Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
SİNEMALARDA GÖSTERİMDE OLAN FİLMLER
Gönyeli KTSYD Kupası'na da göz dikti: 7-6
Cihangir Turan ile turladı:1-0
BİR YASTIKTA 50 YIL
Rum yönetimi, 100 bin Euro'ya kadar olan mevduatlara teminat verecek
Simitis: Her iki tarafın da çıkarlarına saygı gösterilmeli
Basketbol hakemleri hazırlıklarına başladılar
Kara Kitap
DİSİ: Rumlara hizmet edecek bazı takvimler var
PORTRE BARMEN Hüseyin Dermuş

YORUMLANANLAR
Avukatlara getirilen yasak hukuka aykırı [1]
Çiftçi ve hayvancıya DESTEK PAKETİ [1]
UBP anahtarı UBP'lilerde olmalı [2]
Büyük sınav [1]
Gazimağusa'da 26 köyde elektrik kesintisi yapılacak [1]
Mahkemelerden rekor cezalar [1]
Küfür etti diye öldürüyordu [1]
Bulutoğluları: Artık ipler koptu [2]
4 ay hırsızlıktan arandı adaya girerken yakalandı [1]
14 yaşındaki kızla cinsel ilişki [3]



Var olmayan (KISA ÖYKÜ)

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   21 Temmuz 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Konfeksiyon fabrikası yanında sahibi olduğu basımevinde dizgisi, baskısı yapılan günlük gazeteyle iki aylık dergisi vardı. İşçileriyle ortak olduğu fabrika, basımevi, gazete, dergilere sahip olmakla hiç mi hiç büyüklenmiyordu. Saymanı hesapları titizlikle tutuyor, denetliyor; devletin hakkı olan vergi hiçbir hileye başvurmadan kuruşu kuruşuna veriliyordu. Fabrikayla basımevinde çalışanlar, basımevindeki yayınları ve yayımlanan gazeteyle dergileri yönetenler yaptıkları işe göre ama iyi aylık almaktaydılar. Bütün çalışanlar; yatırım, yıpranma vb. para çıktıktan sonra kalan kâra ortaktı. Yayın organlarında yazısı yayımlanan her yazara, her bildirmene, resimleriyle fotoğrafları çıkan herkese emeğin en yüce değer olduğu ilkesi ve inancıyla ülkede en yüksek miktarda "yapıt hakkı ücreti" ödenmekteydi.

Patron bir aralık ayının ilk pazarında fabrikada, basımevinde çalışanları, yayın organlarındaki kadroyu aileleriyle birlikte toplantıya çağırdı. Çağrıda toplantının önemli olduğunu, çok önemli işleri olmazsa mutlaka gelmelerini istedi. Bu çoğunun tuhafına gitti. Duyuruda bulunduğu gün hafta başıydı ve kasımın son haftasıydı. Aralık ayının ilk günü herkes saymanlıktan çeklerini alırken birbirine toplantının neden yapılacağını, gündemin ne olduğunu sordu; hiçbiri bir şey bilmiyordu. Fabrikada, gazetede, evde hafta boyunca, her boş zamanda yapılacak toplantı konuşuldu; çeşitli tahminlerde bulunuldu ama hiçbiri "gündem budur" diyemedi.

Pazar günü fabrikayla basımevinde çalışanlar, yazarlar, bildirmenlerle tümünün eşleri fabrikanın bilgisayarlı, internet bağlantılı, tıpkıçekim makineli zengin kitaplığının toplantı salonundaydı. Kendilerini toplantıya çağıran hepsinden önce gelmiş, toplantıyı açarak konuşacağı saatin gelmesini bekliyordu. Vakit gelince konferans salonunda oturanların karşılarındaki geniş masada kendilerine ayrılan sandalyelere oturmuş gazete, dergilerin yazı işleri müdürlerinin, veznedarın, saymanın, fabrika yöneticisinin bulunduğu yere yürüyüp ayakta yerleştirilmiş mikrofonun karşısında durdu.

- "Hoş geldiniz bayanlar baylar!" deyip konuşmasını sürdürdü, "Bu yıl iyi kâr edeceğimizi biliyorum. Uygun görüp onayladığınız takdirde yapmağı düşündüğüm bir şey vardır. Bu kârı her yıl yaptığımız gibi aramızda bölüşmek yerine tümünüzün yararlanacağı, tüketim maddelerini diğer kuruluşlardan daha ucuza alabileceğiniz, üstüne üstlük bu arada işsiz olan, açılacak kuruluşta çalışabilecek çocuklarınıza, yetmiyorsa birinci derecede yakınlarınıza ekmek kapısı olacak bir hipermarketin temellerini atmağı düşündüm. Bu konuda konuşmak, düşüncelerini söylemek isteyenler adlarını gazetemizin yazı işleri müdürüne yazdırıversin."

Bu konuşma üzerine ilkin derin sessizlik oldu. Toplantıda bulunanlar anlatılması güç bir şaşkınlık geçirdi. Şaşkınlıkları geçer geçmez kimileri ellerini kaldırdı; gazetenin yazı işleri müdürü parmak kaldıran her kişinin söylediği adı yazdı. Son kişiyi yazdıktan sonra:

- "Başka konuşmak isteyen var mıdır?" diye sordu.

Başkası el kaldırmadı. Sırayla konuşmağa başlanıldı. İçlerinden hiçbiri önerilen düşünceye karşı çıkmadı, tümü tasarıyı onaylayıcı sözler etti. Hatta bu yılın parası yetmezse sonraki yılın, hatta daha sonraki kârın kullanılması önerildi.

- "Şimdi" dedi patron, "oylamağa geçiyorum. Kabul edenler..."

Salondakiler "evet" anlamında ellerini kaldırmağa başladı, tek kişi bile "hayır" ya da "çekimser" anlamında el kaldırmazlık etmedi.

- "Öyleyse" dedi patronları, "tasarıyı onayladığınıza göre şimdi bunu gerçekleştirecek, gerekenleri yapabilecek beş kişilik heyet seçmenizi öneriyorum. Kimler aday olmağı istiyor?"

Dokuz kişi parmak kaldırdı. Bu durumda böylesi toplantılarda uygulananlardan birisi olan kapalı oy, açık sayım yöntemiyle seçime karar verilerek seçime geçildi. Sayımda en fazla oyu alan beş kişilik heyet oluşturuldu.

Sözü uzatmayayım. Beş kişilik heyet; sayman, veznedar, patronla işbirliği yaparak fabrikanın bulunduğu arsanın kuzeye bakan yönünde hipermarketin temellerinin atılmasını sağladı. Ocak ayının sonlarında binanın yapımına başlandı. Bina bittiğinde eldeki paranın alışveriş için gerekli olan raf, buzluk vb. malzemeyi almağa yetmediği görüldü. Yapılan toplantıda:

- "Eh!" dedi heyetin başında bulunan, "bir yıl daha bekleyeceğiz. Fabrika, gazete, dergi, basımevinde yapılan işlerden elde edilecek kârı, hipermarketin içerisine gerekli olan her şeyi almak için kullanacağız. Fazla borca girmemek için bu şarttır. Her tüketim maddesini birinci elden alırsak diğer marketlerden daha ucuza satış yapabilecek; bu uygulamayla dıştan hayli müşteri çekeceğiz."

Öyküyü uzatmak niye? Sonunda hipermarket açıldı. Orada çalışanların hemen hemen tümü ailedendi. Ucuzluğu, satılanların kaliteli oluşu, çalışanların güleryüzlülüğü kısa sürede dıştan da epeyi müşteri toplamasına neden oldu. Kâr öylesine arttı ki bu kârın bir kısımıyla bu kez hem çalışanlar hem de çevredekiler için bir doyguevi açılmasına karar verildi. Bu doyguevi çalışanlara olduğu kadar dıştan gelenlere bölgenin en iyi, temiz, üstelik olabildiğince ucuz yemeklerini yapmağa başladı. Bu kuruluşlar öylesine yararlı oldu ki, çalışanlarına; o ülkenin insanları, bir devlet işine değil bu fabrika, gazete, hipermarket, doyguevi vb. işyerlerine girmek için can atmağa; basının bir kısımı da kötüleme, olumsuz yönde yazı ve haberlerle saldırmağa başladı. Nedir bu saldırılarda öne sürülenlerin, yazılanların gerçekle uzaktan yakından ilgisi olmadığını yalnız bu kuruluşlarda çalışanlar değil, halkın çoğunluğu bilmekteydi. Çıkarlarına dokunulan belirli zümrelerle kişilerin dışında kalan insanların destekleri ürettiklerine, yayınlarına, satış yapan kuruluşlarına ilgilerini esirgemediği gibi bu ilgi gün geçtikçe arttı. Doyguevinin ardından başka kuruluşlar açıldı. Açılan yeni kuruluşlar onların hem kârlarını artırdı hem de daha fazla aile iş sahibi olarak ekmek parasını kazanır oldu. Başta bulunana halk "imparator" demeğe başladıysa da o, yaşamını bir "imparator" gibi değil, yanında çalışan her insan gibi sürdürmeği yeğledi, hiç mi hiç büyüklenmedi.

Son ne mi oldu? Yahu okurum! Kapitalizimin dorukta olduğu, bunun yakın zamanlara dek ister komünizim isterse sosyalizim ne derseniz deyiniz bir düzenin olduğu Rusya'da bile bugün kapitalist düzenin canlandığı, hüküm sürdüğü bir dünyada yaşadığımızı bildiğine göre böyle bir şeyin olacağına inanıyor musun? İnsanların refahı, gelişmesi, mutluluğu için kurulduğunu diyen Avrupa Birliği'nin gerçekte tekelci, kapitalist bir dünyagörüşü taşıdığı ve Kıbrıslı Türkler'e karşı tutumunu bildiğin bu zamanlarda böyle birisinin çıkacağına ve böyle kurumları varlaştırıp çalıştıracağına inanıyorsan bu öykünün gerçekliğine ya da gerçekleşeceğine inanıyorsun demektir. Şimdiki zamanda birçok ülkede kendisini sosyalist sayanların, "emek en yüce değerdir" diyenlerin çalışanları nasıl sömürdüğünü, kapitalizimi bal gibi uyguladıklarını, kapitalist olduklarını; kendilerini pıroleter, emekçi sayanların oluşturduğu sendikaların başındakiler var olan düzeni yürüten burjuva sınıfının yanında olduklarını görmüyor musun?

Ey okur, öyleyse bu öyküyü ister bilimkurgusal bir öykü, istersen bugüne dek söylenilmemiş ama tarafımdan yazılan bir masal say. Hiç fark etmez.

********

Eski Leucolla Sitesi ve Kybele

Mağusa ilçesinde Paralimni köyündeki gölün kuruduğunu Rupert Gunnis 1936'larda yazmaktadır. Paralimni köyüyle deniz arasında eski Leucolla'nın yıkıntıları bulunmaktadır. 1875'te burada kazılar yapan Di Cesnola, bir büyük Kıbele (Kybele, tüm tanrılarla tanrıçaların anasıdır. Anadolu'da matriyarkal -anaerkil- toplumunun bu büyük anatanrıçasının yerine göre adları değişmektedir.) başı buldu. Cesnola gelişigüzel yaptığı kazılarda bir binanın temelini bulduğunu ve bu yörede birçok heykel parçalarını ortaya çıkardığını, bunların Gırek üsluplu olduğunu belirtmektedir. Bu bina harabesiyle diğer harabeler Leucolla'nın varlığını göstermektedir.

Leucolla kenti III. Aleksandros (nam-ı diğer Büyük İskender) döneminde yaşam dolu olup komşuları olan Demetrius Poliorkates'le Pıtolemi (Ptolemy, Ptolemaios) arasında deniz savaşının olduğu yerdir. Kentin 130 ayak aşağı bir düzeyde limanı vardı; bu limana giden kayaya oyulmuş yol, bugünlerde de yer yer görülmektedir. Nedir harabelerin görüntüsüne bakıldığında bu yerleşim yerinin eskilerde büyük önemi olmadığı anlaşılmaktadır.

Rupert Gunnis, Cesnola'nın Leucolla harabelerinde duvara asılan bir taçla birlikte Kybele'nin çok büyük bir başını bulduğunu yazmaktadır.

*******

Giovanni Mariti'de Citadel veTophane

Bir İtalyan papazı olan ve Kıbrıs'a Şubat 1760'ta gelip Ekim 1767'de ayrılan Giovanni Mariti 2 yıl sonra Lucca'da Viaggi Per l'isola di Cipro'yu yayımladı. Yapıt, Delaval Cobham tarafından 1909'da Travels In The Island Of Cyprus adıyla İngilizce'ye çevrilerek yayımlandı. Giovanni Mariti'n,in yazdıkları Türkçe'ye daha fazla İngilizce'deki bu çeviriden aktarılmaktadır.

Giovanni Mariti sonradan Shakespeare (Şekspir)'in Othello adlı piyesinden ötürü (bkz. Citadel Neden Othello Oldu?) Othello Kalesi olarak adlandırılan içkale (citadel)'den "adanın ve Osmanlı İmparatorluğu'nun diğer yörelerinden gelen suçlular"ın hapsedildiğini, "Konstantinopol'ün bazı beyleri"nin "buraya sürgün edildi"ğini yazmaktadır. Ayrıca suyla çevrili olan hendeğin zamanla dolduğunu da belirtmekten geri kalmayan Mariti "Kentin doğusunda bir zamanlar kadırgaların inşa edildiği Arsenal'in kalıntıları, kuzeyindeyse surlara yakın bir yerde topların döküldüğü tophane"den de söz ederken burada o zaman kullanılmakta olan aletlerin görülebildiğini dedikten sonra "meydanda terk edilmiş vali sarayının hemen yanında cephanelik var ki halen Hıristiyan kırallarının ve hatta daha da eskiden kalan silah ve zırhlarla dolu" olduğundan söz etmektedir. "Buranın çevrilip kapı ve pencerelerinin kapanması"ndan kısa bir süre önce yapıldığını, nedeninin de "genel bi r ayaklanmada silahların kolayca elde edilebilmesini engellemek olduğu"nu olduğunu diyen Giovanni Mariti kentte o yıllarda yalnız iki yüz (200) kişi yaşadığını da yazmaktadır.

Giovanni Mariti'nin o zamanki Mağusa hakkında öteki yazdıklarını merak eden okurun Taçgey Debeş'in Doğu Akdeniz Üniversitesi ve Gazimağusa Belediyesi'nin birlikte düzenledikleri ve sempozyumdaki "Bildiri Kitapçığı Gazimağusa Sempozyumu '98" adlı kitaptaki 111-115'teki Giovanni Mariti'nin Gözüyle Mağusa 1760-1767" adlı bildiriyi okumalıdır.

Burada bu kitaptaki yazıların dizildikten sonra hemen hemen hiç okunmadan yayımlandığını ve içeriğinde bundan dolayı birçok bildiride pek çok yanlışın olduğunu belirtmekten kendimi alamıyorum.

**********

Ölüm ve yaşamak üstüne

Nasıl yaşarsan yaşa

Ölüm var ya

Ağzınla kuş tutsan da

Boşuna

Ölümcül olsan bile

Bir umut varsa içinde

Sarılırsın yaşamağa

Nefes alıp verdikçe

Ne güzel şey yaşamak sevinci

Ölüm yoktur yaşadıkça

Ölümü düşünme filozofun dediği gibi

O geldiği anda sen yoksun nasıl olsa

Bener Hakkı HAKERİ

*********

   1229 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
27 Eylül 2008, Cumartesi   Çörekli kahvaltı
07 Eylül 2008, Pazar   Sergideki melez kız
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Sere serpe
17 Ağustos 2008, Pazar   Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)
10 Ağustos 2008, Pazar   Sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın teftişi
08 Ağustos 2008, Cuma   Telefon nerede?
19 Temmuz 2008, Cumartesi   NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Şairler, ah bu şairler!
05 Haziran 2008, Perşembe   Bir hikâye-i göçmen
27 Mayıs 2008, Salı   Tahmini namümkün şey



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.4210 1.4310
1 STERLİN 2.4073 2.4252
1 EURO 1.9296 1.9432



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

ÇIKARLAR MI KORKULAR MI?

Ali Baturay

EROĞLU DÖNMELİ MİYDİ?

Hasan Hastürer

Şimdi obir taraftan ucuz olduk... Tamam mı...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(43)

Akay Cemal

Desmond Tutu'yu kim tutar?..

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Okurlardan güncel konulara ilişkin görüşle...

Omaç BAŞAT

Önce evimizin içini temizleyelim

Hüseyin EKMEKÇİ

Cevap hakkı...

Dilek ÇETEREİSİ

Kuliste içtiler salonda oy verdiler

Aysu Basri

8-5 İNSAN HAKKI DÜZENİ

Emin AKKOR

Gerçek kabullenmeden çözüm üretilemez

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Mali kriz ve AB

Oğuz Metiner

Ramazan Bayramınız mübarek olsun sevgili o...

Harid Fedai

Lârnaka Limanı





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital