|
Ünlü spekülatör George Soros'a göre "Son 60 yılın en kötü piyasa krizini yaşıyoruz". Tabii bir spekülatörün bunu söylemesi bana göre gayet normal... Sonuçta adam "spekülatör". İşi de speküle etmek. Tabi ki spekülasyon yapacak... Yapmasın mı?
Şaka bir yana küresel ekonomik gidişat hiç de iyi sinyaller vermiyor. Öyle görünüyor ki gelecek aylar, geçen ayalar ve son 5 yıla göre daha iyi olmayacak. Bunu açıklayan güçlü ekonomik göstergeler var. ABD'de 2007 yazında patlak veren kredi ve mortgage (subprime) krizi derinleşiyor. Bu parasal sorunun reel ekonomiye yansımasını minimize etmek için ne kadar da ABD Merkez Bankası (FED) faiz indirimleriyle müdahale etmeye çalışsa da, anketler ve diğer veriler krizin reel ekonomiyi vurmaya başladığını gösteriyor. Dünyanın ana motoru durumundaki ekonomide zaten gerilemeye yüz tutmuş konut fiyatlarına bir de tüketicilerin tüketimlerinde gerileme eklenince, beklentiler daha da kötüleşti. ABD'deki olası durgunluğun tahminlerin de ötesinde olabileceği ihtimallerinin artması ve büyük finans şirketlerinin son çeyrekte zararlar açıklaması, kriz olasılıklarını daha da artırdı.
Sinyaller o kadar kötü ki FED Eylül 2007'den bu güne faizleri % 5,25'den %3,5'e kadar indirdi. Para politikalarının (faiz indirimi, piyasaya nakit pompalama) yeterli olmadığının gözlemlenmesi, Bush hükümetini Kongreyle birlikte 2008 yılı için 250 milyar dolarlık ek ekonomik önlem paketini hazırlamasına neden oldu. Öyle görünüyor ki ABD bu krizin derinleşmesini önlemek ve en düşük maliyetle atlatmak için elinden geleni yapacak. Aslında bunu yalnızca Amerikalılar değil, bütün dünya istiyor.
Ekonomik küreselleşme, finans piyasalarının birbirleriyle entegre olması, gelişmiş veya gelişen ekonomilerin bu tür dalgalanmalardan bire bir etkilenmelerine neden oluyor. İşte bu bağlamda ABD'de ki sorun Avrupa ve Asya ekonomilerine de yansıyor. Her Amerikalının tükettiği 4 ithal maldan biri Çin'den geliyorsa bu Çini de ve benzeri gelişmekte olan ekonomileri; Hindistan'ı ve Türkiye'yi de etkileyecektir. Yalnız, unutulmaması gerekir ki bu gelişen ekonomiler artık daha güçlü. Dünyada üretilen toplam ekonomik değerin artık %50'den fazlasını bu gelişen ekonomiler üretiyor. Dolayısıyla küresel bazda bu sorunların absorbe (emilmesi) edilmesi daha da kolaylaştı gibi görünüyor.
Peki, KKTC bu ekonomik çalkantıların neresinde? Geçen yazımda, ekonomimizde halihazırda bir durgunluğun olduğunu ve piyasadaki nakit sıkıntısının bunu derinleştirebileceğini ortaya koymaya çalışmıştım. Hiç kuşkusuz küresel bir dalgalanma, özellikle ekonomik ilişki içerisinde bulunduğumuz ülkeler vasıtasıyla bizlere de yansıyabilecektir. Ayni para birimi kullandığımız ve ticaretimizin büyük bir bölümünü gerçekleştirdiğimiz Türkiye'deki ekonomik gelişmeler bizleri de etkileyecektir. Başta kur ve faiz oranları olmak üzere. Bu da durağan olan ekonomimizin daha da kötüleşmesine neden olabilir.
Burada belki de bir şansımız, Türkiye ekonomisinin artık 1994-1995 ve 2000-2001 yıllarındaki gibi kırılgan bir yapıya sahip olmamasıdır. Bunun yanında, TC bankalarının sorunlu olan subprime yatırımlarının olmaması ve bu yıl için yabancıların Türkiye'ye ilgisinin devam edecek olmasıdır. Mutlaka yönünün nereye doğru olduğu bilinmeyen bu krizin Türkiye'yi rahatsız edeceği hatta büyüme oranlarında revizyona gidilmesi gerekebileceği malumdur. Yalnız dalgalanmalar derinleşmez ve beklenmedik gelişmeler olmasa Türkiye'nin bu krizi fazla yara almadan atlatması bekleniyor.
Bu aşamada özellikle KKTC'nin çok duyarlı olduğu kur üzerinde şiddetli bir değişimin olmayacağı görünüyor. Zaten daha önce kur riskiyle fiyatlandırılan mal ve hizmetlerin kurdan dolayı fiyatlarının artmayacağı kanısındayım. Fakat yukarıda da ifade ettiğim gibi bu kriz bizim halihazırda var olan ekonomik durgunluk sorunumuzu daha da zora sokarak küçülmemize neden olabilir.
Yakın gelecekte dış talepte bu durgunluğu büyümeye çevirecek bir beklenti olmadığına göre, yapılması gereken iç dinamikleri harekete geçirmektir. Bunun da anlamı;
1. Nakit sıkıntısını aşacak ve ekonomik çarkın dönmesini sağlayacak para politikası tedbirlerinin alınması. Bu geçen yazımda da belirttiğim; tercihli kredi (işletme kredisi gibi) ve benzeri uygulamalarla piyasadaki nakit sıkıntısının, bankalardaki likidite bolluğunu kullanarak bir ölçüde rahatlatılmasını sağlamak.
2. Buna eş zamanlı olarak Devlet sabit yatırımlarını etkin bir şekilde projelendirerek TC'den sağlanan yardımların piyasaya dinamizm yaratacak ve talebi tetikleyecek şekilde hayata geçirilmesini sağlamaktır.
3. Hükümetin yapısal sorunlar üzerine giderek (kamu reformu, rekabet yasası, gelir vergisi gibi) gerekli yasal düzenlemelerin yapılması için iradesini ortaya koyması gerekmektedir. Bunun yanında AB uyumlaştırma süreci için seslendirilen "ulusal program" çerçevesinde çalışmaların hızlandırılması şarttır.
Tabii ki Necdet Ergün'ün belirttiği gibi Güney Kıbrıs'ta seçimleri Hristofyas'ın kazanması muhtemel görüşmelerin başlamasına ve ekonomide beklentileri olumluya çevirerek dinamizm yaratabilir. Fakat ne olursa olsun bizlerin bu dış etkenleri bir veri olarak kabul etmemiz ve kendi iç meselelerimizi ve ev ödevlerimizi halletmeye bakmamız gerekmektedir. Aksi takdirde Hristofyas değil de Papadobulos kazanırsa ne yapacağız?
|