Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Ölümlü trafik kazası,ağır cezada görüşülecek
Zorla yapmadım
Kuzuları çaldılar, köpeğin boğazını kestiler
UBP Genel Sekreterini seçmedi
'Ecstasy'ye 8 yıl
2009 da zor
Kıbrıs Kıbrıslılarındır

YORUMLANANLAR
Öğretmen dayağı polislik oldu [5]
Elektrikte yatırım katkı payı kaldırılıyor, akaryakıtta da indirim yapılacak [1]
Uyuşturucuyu çocuğuna taşıttı 2 yıl hapis cezası aldı [7]
Soyer: Orta noktayı bulacağız [1]
Pankart tartışması [4]
BES, LTB'de yaşanan sorunları sendikalarla tartıştı [1]
Samani: Narenciyecilerin sorunlarına duyarlı olun [1]
Oya Talat: Siyasetteki erkek egemen yapıyı kırmaya çalışıyoruz [1]
Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkını bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrattı [2]
İsrail, KKTC'yi ayrı bir varlık olarak tanımıyor [4]
Eroğlu, ilk seçimde siyaseti bırakmak zorunda kalacak [9]
Avcılar dün siyah çelenk koydu, bugün de köpeklerle eylem yapacak [1]
Tavuri'nin tövbesi yine tutmadı [3]
Kanser olmak istemiyoruz [3]
Otellerde bayram bereketi [3]
Liste nihayet! [1]
Avcılar eyleme gidiyor [12]
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk" [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]



İnsanın cehennemi: Cennetlik domuz

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   26 Nisan 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Christopher Hitchens'ın "God Is Not Great" (Tanrı Ulu Değildir) adlı kitabından ilginizi çekeceğini düşündüğüm önemli bir konuyu aktarmak ve açmak istiyorum. Hitchens kitabının üçüncü bölümünde soruyor: "Neden cennet domuz etinden nefret ediyor?"

Birçok dinin insanın yiyebilecekleri üzerine söylediği birçok şey vardır, fakat din ve diyet arasındaki ilişki genellikle yasaklar üzerine kuruludur. Katolikler cuma günleri balık yememeye artık özen göstermeseler de, Hindistan'da ineğin kutsallığını sorgulamak hâlâ mümkün değil. 1990'lı yıllarda "deli dana" hastalığı taşıyan, dolayısıyla hastalığı yaymamaları için öldürülecek olan ineklere bile sahip çıkmaya çalışmıştı Hindistan hükümeti. Fakat azimle varlığını sürdüren en eski "haram lokma" inek değil, domuz.

İlk olarak Yahudilerle birlikte ortaya çıkan "domuz nefreti, hatta korkusu", Yahudilerin ve Müslümanların (bir diğeri de "sünnet" olan) ortak yönlerinden birisini teşkil ediyor. Kuran'da Yahudilerin domuza dönüştürülerek kınanmaları ve bu kutsal tavıra rağmen Müslümanların bir Yahudi geleneği olan domuz tabusunu kabullenmeleri, Müslümanlara nedense hiç çelişkili görünmüyor. Çünkü din genel olarak çelişkileri sevmez, onları görmezden gelir, ve hatta "doğası gereği" çelişkileri göremez.

İslam dünyasında "domuz fobisi" o kadar yaygın ki İngiliz edebiyatçı George Orwell'in "Animal Farm" (Hayvanlar Çiftliği) adlı fabl tarzındaki "politik hiciv" romanı, sunduğu domuz karakterler kötü ve zorba olmalarına karşın, birçok Arap okulunda yasaklanmış durumda. Kötüledikleri bir hayvanın bir romanda bir kötülük sembolü olarak kullanılmasına bile tahammül edemeyen, kendi çelişkisinin cahili olan, tutarlılık yoksunu bir yaklaşımdan söz ediyoruz.

Çetin çiftlik koşullarında domuzların pek de sevilecek tarafları olmadığı sıkça gözlemlenir. Terbiye edilmesi zor olan bu hayvanlar zaman zaman kendi dışkılarını ve yavrularını yiyecek kadar iğrençleşebilirler. Fakat bir başka önemli gözlem de, pislik içerisinde tıkış tıkış yaşamak zorunda bırakılmadıkları takdirde, domuzların kendilerini temiz tuttuklarına, aileler yetiştirdiklerine ve birbirleriyle iletişim kurduklarına işaret etmektedir. Kaldı ki domuzun zekası, önemli bir kriter olan "beyin ağırlığının beden ağırlığına oranına" bakıldığında, yunusun zekasıyla neredeyse eş düzeydedir.

Tüm bu bilimsel gözlemlere rağmen, domuz özellikle İslam için bir kötülük simgesi olmaktan kurtulamamıştır. Ne var ki, her şeye muktedir olduğu söylenen bir Tanrı'nın bu derece tasvip etmediği ve reddettiği bir hayvanı niye yarattığı sorusunu "çocuksu bir mantık yürüterek" sormak elbette mubahtır.

Neyse ki dini önyargılar yanıltıcı olabilirler, çünkü domuzun ve insanın biyolojik akrabalıkları artık kanıtlanmış durumda. İnsan DNA'sının büyük bir kısmı, domuz DNA'sında da bulunmakta. Son genetik çalışmalar, domuzlardan insanlara deri, kalp kapakçığı ve böbrek nakli bile yapılabileceğini ileri sürüyor ve bu yönde hem hastaların talebi hem de bilimcilerin umudu artıyor. Şimdiden "domuz-adam" gibi çizgi roman tadında korkunç bilimkurgu senaryoları yazmaya gerek var mı, henüz bilinmiyor. Bilinen; derisinden kılına, etinden iç organlarına, bu hayvanın her şeyinin faydalı olduğu...

Fakat iki önemli gerçek daha var: Kesilirken, öldürülürken domuzun attığı o ürkütücü çığlık başka hangi canlının çığlığına benziyor, biliyor musunuz? İnsanın çığlığına... Peki bazı yamyam kabilelere göre insan etinin tadı başka hangi canlının etinin tadına benziyor, biliyor musunuz? Domuz etinin tadına... (Özellikle, itfaiyecilerin domuz eti yiyemedikleri söylenir; yangında yananın insan eti olduğu düşünülürse bu hiç de şaşırtıcı değil)... O halde, insan ve domuz arasındaki bu yakın bağ, Yahudileri ve Müslümanları niye bu kadar rahatsız etti ve etmekte?

Hitchens'ın cevabı hem ikna edici hem enteresan: Birçok eski kaynağa göre, ilk Yahudilerin domuza karşı tutumları "korkuyla karışık saygı" biçimindeydi. Domuzun tadı, çığlığı, zekası, rahatsız edici bir şekilde insana insanı andırmaktaydı. Bu yüzden, bazı eski kutsal metinlerin de ima ettiği gibi, insanların kurban edildiği ve yamyamlığın uygulandığı ilkel dinsel ayinlerde, yani insan ve domuz arasındaki ayrımın "çığlık" ve "tat" benzerliğinden ötürü bulanıklaştığı ortamlarda, domuz korkusu ve domuz sevgisinin iç içe geçtiği anlar yaşanmaktaydı.

Dolayısıyla, daha sonra yaygınlaşan yasağın/günahın öncesinde, serbest bırakılmış bir arzunun (öldürme ve yeme, tüketme ve yok etme yoluyla ölümlülüğü aşma arzusunun), birbirine karışan çığlıklar ve tatlar aracılığıyla açığa çıkardığı büyük ve (o döneme göre) anlaşılmaz bir korku vardı. Kutsal ve uhrevi olanla flört etmeye başlayan o eski insanın korku dolu tepkisini bugünün ışığında belki de şöyle ifade edebiliriz: "O küçük hayvan bize bakışlarıyla, çığlıklarıyla, tadıyla bir şey mi anlatmaya çalışıyor? Nasıl oluyor da bize benziyor?! Biz bu zavallı yaratıktan farklı değil miyiz?!"...

Göklere seslenerek yücelmeye çalışan insan, yerlerde sürünen bir hayvanda yansımasını görünce aniden dibe vuruyor ve varoluşunun temelini oluşturan bu devasa çelişkiyle (insan-hayvan, uhrevi-dünyevi, ölümsüz-ölümlü ikilemleriyle) boğuşmamak için "yasaklıyordu".

Yasakların varlığı, yasakçıların bastırdıkları arzularından, cezbedilmekten korkmalarından kaynaklanıyor. Yasak, yasakçının yoldan çıkmaması, gerçekle muhatap olmaması için yasak. Ahlaki, insani ya da sıhhi bir gereklilik olduğu için yasak değil; düşünme kapasitesi gelişmemiş, bu dünyaya hapsolmuş bir ölümlü olduğu gerçeğiyle yüzleşemeyen bir canlının zafiyetinden kaçabilmesi için yasak.

Domuz insana, insanın cenneti göklerde bulamayacağını, cenneti dünyada yaratmak zorunda kalacağını -ilkel bir düzeyde olsa da- anlatmıştı. Bir Tanrı adına kurban edilen o hayatlar "kutsal" olamazlardı, çünkü "domuz gibi zavallı bir hayvanla bile benzeşebilen bir yaşam türü nasıl kutsal olabilirdi, nasıl göksel olanı anlayabilirdi ki; insanı domuzdan bile farklılaştıramayan bir Tanrı nasıl kutsal, nasıl her şeye muktedir olabilirdi ki?"... Bu sorular yankılanmıştı eski yamyam insanın kafasında... Ve aynı insan, aynı kafa, akabinde bir cevap vermişti: "Sus, soru sorma, sorgulama, Tanrı uludur, domuz yasaktır!"

Bu tarihsel-sembolik gelişim çerçevesinde düşünecek olursak, yasakçı birisinin bugün tabuyu yıkıp domuzu yemeye başlaması, ilkel dinsel deneyimlerinden uzaklaşmaya çalışan insanoğlunun çok da özel bir "tür", bir "seçilmiş varlık" olmadığını kabullenme olgunluğunu göstermeye başlamasının kritik bir evresidir. Domuzu kutsamadan/lanetlemeden/kafirce yiyebilen "eski, yasakçı" insan, kendi kırılganlığı ve geçiciliğiyle barışmış "yeni, özgürlükçü" insana dönüşecektir.

   1301 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5634 1.5744
1 STERLİN 2.2777 2.2946
1 EURO 1.9730 1.9869



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

KAYBETMEK

Hasan Hastürer

Derviş Bey seçildi UBP'nin işi bitti!!...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

İçimizdekiler söylerse, Ban hayda hayda sö...

Ahmet Tolgay

DOĞANIN İNSANLARDAN ÖÇ ALMASI...

Bilbay Eminoğlu

Yine göz boyadılar!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Canaltay UBP PM'de

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ÇÖZÜM İÇİN ORTAK MÜCADELE

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Hindistan'ın önemi

Oğuz Metiner

Kurban Bayramı yaklaşırken

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital