|
Öyle bir şey olmalı ki; yüreğimizdeki bütün bağlılığı anlatsın.
Öyle bir şey olmalı ki; hüznümüzün gözyaşları kalplerine doğru aksın.
Öyle bir şey yazılmalı ki; babalar ve çocuklarının tanıyacağı tek bir dili anlatsın.
Haziranın üçüncü pazarı geliyor birkaç gün içinde. Babalara armağan edilen bu günde duygularımız çarpışacak, bütün dünyada. Bazı babalar evladını henüz kaybetmiş olacak. Kendisi yaşarken hem de. Bu büyük cezayı hak edişinin nedenlerini arayacak belki de. Bazı babalar, çok uzak diyarlardaki çocuğunu anımsayacak. Bıraktığında küçücük olan ve şimdi kim bilir hangi tipte, karakterde olan. İçinde oluşmaya başlayan acıtıcı duygulardan korkup kaçacak. Daha sonraya bırakacak bir kez daha.
Ve çocuklar. Sadece adını bildiği o uzak ülkede yaşayan babasına yazdığı mektuplar bir kez daha yerine ulaşamayacak. Gelene gidene babasını soracak. Hayatındaki "en baba" örnekler bile, onun belirsizleşen, kimliksizleşen babasının yerini tutamayacak. Ömrü boyunca yaşayacağı ilişkilere, terk edilmişliğinin damgası vurulacak. Ölümün babadan ayırdığı çocuklar, haziranın üçüncü pazarında yaşları kaç olursa olsun, öksüzlüğün, dünyadaki eksilmişliğin ve baba yalnızlığının burukluğunu bir daha yaşayacaklar. Küçük bir çocuk kalbi "Neden benim babam" diye ağlarken; babasını henüz kaybetmiş kocaman bir adam, bu acıyla "gerçekten" büyüdüğünü anlayacak. Bu büyüme hüzünlü bir büyümedir. Babasını kaybeden yetişkin "çocuklar", bir parçaları eksik olarak yaşamlarını devam ettirirler. Yollarını bulmada ışıkları azaldığından, gözleri kör olmuş gibidirler. Babalarından onlara miras kalan gönül gözünü açana kadar, bu körlükleri devam eder.
Babaların yarınlara yönelik olarak taşıdıkları sorumluluk, bazen barış için savaşmalarını; bazen de yaşam için barışmalarını emreder. Yarınlar, çocuklarındır çünkü. Yarınlar, babaların ölümsüzlüğüdür.
Bundan dolayıdır ki; yaşamın bazı tatlarına seyirci kalırlar.
Babalar ve çocukları arasında, sadece onların anladığı ayrı bir dil vardır. Bu dil, yüreklerinde taşıdıkları bağlılıktan güç alır. İlişkileri boyunca, hüzün, öfke, hayal kırıklığı gibi can acıtıcı duygular gözlerinden yaş olup akıp gitse de, kalplerinde yer işgal etmez. Bu babalar, her çağın değişen koşullarında bile yalın bir gerçeklikle değişmez kalırlar. Sevme biçimleri değişse de, hatta sevginin tezahüratından yoksun bile olsalar; sürekli, karşılıksız ve korumacı severler.
Yaşımız kaç olursa olsun, onları anladığımız gün, özgürlüğümüzü kazandığımız gündür.
Babalar sevgilerini nasıl gösterirler?
Barış için savaşarak
Yaşam için barışarak
Yarın için yaşatarak
İnsanlık yaşadıkça
"Baba" kalarak.
|