Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Ölümlü trafik kazası,ağır cezada görüşülecek
Zorla yapmadım
Kuzuları çaldılar, köpeğin boğazını kestiler
UBP Genel Sekreterini seçmedi
'Ecstasy'ye 8 yıl
2009 da zor
Kıbrıs Kıbrıslılarındır

YORUMLANANLAR
Öğretmen dayağı polislik oldu [5]
Elektrikte yatırım katkı payı kaldırılıyor, akaryakıtta da indirim yapılacak [1]
Uyuşturucuyu çocuğuna taşıttı 2 yıl hapis cezası aldı [7]
Soyer: Orta noktayı bulacağız [1]
Pankart tartışması [4]
BES, LTB'de yaşanan sorunları sendikalarla tartıştı [1]
Samani: Narenciyecilerin sorunlarına duyarlı olun [1]
Oya Talat: Siyasetteki erkek egemen yapıyı kırmaya çalışıyoruz [1]
Bu yaklaşım, Kıbrıs Türk halkını bir kez daha büyük hayal kırıklığına uğrattı [2]
İsrail, KKTC'yi ayrı bir varlık olarak tanımıyor [4]
Eroğlu, ilk seçimde siyaseti bırakmak zorunda kalacak [9]
Avcılar dün siyah çelenk koydu, bugün de köpeklerle eylem yapacak [1]
Tavuri'nin tövbesi yine tutmadı [3]
Kanser olmak istemiyoruz [3]
Otellerde bayram bereketi [3]
Liste nihayet! [1]
Avcılar eyleme gidiyor [12]
Talat ve Hristofyas'a "camdan mumluk" [1]
Taksim Trio, Londra Caz Festivali'nde büyüledi [1]
Gökyüzünde Ay ile Venüs'ün muhteşem buluşması [1]



Araba süren koyunlar

Mehmet RATİP

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Eylül 2008, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

   "Çoğulcu demokrasi" diye bir anlayış vardır dünyamızda. Çeşitlilik için, tekelleşmeye ve yozlaşmış iktidar kullanımına "dur" diyebilmek için geliştirilen bir anlayış. "Demokrasilerde çareler tükenmez" diyebilme hafifliğini yaşatan bir yaklaşım.

   Gerçekten de demokrasi hep çeşit çeşit çareler sunar. Demokrasi, bir zamanlar Ford'un tıkır tıkır gerçekleştirdiği araba üretimi kadar yapıcıdır. Hatta "araba" benzetmesinden yola çıkacak olursak, demokrasinin ürettiği çareler araba modelleri gibidir, diyebiliriz. Her sene bir model. Ama her sene aynı marka. Her "demokratik" seçimde olduğu gibi.

   Bu bir zaaf değildir elbette, çünkü "hatalı üretim" yoktur demokraside. Çareleri o kadar bir dermandır ki derdimize, demokrasi hep "en iyi yol"u bulur insanlar için. Nasıl mı? Muhteşem niteliği "çoğulculuk"la aynı kökten gelen sihirli bir kelime sayesinde: Çoğunluk.

   "Çoğunluklar, kolayca kandırılabildikleri için, önem kazanırlar," diyecek olsam da boşverin, kulak asmayın. Frekanslar karıştı ve yanlış kelimeler döküldü ağzımdan. Ne de olsa otlağa salınmış bir koyunu, bütün bir sürünün takip ettiğini kim görmüş ki bugüne dek?

   Ha görmüşseniz eğer, bunun tek sorumlusu çoban ve köpeğidir. Emin olun ki, itaat eden sürüleri, çoban ve köpeğin "korkutma zanaatı" yaratmaktadır. Koyunların koyunluğundan, korkaklığından kaynaklanan bir yanlışlık yoktur, olamaz bu resimde. Ne de olsa, "en iyi yol"da ilerler koyunlar. Mama için "me me" deme yolunda.

   Kıbrıs'ı da koyunların mahvettiğini lisans eğitimim sırasında arkeolog Geoffrey Summers hocamın "Uygarlık Tarihi" dersinde öğrenmiştim. Şöyle bir hikayeydi aşağı yukarı: Bir zamanlar, tarımla yeni bir çağ başlatmış insanlık. "Daha fazla toprak, daha fazla hasat" diye diye ormanları da devirmiş "tarımsal devrim"le. Koyun yetiştirmek için ideal olan otlakları da kendi eliyle yaratmış böylece. Durmadan çiftleşip üreyen insanlık, kendi halinde bir alana sığamamaya başlamış. Temel gereksinimlerinden ötürü yeni nüfus daha fazla koyuna da ihtiyaç duymuş, dolayısıyla daha fazla ağaçsız otlağa da neden olmuş. Böylece Kıbrıs'ın dillere destan "Yeşil Ada" kimliği yalnızca bir efsane olarak kalmış. Adanın bugünkü çıplak yüzünün tarih-öncesi temeli buymuş aslında. Dünyanın büyük bir bölümüne de yansıyan bu tarımsal devrim, doğanın evrim geçirmesindeki büyük etkenlerden biri olmuş.

