Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Ölümlü trafik kazası,ağır cezada görüşülecek
Zorla yapmadım
Kuzuları çaldılar, köpeğin boğazını kestiler
UBP Genel Sekreterini seçmedi
'Ecstasy'ye 8 yıl
2009 da zor
Kıbrıs Kıbrıslılarındır

YORUMLANANLAR
Öğretmen dayağı polislik oldu [5]
Elektrikte yatırım katkı payı kaldırılıyor, akaryakıtta da indirim yapılacak [1]
Uyuşturucuyu çocuğuna taşıttı 2 yıl hapis cezası aldı [7]
Soyer: Orta noktayı bulacağız [1]
Pankart tartışması [4]
BES, LTB'de yaşanan sorunları sendikalarla tartıştı [1]
Samani: Narenciyecilerin sorunlarına duyarlı olun [1]
Oya Talat: Siyasetteki erkek egemen yapıyı kırmaya çalışıyoruz [1]
Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkını bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrattı [2]
İsrail, KKTC'yi ayrı bir varlık olarak tanımıyor [4]
Eroğlu, ilk seçimde siyaseti bırakmak zorunda kalacak [9]
Avcılar dün siyah çelenk koydu, bugün de köpeklerle eylem yapacak [1]
Tavuri'nin tövbesi yine tutmadı [3]
Kanser olmak istemiyoruz [3]
Otellerde bayram bereketi [3]
Liste nihayet! [1]
Avcılar eyleme gidiyor [12]
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk" [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]



Bir cinayetin yıldönümü

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   23 Ağustos 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

1959 yılının Ağustos ayında (hangi gün olduğunu henüz öğrenemedim) Lefkoşa'nın Türk kesimindeki bir benzin istasyonunda Selim Mustafa adında bir Kıbrıslı Türk öldürüldü. Dönemin İngiliz polis güçlerinden Special Branch'ta çavuş olarak görev yapan Selim Mustafa'yla ilk kez Kıbrıslı Rum araştırmacı Makarios Trusiotis'in "Karanlık Yön: EOKA" (Galeri Kültür Yayınları tarafından yayımlanan Türkçe baskı) adlı eserinde tanışmıştım. İlk kez, "Eoka'da Türkler" başlığı altında.

Trusiotis'in kitabında, EOKA'ya çalışan bir Kıbrıslı Türk ajan olduğu şüphesi doğrultusunda, Çavuş Selim Mustafa'nın Ağustos 1959'da, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanından çok kısa bir süre sonra, TMT tarafından öldürülmüş olabileceği görüşü sunuluyor. Trusiotis, şöyle bir çağrıda, öneride bulunuyor: "Selim Mustafa'nın katli, EOKA ile ilişkisinden dolayı TMT tarafından gerçekleştirilmiş olmalı. Bir gün, Selim Mustafa'nın TMT'ye niye, nasıl ve kimler tarafından ihbar edildiğinin araştırılması ilginç olur." İhbarın nasıl geliştiğinden bağımsız olarak, bu suç olayının tek başına düşündürdükleri de yeterince ilginçtir aslında.

Trusiotis'in yukarıdaki satırlarını 2005 yılının yazında okumuştum. Kimbilir, belki de yine ağustos ayıydı, ve belki de Selim Mustafa cinayetinin yıldönümüydü. "Karanlık Yön: EOKA"yı okumayı bitireli birkaç gün olmuştu. Hayatımdaki tuhaf ama çok önemli rastlantılardan biri gerçekleşti ve ben, 1950'lerin sonunda TMT içerisinde aktif olduğunu gizlemeyen birisiyle tesadüfen tanışmış bulundum. Bu tanışma, çok kısa, ayaküstü bir sohbetten ibaretti ve ben lafı gevelemeden hemen, daha birkaç gün önce okuduğum satırların ağırlığıyla, belki de sorumluluğuyla, benim için can alıcı olan o soruyu sormuştum. "Selim Mustafa cinayeti hakkında ne biliyorsunuz?"

Cevap vermeden birkaç saniye önce, adamın yüzünde, vaktiyle içine bulaştığı pisliğin ve karmaşıklığın bilincinde olduğunu ifade eden somurtkan ama alaycı bir tebessüm vardı. O tebessüm bana çok şey anlattı. Pişmanlık hariç, birçok şey. Cevap: "O işte de biz vardık. Cinayetin işlendiği sırada, ben ortalığı kolaçan etmekle, gözetlemekle görevliydim."

Bir Kıbrıslı Türk, bir başka Kıbrıslı Türk'ün cinayetinde suç ortaklığı ettiğini rahatça, sorumsuzca kabullenebiliyordu. O gün, Kıbrıs sorunu denen kurmacanın, hilkat garibesinin, etnisite, milliyet, ırk gibi kavramlarla çözülemeyeceğini, anlaşılamayacağını kavradım. Elbette hâlâ aramızda, bizim Avrupai, medeni, kültürlü (peh!) toplumumuzda, bu yazıyı yazdığım için, bir EOKA ajanı Kıbrıslı Türk'ün cinayet yıldönümünü anımsattığım için, benim Rumcu bir vatan haini olduğumu düşünebilecek zavallı, beyinsiz faşistimsiler vardır. Onları önemsemiyorum. Bütün düşünce biçimleri ve yaklaşımlarıyla acınacak haldedirler.

Dahası, Selim Mustafa cinayetinin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasından hemen sonra gerçekleşmesini yalnızca tarihimizin aşırı milliyetçi cenahlarına bakarak ve onları suçlayarak anlamlandıramayız. Politik cinayetlerimizi "bir grup içerisinde anlam bulma, bir sürü içerisinde kimlik edinme" sevdasından vazgeçemememizin ağır bedelleri olarak görmeliyiz. Bu grup/kimlik, bugün Kıbrıslı Türk ya da Kıbrıslı Rum olur, yarın yalnızca "Kıbrıslı" olur, hiç fark etmez. İllaki şu veya bu kabileye, millete, soya, körü körüne ait olmak zorunda olmadığımızı kavramak için kaç cinayet gerektiğini de, bir zahmet, pişkin Kıbrıslı yurtseverlerimiz ve Türk vatanperverlerimiz hesaplasınlar.

Selim Mustafa tek bir örnektir. Başkaları da vardır; EOKA ajanı olmayan, hiçbir şeyin ajanı, hiçbir şeyin haini olmak zorunda olmayan başkaları. Burada önemli olan, kendi toplumumuz içerisinde "kendi insanımız" dediğimiz kişilerin, göz göre göre "kendi insanımız" dediğimiz kişilerce öldürülmelerine göz yumabildiğimiz gerçeğini hatırlamaktır. Bu tarih, bu yük belirleyicidir. "Neden bir Kıbrıslı Türk, EOKA ajanlığı yapsın ki?" sorusuna kimsenin ciddi bir şekilde yanaşmaması, bir psikoz belirtisidir. Söz konusu cinayetlerin sineye çekilebilmesi ise, ne Kıbrıslı ne de Türk, hiçbir sıfatın bizlere masumiyet bahşedemeyeceğini gösterir. Politik cinayeti hazmedebilen bir toplum, her türlü vergiyi ve işkenceyi de hazmetmeyi, hatta hak etmeyi bilir. Bu ada üzerinde gelecek vadeden tek birliktelik, kendi toplumumuza ait suçların ağırlığını, sorumluluğunu kabullenmekten geçer.

   856 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5634 1.5744
1 STERLİN 2.2777 2.2946
1 EURO 1.9730 1.9869



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

KAYBETMEK

Hasan Hastürer

Derviş Bey seçildi UBP'nin işi bitti!!...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

İçimizdekiler söylerse, Ban hayda hayda sö...

Ahmet Tolgay

DOĞANIN İNSANLARDAN ÖÇ ALMASI...

Bilbay Eminoğlu

Yine göz boyadılar!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Canaltay UBP PM'de

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ÇÖZÜM İÇİN ORTAK MÜCADELE

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Hindistan'ın önemi

Oğuz Metiner

Kurban Bayramı yaklaşırken

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital