Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Ölümlü trafik kazası,ağır cezada görüşülecek
Zorla yapmadım
Kuzuları çaldılar, köpeğin boğazını kestiler
UBP Genel Sekreterini seçmedi
'Ecstasy'ye 8 yıl
2009 da zor
Kıbrıs Kıbrıslılarındır

YORUMLANANLAR
Öğretmen dayağı polislik oldu [5]
Elektrikte yatırım katkı payı kaldırılıyor, akaryakıtta da indirim yapılacak [1]
Uyuşturucuyu çocuğuna taşıttı 2 yıl hapis cezası aldı [7]
Soyer: Orta noktayı bulacağız [1]
Pankart tartışması [4]
BES, LTB'de yaşanan sorunları sendikalarla tartıştı [1]
Samani: Narenciyecilerin sorunlarına duyarlı olun [1]
Oya Talat: Siyasetteki erkek egemen yapıyı kırmaya çalışıyoruz [1]
Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkını bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrattı [2]
İsrail, KKTC'yi ayrı bir varlık olarak tanımıyor [4]
Eroğlu, ilk seçimde siyaseti bırakmak zorunda kalacak [9]
Avcılar dün siyah çelenk koydu, bugün de köpeklerle eylem yapacak [1]
Tavuri'nin tövbesi yine tutmadı [3]
Kanser olmak istemiyoruz [3]
Otellerde bayram bereketi [3]
Liste nihayet! [1]
Avcılar eyleme gidiyor [12]
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk" [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]



NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   19 Temmuz 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Kıbrıs Türk yazını üstüne yazıp çizenler, çeşitli toplantılarda konuşanlar içerisinde unvanları ne olursa olsun hata yapanlar yanı sıra eksik bilgi verenleri gördükçe insanın sanat adına isyan edeceği geliyor. Yazılarında, konuşmalarında açık kapı bıraksalar; yani verdikleri bilginin eksik olabileceğini, hatta kimi yerde yanlış da olabileceğini belirtseler neyse ne. Ama böyleleri bir uzman havasına girerek en yetkili kişilerden olduklarını sanmıyorlar mı? Bunlar karşısında ne demeli bilmiyorum.

Şu anda usuma geliveren şiir alanında, dönemlerinde, iyi şiirleri yayımlanan; sözünü ettiğim türdeki yazılarda ya da konuşmalarda adları anılmayan bazı adları yazayım: Hami T. Özsaruhan, Vamık Volkan (Şimdilerde bilim adamı), Salahi Ramadan Sonyel (Şimdilerde tarihçi) , Özdemir M. Özön (sonradan Sennaroğlu soyadını alacaktır. Geçtiğimiz yıllarda bu gazetede hiçbir yerde yayımlanmamış kimi şiirlerine yer verdimdi.), Sadi Cemal Togan, Özden Zeki Kıvılcım, Arife Ahmet Kurumanastırlı, Salih Aziz Onural, Aydın Adamoğlu (Yazmağı sürdürüyor), Mustafa İsmail Yalçın, Mustafa Tözen (Murat Tören takma adıyla), Yüksel Kâzım Asena ... vd.

Bizde yanlış bir düşünce vardır. Kişi belirli bir dönem şiir, öykü vb yazdıysa, sonradan vazgeçmesi ve hâlâ yaşaması durumunda şair ya da öykücü sayılmamaktadır. Diyelim ki kişi beş-altı yıl şiir yazdıktan ve şiirlerinde belirli bir düzey tutturduktan sonra ölüverdi; yazınımızdan söz ediyorken ondan söz edilmeyecek mi? Yazıp da sonradan yaşayanlar için de Kıbrıs Türk Yazını'ndan söz ederken, yazdıkları dönemler içerisinde onlardan da söz edilmelidir. Kıbrıs Türk Yazını'ndan genel olarak söz edilirken söz eden kişi; bir ölçü, ilke koymamışsa bu adlardan söz etmemesi yanlıştır.

Süleyman Efendi

Geçenlerde Cevdet Alparslan gazeteye uğradı. Ayaküstü konuştuk. "Hikayedeki marangozun adı Süleyman Efendiı'ydı." demez mi? "Hatırladım şimdi." dedim. Bir Ağaç öykümdeki Kubbeli Çeşme karşısındaki marangoza Süleyman Efendi diyorduk. Öyküye bir kitapta yer verirsem ve yayımlayabilirsem öyküdeki o kısımı değiştirip marangozun adını yazacağım biline. Cevdet'e teşekkürlerimle. Öykümü okuduğu için de.

Takma adlar üzerine

Gazeteler ya da dergilerde görülen takma adlar üstüne yürütülen bir yargı, yazarların takma ad kullanmalarının nedeni iktidarda bulunan yönetimden ya da çalıştıkları kurumda yaptırım gücünü ellerinde bulunduran kişilerden gelebilecek "belâ-yı mübrem"den korunmak içindir. Kimi yazarlar için bu yargı gerçek olsa da bunu genelleştirmek yanlıştır. Dünlerde "müstear ad" denilen "takma adı" tüm yazarlar siyasi yönetimden korunmak kullanmamıştır. Kimi zaman aynı gazetede, bir gün içinde birkaç yazı yayımlamak zorunda kalan yazar aynı imzanın görünmemesi için takma ad kullanmıştır. Bazan da yeni yazmağa, daha doğrusu yayın organlarında ilk olarak, yazdıklarını veren kişilerin de "güvensizlikten ötürü" "müstear ad" seçtikleri; bir başka neden üretimindeki içerikten ötürü diğer üretimlerinde adı kullanmak istemeyenlerin de bu yola başvurdukları bilinmelidir.

Kimi "copyright - yayın hakkı" yazısı üstüne

Kitaplarla dergilerde, hatta karpostallarla kimi özdeş yayınlarda "copyright-yayın hakkı yayımlayana aittir" yazısı vardır ya; bunların tümünün de geçerli olduğuna inanmayınız. Bir fotoğrafı, resimi herhangi bir yayın organından kaynak da belirtmeden alan kimileri yapıta "yayın hakkı"nın kendisinde olduğunu söz ettiğinde bunun geçersiz olduğunu bilmiyor değildir. Kartpostalların bazısında özdeş durum vardır. Kimi eski resim ya da fotoğrafları ele geçiren bazı kişiler bunları çoğaltarak "yapıt hakkı" kendisininmiş gibi bir "izlenim" bırakmaları ne dereceye dek etiktir bilemem.

Ülkemizde tam bir "yapıt hakkı yasası" yoktur. Neden "telif hakkı" değil de "yapıt hakkı" dediğime gelince telif hakkının sadece yazma yapıtlar için olduğudur. "Yapıt hakkı"ysa plastik sanatları, sinema ve dahası üretilen özgün yapıtı içeren her türlü üretimi içerine almaktadır.

Bizde "yapıt hakkı yasası" niye yok? Sorusunun yanıtı gayet basittir. Böyle bir yasanın yapılması, düzenlenmesi, yürürlüğe girmesi durumunda yayımlayacakları her yapıta "yapıt hakkı ücreti" ödemeğe zorunlu kalacaklarından ötürü medyada yaşanacak güçlükleri ve bundan var olacak kaosu düşünürseniz niye en azından bu zamanda böylesi bir yasanın geçirilemeyeceğini anlayacaksınız.

Haksız mıyım dersiniz?

Her ilana inanmak ya da inanmamak

Gazetelerde, dergilerde yayımlanan her ilanın doğruluğuna inanıp inanmamak kişiye bağlı. Ben çoğu ilanın doğru olduğuna ya da denilenin, duyurulanın yerine getirildiğine kuşkuyla bakarım. Kimi zaman sanat-kültür dünyasında da bu böyledir. Bir gazete ya da dergide çıkacak bir derginin ya da gazetenin duyurusunu okuyunca onun yayımlandığına inanırsanız, araştırdığınızda kimi zaman yanıldığınızı görmez misiniz?

Bunu geçenlerde Çardak'ın on iki sayısının koleksiyonuna göz atarken düşündüm. Benim de "Işık" adlı bir desenimin yer aldığı Temmuz 1953 tarihli 7'nci sayının 19'uncu sayfasında Çardak Yayınları hakkında bir ilan vardır. Bunda Hikmet Afif Mapolar'ın Kök Nal romanının 15 güne kadar çıkacağı yanında Mustafa İzzet Adiloğlu'nun El, Taner Fikret Baybars'ın da Noktalı Virgül adlı şiir kitaplarının çıkacağı duyurulmaktadır.

Mapolar'ın Kök Nal'ı çıktı ama Adiloğlu'yla Baybars'ın bu adla kitapları yayımlanmadı. Bu duyuruyu gören bir okur boşuna Adiloğlu'ya Baybars'ın bu adla kitaplarını aramasın. O dönemde Adiloğlu'nun Bacadan Tüten Duman ve İnsanlardan Ayrı adlı iki şiir kitabı Taner Fikret Baybars'ın da Mendilin Ucundakiler'in yayımlandığı bilinmelidir.

Küpür: BENER-FOTO'da ÇARDAK 1

Libertis Sokağı

Libertis Sokağı'ndan kızlar geçer..

Nidem ki yoksuz aralarında.

Libertis Sokağı'nın kalabalığında

Tenhalığı var yokluğunun!

Tasasız günlerinde çocukluğumun

Seni hatırlamazken,

Neden bu sokağın kalabalığı

Hayalini çiğneyemiyor?

Neden bu gürültü, bu patırdı

Hatıralarını silemiyor

Hâtıramdan?

Ne Betanaftol'ün

Deve hanından kötü,

Ne Efkaliptol'ün

Bahar sabahından tatlı kokusu

Senin kokunu

Silemedi genzimden.

Amidon olsun,

Piramidon olsun içinde

İster beyaz olsun rengi,

İsterse kahverengi

Hangi şişeyi açsam

Sen varsın içinde!

Eter ve kloroform şişelerinden

Sen çıkarsın, buğu buğu ...

Reçeteler içer seni, damla damla,

Ve ben

Göz yumamazlık edemem

Bu ayyaşlığa.

Bundan senelerce evveldi ...

Avuçlarından yudum yudum içerken

Bu gibi pınar suyunu

Damla damla ateş düştü içime;

Duman duman tüttü içim ..

O gün bugündür

Her gün bir parça boğulmaktayım

Bu dumanın içinde.

Libertis Sokağı'ndan kızlar geçer..

Nidem ki yoksun aralarında.

Libertis Sokağı'nın kalabalığında

Tenhalığı var yokluğunun!

Hami T. ÖZSARUHAN

(Çardak, sayı:6, Mart 1953)

Aksaray'da Misafirlikte

Sağa baktım deniz

Sola baktım minare

Biz Aksaray'da misafirlikte

Kaldığımız ev

Lâleli Camiinin karşısında

Beş katlı bir apartman

En üst katında biz

Otobüsler, tramvaylar, taksiler

İnsanla yüklü caddeler

Hepsi, hepsi altımızda

Biz apartmanın en üst katında

İstanbul ayağımızın altında

Sadi CEMAL

(Çardak, sayı: 10, Nisan 1954)

   1165 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
22 Ekim 2008, Çarşamba   Yağmur yere indi
27 Eylül 2008, Cumartesi   Çörekli kahvaltı
07 Eylül 2008, Pazar   Sergideki melez kız
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Sere serpe
17 Ağustos 2008, Pazar   Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)
10 Ağustos 2008, Pazar   Sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın teftişi
08 Ağustos 2008, Cuma   Telefon nerede?
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Şairler, ah bu şairler!
05 Haziran 2008, Perşembe   Bir hikâye-i göçmen
27 Mayıs 2008, Salı   Tahmini namümkün şey



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5634 1.5744
1 STERLİN 2.2777 2.2946
1 EURO 1.9730 1.9869



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

KAYBETMEK

Hasan Hastürer

Derviş Bey seçildi UBP'nin işi bitti!!...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

İçimizdekiler söylerse, Ban hayda hayda sö...

Ahmet Tolgay

DOĞANIN İNSANLARDAN ÖÇ ALMASI...

Bilbay Eminoğlu

Yine göz boyadılar!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Canaltay UBP PM'de

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ÇÖZÜM İÇİN ORTAK MÜCADELE

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Hindistan'ın önemi

Oğuz Metiner

Kurban Bayramı yaklaşırken

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital