|
24 Nisan Annan Planı Referandumunun 4'üncü yıldönümünü de gerilerde bıraktık. Ne beklentiler vardı o günlerde?..
Mübarek plan sanki de ekmek kadayıfı idi...
Uğruna ne ağıtlar yakıldı, ne 'barra'lar çekildi?.. Akan dolarlar ve Euro'ların haddi hesabı yoktu!..
Tüm bunlara karşın Rum tarafı ikna edilemedi ve 'hayır' dedi. Hem de yüzde 76 oranında...
Annan Planı'nı dahi kabul etmeyen bir zihniyet bugün değişti mi diye bakıyoruz da, bir anlam veremiyoruz.
Keşke verebilsek!..
Teknik komiteler ve çalışma grupları dün toplanırken, Rum yönetimi dışişleri bakanı Markos Kiprianu'nun, Rum tarafının 'kırmızı çizgileri'ni resmen açıklaması, niyet, amaç ve hedeflerin değişmediğine ilişkin görüşlere haklılık kazandırmaktadır.
"Çözümden ortaya çıkacak yeni devlet, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olmalı" diyen Kiprianu'nun, neyi murat ettiğinin göstergesidir.
Kiprianu, garantiler konusunda da şunları ifade ediyor:
"Müzakereler başlamadan önce kartlarımızı açmamız doğru olmaz. Ancak üçüncü ülkelerin garantisine ihtiyaç duymak AB üyesi devlet için kabul edilemez ve hakaretamiz olur. Neyi garanti etsinler? Avrupa vatandaşlarının güvenliğini mi? Garantiler konusu mazi oldu."
Markos Kiprianu ayrıca teknik komiteler ve çalışma gruplarının işinin, Kıbrıs sorununun çeşitli yönleri üzerinde anlaşmak değil, meseleleri not edip alternatif öneriler üretmek olduğuna işaret etti, 21 Mart Anlaşması'nın, 8 Temmuz Anlaşması'nın devamı olduğunu kaydetti.
Rum tarafının, AB üyeliğini nasıl elde ettiğini bilmeyen yoktur. Özellikle garantör ülkelerden İngiltere'nin bu konuda nice çabalar harcadığı ve 'yeşil ışık' yaktığı da açıklanmıştı. Hal böyle iken, sırf AB üyesi oldu diye, Rum yönetiminin, garantiler konusunu sulandırmaya, oluşturulan yeni durumlar karşısında işine geldiği şekilde tavır almaya hakkı olabilir. Ancak meseleye taraf olan Kıbrıs Türk halkının da bu konudaki düşüncelerine hak vermek, saygı duymak gerek.
Kıbrıs sorunu daha çözüme kavuşmadan, taraflardan birinin AB üyeliğini kazanması, garantiler konusunda böbürlenmesini gerektirmez. Çünkü sorun iki taraf arasındadır ve taraflardan biri de AB üyesi değildir. Bunu görmezden gelerek, garantörlük olayının kabul edilemeyeceğini öne sürmek, hatta ortaya çıkacak yeni devletin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olması gerektiğini vurgulamak, daha başlangıçta müzakere masasının altına dinamit yerleştirmek değil de nedir?..
Böyle bir durumda teknik komiteler ve çalışma grupları neyi görüşecek, konuşacaklardır?.. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ve Rum yönetimi başkanı Dimitris Hristofyas neyi konuşacaklardır?.. Çözümden sonra ortaya çıkacak devlet, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı olacaksa, bunca yıldır niye beklenmiş, niye mücadele edilmiştir?.. Tamamen Rumların egemenliğinde olan cumhuriyete iltihak veya yama olmak için mi?..
Bir başka deyişle acaba daha başlamadan yeniden yıllar öncesine mi dönüyoruz?.. Rum liderliği, Kıbrıs Türk halkının bu kadar aciz durumda olduğunu mu sanıyor?.. Herhangi bir çözüm için el etek öpmekte olduğunu, yalvarıp yakardığını, Hristofyas'ın ayaklarına kapandığını mı sanıyor?..
"Olsun da nasıl olursa olsun" mantığıyla konuya yaklaşımın hiç de sağlıklı olmadığı bilinmelidir. Devamlı surette Rum tarafının arkasını sıvazlayarak, onu tek taraflı üye yaparak, sorunu daha da karmaşık hale getirenler, hatalarını ve yanlışlarını örtbas edebilmek için Rumların istemi doğrultusunda bir uzlaşmayı destekleyebilirler. Teşvik de edebilirler. Ancak bilinmelidir ki, herhangi bir empoze çözümün yaşama şansı pek yoktur. Annan Planı'nın hazırlayıcılarından İngiltere'nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Sir David Hanay da bu gerçeği geçenlerde vurgulamak durumunda kalmıştı.
Bu durumda hem Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a, hem de Türkiye'ye düşen görevler de vardır. Madem ki, Rum dışişleri bakanı Markos Kiprianu, Yunan Haber Ajansı'na verdiği demeçte, Rum tarafının 'kırmızı çizgilerini' açıklamıştır, KKTC'nin de Kıbrıs Türk tarafının 'kırmızı çizgileri'ni açıklaması gerekmez mi?.. Sanırız bu görev daha çok Kiprianu'nun muhatabı olan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Turgay Avcı'ya düşmektedir.
KKTC'nin bu süreçte kırmızı çizgilerinin ne olduğunu, ne olmadığını bu halk bilmek istemektedir ve bu da gayet doğal bir haktır. Daha ne diyelim?..
|