da doların 1.38 üzerine çıkmasına neden oldu.
Tabii ki sorunun ABD kredi ve fonlarından kaynaklanması ve bu fonlardan gelişmekte olan ülkelere yatırım yapılması gidişata değişik bir boyut getirmiştir. Eğer fonlarda paraları bulunanlar yatırımlarını geri çağırırlarsa ve bu sayı da artarsa; bu sorun yaratabilir. Riskin artmasıyla gerek gelişmekte olan piyasa borsalarına gerekse yüksek getirili gelişen piyasa tahvillerine yatırım yapanlar pozisyon değiştirmeyi tercih edebilir. Uluslararası yatırımcıların daha az riskli, düşük getirili yatırım araçlarına yönelmeleri, dış tasarruflarla gerek altyapı gerekse ekonomilerini yeniden yapılandırmak için kaynak (kredi) kullanan gelişmekte olan ekonomileri olumsuz etkileyecektir.
Küreselleşen dünya piyasalarında belirsizlik hali (volatilite) ve dalgalanmalar mutlaka olacaktır. Burada önemli olan bu küreselleşen ve artık biri birine bağımlı olan finansal piyasalarda olan dalgalanmaların ülkesel bazda ekonomiye olumsuz yansımalarının asgariye indirilebilmesidir. Bu da her ülkenin kendi yapısına uygun olarak geliştirdiği ekonomik politikalarla ve krizleri doğru yönetmek için yapılandırdığı kurumlarına bağlıdır.
Aynı para birimini kullandığımız Türkiye'ye baktığımızda, piyasalar bu dalgalanmalardan nasibini alacak gibi görünüyor. Ancak Türkiye artık 10 sene önceki veya daha da yakın 6 sene önceki Türkiye değildir. Türkiye'nin artık bu dış kaynaklı krizi daha iyi yönetme kapasitesi vardır.
Türkiye'de yabancı yatırımcının gerek borsada, gerekse tahvil piyasasında payının yüksek olduğu açıktır. Bu özellikle son 5 yılda Türkiye'nin yaşamış olduğu siyasi istikrar, ekonomide sağladığı kayda değer büyüme ve AB yolunda kat etmiş olduğu olumlu mesafe ile ilgilidir. Avrupa'ya yanaşan, İMF ile yürüttüğü ekonomik programda başarılı olan Türkiye yabancı yatırımcılar için cazip hale gelmiştir. Türkiye'ye artık yabancılar yalnızca kısa vadeli yatırımlar için değil, doğrudan (uzun vadeli) yatırımlar için de gelmektedir. Yabancıların yaptığı doğrudan yatırımların son iki yılda 40 milyar doları aşması önemli bir göstergedir.
Tabii ki bu aralar diğer gelişen piyasalarda olduğu gibi Türkiye piyasalarından da çıkmak isteyen yabancılar olacaktır. Bu da döviz talebini getirecektir. İstatistikler, yerli yatırımcının (özel kesim) döviz stoku ile merkez bankası döviz rezerv toplamının 150-160 milyar dolar seviyesinde olduğunu göstermektedir. Bu da yabancıdan gelecek döviz talebinin, eğilim yukarıya olsa bile, fazla bir sıçrama yaratmayacağını göstermektedir. Bu yaşanan finansal dalgalanmanın henüz krize dönüşme durumu yok. Hatırlayın geçen 2006 Mayısında ABD kaynaklı finansal krizde dolar kuru 1.58 YTL' ye ulaşmıştı.
Hiç kuşkusuz devamlı surette dile getirilen YTL'nin aşırı değerli hali (ki bunun ne kadar olduğunun da özellikle Türkiye'deki verimlilik artışı ve büyümeler göz önüne alınarak iyice tartışılması gerekir!) Türkiye'nin borcunun diğer gelişen ekonomilere nispeten yüksek olması ve her zaman gündemde olan cari açık sorunu, dövizin artma eğiliminde olmasına zemin oluşturmaktadır. Bütün bunlar dövizin aşamalı bir şekilde yukarıya doğru bir düzeltmeye doğru gitmesi zamanın geldiğini işaret etmektedir.
Sonuçta, krize dönüşmeyecek gibi görünen bu finansal dalgalanmanın kısa vadede gelişen piyasaları nasıl etkileyeceğini ABD'den gelecek haberler belirleyecek gibi görülüyor.
Gelecek hafta bütün bunların KKTC ekonomisine etkilerini tahlil edeceğim.
|