|
Kıbrıs sorununun çözümü için iki liderin 21 Mart'taki görüşmesinde kurulmasına karar verilen 6 çalışma grubu ve 7 teknik komite, çalışmalarına bugün resmen başlıyor. Hayırlı ve uğurlu olsun diyoruz.
Türk tarafının komitelerinden Özdil Nami, Rum tarafının komitelerinden de Yorgos Yakovu sorumlu. Tabii ki en tepede de Talat ile Hristofyas bulunuyor.
Rum hükümet sözcüsü Stefanos Stefanu, sürecin ilk evresi olarak nitelediği çalışma grupları ve teknik komitelerin çalışmalarından bir sonuç alınmadan, ikinci evreye geçilmesi halinde müzakerelerin başarıya ulaşamayacağını söyledi.
Öyle anlaşılıyor ki, çalışma grupları ve teknik komitelerin kimlerden, hangi isimlerden oluştuğuna ilişkin bir karartma var. Herhalde bu da, Talat ile Hristofyas arasında varılan mutabakatın ürünü olsa gerek. Her çalışma grubu ve teknik komitede beşer kişi olacak ve her komitenin de bir başkanı bulunacak. Koordinasyonu da Özdil Nami sağlayacak.
Bu konuda şeffaflık olsa mı daha iyidir, olmasa mı?.. Ancak her şeye rağmen, şeffaflığın demokrasinin bir gereği olduğu gerçeği de unutulmamalıdır. İki lider arasında bu konuda bir mutabakat varsa - ki öyle anlaşılıyor- buna da saygı duymak gerek.
Bugünden itibaren işleyecek süreçte boğulup kalma da var, ileriye doğru hamleler atma da!..
Şeffaflığa uymanın yararları ve sakıncaları olduğu gibi, karartmaya uymanın da yararları ve sakıncaları vardır. Yıllar boyu süren müzakerelerde, karşı tarafın gizliliğe pek de riayet etmediği ve el altından medyaya sızdırmalar yaptığı bilinmektedir. Bu sızdırmalar da genelde Kıbrıs Türk tarafını suçlayıcı ve dünya kamuoyunu yanıltıcı nitelik taşımaktaydı.
Bu süreçte yine benzeri durumlarla karşılaşmamayı ümit ederiz.
Halkın zihnini kurcalayan hususlardan biri de, güvenlik ve garantiler konusunun komitelere niye konulduğudur.
Deneyimli Kıbrıslı Türk diplomatlar, ilgili komitede bu konuda ahkâm kesilemeyeceğine işaret ederek, "garantiler konusunda sadece Türk ve Rum tarafı değil, aynı zamanda Türkiye, Yunanistan ve İngiltere de söz sahibidirler. Ama 'iş ola' konmuşsa, o ayrı mesele" şeklinde görüş beyan etmektedirler.
Bu süreçte ortamı zehirlememek ve olumlu katkıları sürdürmek gerek.
Adım atılan yeni dönemde başarı elde edebilmek oldukça zor, ama imkânsız değildir. Yeter ki gerçekçilik ve iyi niyet elden bırakılmasın, paylaşım zihniyeti galebe çalsın.
Kıbrıs'a yönelik diplomasi trafiğinin de bu günlerde yoğunluk kazanması beklenen gelişmeler arasındadır. Müzakereler BM zemininde olacağına göre, BM'nin ilgisi gayet doğal karşılanırken, garantörlerden İngiltere'nin de havayı 'koklaması' aynı şekilde değerlendirilebilir.
Nitekim her iki tarafla da görüşmeler yapan İngiltere'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi John Ryan'ın, liderlerden cesaret aldığını söylemesi olumlu bir gelişmedir. Ryan, Kıbrıs sorununun çözümü ve 'adanın birleşmesi' için en iyi fırsatın bulunduğu bir dönemin yaşandığını, garantör ülke olarak İngiltere'nin sorumluluklarının bilincinde olduğunu ve elden gelen desteği vererek süreci cesaretlendireceklerini kaydetti.
İyi, hoş da; bu 'birleşme' işine kafalar pek yatmıyor. Eğer bundan Kıbrıs Türk halkının, halihazırda Rum tarafının egemenliğinde olan 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ne, yani Güney Kıbrıs'a yamalanması veya iltihakı mı kastediliyor, yoksa; yeni kurulacak ortak bir devlet mi?..
Öncelikle bu önemli hususların netleşmesi, aydınlığa kavuşması gerekmektedir. Çünkü garantörlerden İngiltere bugüne kadar sorumluluklarını yerine getirmiş, taraflar arasında 'eşit mesafe' uygulamasına riayet etmemiştir. Kaldı ki, Kıbrıs sorunu çözülmeden Rum tarafının AB'ye tek yanlı üyeliğinde başrol oyuncusu olduğunu da bir süre önce açıklamıştı.
Zaten Kıbrıs sorununun karmaşık hale gelmesinde bu gelişmeler etken olmamış mıdır?..
Dahası, izolasyonlar konusunda da İngiltere'den daha cesaretli adımlar atması beklenmekteydi.
Tüm bunlara rağmen, gelinen süreçte İngiltere'nin daha akılcı ve tarafsız bir rol oynayacağı temennisi ve beklentisindeyiz. Kendi çıkarları bir yana, ama iki tarafın da çıkarlarını dikkate alacak bir tavrın sergilenmesi, müzakere sürecine çok büyük katkılar yapacaktır.
"Liderlerden cesaretlendim" diyen İngiliz yetkiliye hak veriyoruz da, acaba bu cesaret, burada her iki tarafın da siyasi iradesini kapsıyor mu?.. Kapsıyorsa mesele yok!..
|