   Bu "tarih-öncesi" hikayenin günümüze uzanan "tarihsel" kısmı şu doğaçlamayla devam etmeli bence: Dünya (ve tabii ki Kıbrıs), tarımsal devrimin ardından şehirlere taşınmış. Bu şehirler de ekonomik hayatın kör döngülerini yaşatan ve çağdaş uygarlığa adım atan yeni insan tiplerine mekân olmuş. Çok hızlı gelişmiş "ekonomik insan". Matematiksel işlemleri öğrenmiş. Yalnızca toplama ve çarpmanın olduğu, bölme ve çıkarmanın yer almadığı ekonomik bir felsefe edinmiş. "Nereden, nasıl, ne kadar kazanç sağlarım?" sorusu dillerde tüy bırakmamış.

   Ve insan koyun beslemeye de ihtiyaç duymaz olmuş. Basit bir işlem yapıp ölçmüş, tartmış ve anlamış. "Ben mamayı kapmak için niye aptal bir hayvana mama vereyim ki?" demiş. Hala tarımla uğraşan komşularını vurup onların koyunlarını çalmış. Doymuş böylece. Ama o kadar akıllıymış ki yarın yine acıkacağını biliyormuş. Bir iki kafadar toplayıp "demokrasi"yi yaratmaya karar vermiş. Mama için birçok çoğunluğun melediği bir ortamda daha rahat vurabilirmiş kurbanlarını. "Bana mamanın yolları, sana kurşunlar" diyerek asılmış tetiğe, karşısına rakiplerini alarak. Meleyen çoğunlukların gürültüsünde silah sesi duyulmazmış hiç, mermiler daha rahat yol alırmış. Bu şekilde insan elde ettiği komşu koyunlarını, tekerlemede olduğu gibi, tutmuş, kesmiş, pişirmiş, yemiş. "Hani bana, hani bana" diyenlere de birkaç mermiyi fazla görmemiş.

   Demokrasinin en popüler çaresi olmuş bu model. İnsan onu yaymış, küreselleştirmiş. Bihaber, biçare Kıbrıs adacığı bile benimsemiş bu modeli. Kapitalistinden komünistine, sağ göstereninden sol vuranına kadar herkes sürmüş bu modeli, tıpkı son model bir arabayı sürmenin verdiği tuhaf zevkle, ve sürekli bir "çoğunluk olma" sevdasıyla. Sürekli "diğer çoğunlukları çatlatma" arzusuyla.

   "Azınlık Raporu" adlı başarılı Steven Spielberg filminin senaristlerinden Scott Frank şöyle demişti: "Bütün diktatörlükler böyle kuruluyor işte; her zaman daha büyük bir çoğunluğun iyiliği için..." Demokrasiye rağmen azınlık raporları tutmak bu yüzden önemli.

   Biz Kuzey Kıbrıslılar, bir çeşit çoğunluk olarak, Kıbrıs sorununun geleceğini enine boyuna tartışmaya alışmışız. Her kesimin fikrini bir çoğunluğa yedirme gayretiyle susmak bilmiyoruz. Basıyoruz kornaya hunharca. Koyunların sürdüğü "demokratik araba" modellerinin her yerde aynı marka olduğunu bilmeden, bilmek istemeden.

   928 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
29 Kasım 2008, Cumartesi   Görünmez sınıf ve silik öğreti: Bir ‘gözlemleyip adlandırma’ yarışması için çağrı
22 Kasım 2008, Cumartesi   Paul Virilio: Savaşın şehir plancısı ve kaza müzecisi
15 Kasım 2008, Cumartesi   Hannah Arendt’le düşünmek: Rüzgar gelecek delikleri açmak
08 Kasım 2008, Cumartesi   Jean-Luc Nancy: Savaşa ve ekotekniğe karşı ‘tekil-çoğul-olmak’
01 Kasım 2008, Cumartesi   Machiavelli’nin icadı: Kafir egemenlik
25 Ekim 2008, Cumartesi   Özür kabahatten büyük olamaz: ‘Muhtaç’ bir insanlık savunusu
18 Ekim 2008, Cumartesi   Enternasyonalizm öldü mü?
11 Ekim 2008, Cumartesi   Biyo-politika, sosyo-biyoloji: Bizi maymun eden öğretiler...
04 Ekim 2008, Cumartesi   Orwell’den savaş dersleri: 2 + 2 = 5
27 Eylül 2008, Cumartesi   “İyi Alman” var mı? Af mümkün mü?



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.5634 1.5744
1 STERLİN 2.2777 2.2946
1 EURO 1.9730 1.9869



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

YURT SEVGİSİ

Ali Baturay

KAYBETMEK

Hasan Hastürer

Derviş Bey seçildi UBP'nin işi bitti!!...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(53)...

Akay Cemal

İçimizdekiler söylerse, Ban hayda hayda sö...

Ahmet Tolgay

DOĞANIN İNSANLARDAN ÖÇ ALMASI...

Bilbay Eminoğlu

Yine göz boyadılar!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Canaltay UBP PM'de

Dilek ÇETEREİSİ

Meclisten Notlar (25/11/08)

Aysu Basri

ÇÖZÜM İÇİN ORTAK MÜCADELE

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Hindistan'ın önemi

Oğuz Metiner

Kurban Bayramı yaklaşırken

Harid Fedai

Sefâlet!





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital