|
Küresel ısınmadan dolayı yaşanan kuraklığın etkileri Kıbrıs'ı sarmalamaya devam ediyor. Dünyanın çeşitli ülkeleri, ne gibi önlemler alınabileceği konusuna odaklanırken, KKTC'de yapay gündemlerle zamanı harcamak, kabul edilebilir bir durum değildir.
Çiftçiler Birliği Başkanı Alican Kabakçı, kuraklıktan ötürü "bu yaz ekmeği 5 YTL'den alırsak şaşmayalım" diyerek, tehlikeye işaret etmişti.
Tehlike, zil çalarak 'geliyorum' diyor.
Şimdi gelelim 'Lefkoşa' veya olmayan 'Lefkoşe' meselesine...
Dünyada ve de Kıbrıs'ta öyle isimler vardır ki, değiştiremezsiniz! Örneğin Lapta'ya bir başka ad koyamazsınız. Barış Harekâtı'ndan hemen sonra, zamanın bölge komutanlarından biri 'Salamis Bay'ın ismini değiştirmeyi düşünmüş, 'Selami Bey olamaz mı?' diye nabız yoklamış, ama tutmamıştı...
Çünkü 'Salamis Bay' tarihin derinliklerinden gelen bir bölgenin adından esinlenerek konulmuş...
Çağlayan'ı, çağlamayanı bu konu ile karıştırmamak lazım. Çünkü Çağlayan, daha önceleri de işaret ettiğimiz gibi, rahmetli Hüseyin Dayı'nın soyadıydı. Soyadına uygun olarak oradaki işyerinin adını da 'Çağlayan Bar' koymuştu.
Şimdiki ismi 'Çağlayan Gelik'.
Gençlik yıllarımızda oranın adı halk ağzıyla 'Çocuk Bahçası' veya 'Millet Bahçası' idi.
Tekrar gelelim, 'Lefkoşa' veya 'olmayan Lefkoşe' meselesine...
Otuz yıl kadar 'Milliyet' gazetesinin Kıbrıs Temsilciliği görevini sürdürürken, daha ilk günlerden 'Lefkoşe' diye yazılmasının yanlış, doğrusunun ise 'Lefkoşa' olduğunu söylemiş, ikaz etmiştim.
Dedim ki, "bunun Türkçesi bu, İngilizcesi bu, Rumcası da bu... Böyle okunuyor, böyle yazılıyor."
Genel Yayın Yönetmeni rahmetli Abdi İpekçi'den tutunuz da, esas muhatap olduğum zamanın Dış Haberler Şefi Sami Kohen'e durumu izah ettikten sonra, Lefkoşa kaynaklı haberlerde artık 'Lefkoşe'nin pabucu dama atılmış, yerine 'Lefkoşa' konulmuştu.
Dış Haberler'de çalışan Mehmet Ali Birand ve Cihan Akerson ile diğer arkadaşlar da, dış ülkelerdeki başkent veya kentlerde bulunan muhabirlerinin duvarda yazılı isimlerini yeniden tanzim ederek, 'Lefkoşa' diye yazmışlardı.
Milliyet'te bir yanlışı düzeltirken, bunu diğer gazeteler, radyo ve televizyon istasyonları, hatta ajanslar takip etti. Milyonlara hitap eden kitle iletişim araçları kabullendi.
Karakterim gereği bugüne kadar bundan övünç payı çıkarma yoluna gitmediğim gibi, yazmadım da! Ama konu 'Lefkoşa-Lefkoşe' tartışmasına gelince, değinme ihtiyacı duydum.
O nedenle heyecanlanmaya, üzerinde fazla durmaya hiç de gerek yok!
Şimdi kalkıp da Ankara'nın, İstanbul'un, İzmir'in; ya da Kahire'nin, Londra'nın, Paris'in, Bağdat'ın, Pekin veya Tokyo'nun, Atina'nın isimlerini değiştirebilir misiniz? Değiştiremezsiniz. O halde Lefkoşa'nın ismi de değişmez ve değiştirilemez!
Olay bu kadar basit...
SU SORUNU
Çok merak ediyoruz, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın yeni müzakere sürecine başlamadan önce Erdil Nami ile Yorgo Yakovu'nun çalışmalarıyla oluşturulan teknik komiteler arasında su konusuna ilişkin bir komite de var mıdır?
Ortak sorun mu dediniz; işte alın size ortak sorun.
Bu gidişle Ada'nın sadece bir tarafı değil, fakat tümü de susuzluktan grak grak ötecek.
Durumu herkes görebiliyor da, sadece Talat ile Hristofyas mı göremiyor?.. Bu soru dahi insaf ölçülerini aşıyor. Çünkü öncelikle onlar bu işin farkındalar...
Eğer çözüm yolunda bir takım takıntılar olursa, bu, su işi yatacak anlamında mıdır?..
Ne demiştik daha önce: Su sorunu, sadece Türklerin veya Rumların değil, fakat ağacıyla, ormanıyla, bitkisiyle, hayvanıyla tüm adanın sorunudur.
Üstelik Kıbrıs sorunu çözülse de, çözülmese de!..
Ada'nın büyük ihtiyacı vardır suya ve belki de gündemin ilk maddesini oluşturmalıdır. Kavga gürültü ile karşılıklı suçlama ve 'izlenim yaratma' yarışı ile bir yere varabilmek mümkün olmadığı gibi, su sorununu da göz ardı edebilmek mümkün değildir.
Örneğin, dün Slovakya'nın Lefkoşa Büyükelçiliği tarafından organize edilen Kıbrıs Türk ve Rum siyasi partilerinin ortak toplantısında bu konu gündeme geldi mi veya getirildi mi?..
Yeni Kıbrıs Partisi'nin ev sahipliği yaptığı toplantıda meğer konular, "Müzakere Sürecinde Sivil Toplumun Rolü ve Güven Artırıcı Önlemlerin Önemi (örneğin askersizleştirme, dekonfrantasyon, silahsızlanma, yeniden yerleşim, Maronit köyleri, Maraş vs") imiş...
'Bal yapmaz arı' misali yıllardan beri süregelen bu görüşmelerden ne gibi sonuçlar alındığını da çok merak ediyoruz.
Güven artırıcı önlemler, lafla olacak işler değildir. 'Lafla peynir gemisi yürümez' misali...
Su konusunda taraflar koysun kartlarını masaya ve girişim başlatsınlar. Adını da 'Barış Suyu' koysunlar. Gerçekleştirildiği takdirde de, iki tarafın birbirine nasıl güven duyduğunu görsünler.
|