|
Bir devlet düşünün ki, kendine ait malları bilmeyen, bildikleriyle de kurumlar arası diyalogsuzluktan dolayı, birilerini ihya ederken birilerini de mağdur duruma düşürüyor.
34 yılda özel ve tüzel şahıslara ait toprakların dışında kalan devlet kontrolündeki toprak ve binaların ne kadar olduğu, hangi kurumun kullanım veya yetkisinde bulunduğunun bilinmediğini ispatlayan örneklere sık rastlanmaya başlandı.
Düşününki devlet bir kişinin tapusunda olan tarlayı, başka bir şahsa kiralıyor ve sonrasında vatandaşlarını mahkeme huzurunda karşı karşıya bırakıyor.
"Güzelyurt'ta bulunan XIX/ 32wl BLL/ 124A parsel numaralı tarlanın tapusu 27 Mart 1998 tarihince Cemali Sert isimli vatandaşa verildi.
Aynı tarla, 21 Ağustos 2004 tarihinde Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi tarafından Mehmet Güneysu'ya kiralandı. Aynı sözleşme sonraki yıl da tekrarlanıyor.
Mehmet Günaysu, devletten 60 YTL karşılığı kiraladığı tarlaya ev ve mandıra yaparken, tarımsal üretimle de ailesinin geçimini sağlıyordu. (Güneysu'nun, kirasında bulunan tarlaya bina yapmasının yanlışlığı, bu makalenin tartışma konusu dışında)
Tarlanın tapusunu elinde bulunduran Cemali Sert, 2007 yılında mahkemeye başvurarak tapusunu bulundurduğu tarlasını istedi.
Cemali Sert'i haklı bulan mahkeme, Mehmet Güneysu'nun üzerine bina yaptığı ve hayvan yetiştirdiği tarlayı terk etmesi kararını verdi. Tanınan sürede tarlayı terk etmeyen Güneysu ailesinin üç ferdi, olaya polisin müdahalesi sırasında tutuklanırken, iki taraf da karşı karşıya kaldı."
Güzelyurt'ta geçtiğimiz hafta yaşanan tahliye olayı KIBRIS gazetesi stajyer muhabirlerinden Lisani Kalkanlı tarafından haberleştirildiğinde; devletin, iki vatandaşını çatışmalı bir ortamda nasıl karşı karşıya getirdiği gözler önüne serildi.
Polis müdahalesiyle yaşanan tahliye sırasında aileler arası gerginlikler, tutuklamalar ve tehditlerin yaşanmasının ana sorumlusu devlettir. Vatandaşın tapulu tarlasını başka bir vatandaşa kiralayan devlettir, bu yaşananlardan dolayı hesap vermesi gereken...
Bu, bir ilk değil, ama ümitsizce son olmasını dileyerek, son zamanlarda bu yönde gazetelere yansıyan ikinci örneğe bakmak, ciddiyetsizliği kavramaya yardımcı olur.
"Temmuz ayında Karşıyaka civarlarında çevre tahribatı yapılmak suretiyle, deniz kenarına büfe inşasıyla ilgili vatandaş şikayetini değerlendiren basın, olayı araştırmaya başladığında, Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi'nin 3 evleklik araziyi bir kişiye kiraladığı belirtiliyor.
Ancak kiralanan arazinin, Su Dairesi'nin tahsisinde bulunduğu ortaya çıkıyor.
Hatta, büfe yapımı için kiralanan arazinin, Türkiye'den boruyla su getirilmesi projesi için kullanılacağı öğreniliyor."
Hesap verebilirliğin olmadığı bir devlet mekanizmasında bu ciddi hatayı yapıp insanları mahkemelerde süründüren kurum ve bu sürece dahil olan bürokratik mekanizmaya ne oldu? Hiçbir şey olmamış gibi işe devam. Belki de bugünlerde yine birilerinin tapulu malı veya başka dairelerin tahsisinde bulunan bina veya araziler, Devlet Emlak ve Malzeme Dairesi tarafından birilerine kiralanıyor.
Geçmişte de buna benzer kira olayları yaşanmasına rağmen, ders alınmamışçasına daha kötü sonuçlar doğurabilecek bir ciddiyetsizlikle çalışan devlet kurumlarının birbirinden koordinesiz iş yapması sonucu ortaya çıkan kaosun önüne kim geçecek? Bu koordinasyonsuz ve ciddiyetsiz işlerin faturasının hep vatandaş tarafından ödemesi kimi ne kadar ilgilendiriyor?
|