|
Hafta sonu, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Dimitris Hristofyas'ın gerçekleştirdiği görüşmenin değerlendirilmesi ile geçti.
Yapılan ortak açıklamada, iki liderin, iki kesimli, iki toplumlu ve ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarında tanımlandığı şekliyle siyasi eşitlik temelinde bir federasyona bağlı olduklarını yeniden teyid ettikleri belirtildi. Buna göre; bu ortaklığın, tek uluslararası kimliğe sahip bir Federal Hükümetin yanı sıra eşit statüye sahip bir Kıbrıs Türk Kurucu Devleti ve bir Kıbrıs Rum Kurucu Devleti olacak.
Ayrıca liderler Haziran'ın ikinci yarısı tekrar bir araya gelerek yeni bir değerlendirme yapma konusunda da karar vermiş bulunuyorlar.
Evet; Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca'nın da ifade ettiği gibi ortak vizyon eksikliği giderilmiş oldu ve taraflar da bundan memnuniyetlerini dile getirdiler. Erçakıca, bunun buluşmadan çıkan en önemli sonuç olduğunu söyledi, "Bu başarılı, olumlu bir sonuç, olumlu bir gelişmedir" dedi.
21 Mart sürecinden bu yana ilk kez bir araya gelen Talat ve Hristofyas'ın, çerçeveyi çizmekle kafalarında nasıl bir çözüm kurdukları da böylelikle gün ışığına çıkmış oldu.
Yani olası bir uzlaşıdan sonra, şimdiki 'Kıbrıs Cumhuriyeti', 'Kıbrıs Birleşik Federal Cumhuriyeti'ne dönüşecek.
Hristofyas, Kıbrıs'ın uluslararası kimliğinin 'Kıbrıs Cumhuriyeti' mi, yoksa 'bakir doğum' mu olacağının sorulması üzerine, bu konuda Kıbrıs Birleşik Federal Cumhuriyeti (United Federal Republic of Cyprus) olması yönünde ortak bir pozisyonumuz var" dedi, bakir bir doğum olup olmayacağını söylemekten kaçındı.
Ama bu yeni oluşumu, eşit statüdeki Türk ve Rum kurucu devletleri gerçekleştirecek. Tek uluslararası kimlikli federal bir hükümet...
İşte bütün mesele bundan sonra başlıyor. Çünkü, federal yapı yıllardır müzakere masasında olmasına rağmen üzerinde bir türlü uzlaşmaya varılamadı. Kâğıt üzerinde anlaşma kolay da, alınacak-verilecek haklar, 1963'te olduğu gibi kâğıt üzerinde kalmasın. Bir çırpıda yırtılıp atılmasın. Bu nedenle çok dikkatli olmak gerek. Yani bir oyuna gelinmesin.
Dedik ya; çerçeve çizildiğine göre, önemli olan içinin doldurulması. Esas pazarlık zaten orada. Ne kadar Rum Kuzey'e dönecek, mal-mülk meselesi ne olacak, nihai çözümle birlikte global takasla mı halledilecek?.. Ne kadar Türk, ne kadar Yunan askeri kalacak?.. İngiliz üslerine dokunulamayacağına göre, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere'nin garantörlük durumu ne olacak?.. Türkiye kökenlilerden kaçta kaçı kalacak veya gidecek?.. Maraş'ın durumu da herhalde açıklığa kavuşacak. AB ile ilişkiler yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duymayacak mı?.. Rum tarafı, Türkiye ile AB arasındaki müzakere sürecinde takoz koymaya devam mı edecek?.. Ya da iki kurucu devletten biri bu konuda farklı görüşlerde olmayacak mı?..
Daha bunun gibi akla çeşitli soru işaretleri gelmektedir. Örneğin 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti'nde kamu görevlileri konusunda yüzde 70-30 sistemi vardı, bu 'Kıbrıs Ordusu'nda yüzde 60-40 esasını öngörmekte idi. Tekrar böyle bir durum hasıl olacak mı?.. Jandarmada, poliste nasıl bir sistem uygulanacak?.. Dışişlerinde izlenecek politikanın ana hatları neye göre belirlenecek?..
Havaalanları ve limanların statüleri ne olacak, neye göre belirlenecek?..
Tüm bunlar müzakere ve tartışma konularıdır. Çalışma Grupları ve Teknik Komiteler'e bu konuda zor görevler düşmektedir.
Düşünün, bir ortak bildirinin hazırlanması bile bir saati aldığına göre, bu konular üzerine uzlaşı sağlayabilmek ne kadar sürer?..
Ancak iki liderin bir araya gelebilmesi dahi olumlu bir adımdır. Her şeye karşın "2008 son şanstır" deyişleri var ya, acaba bu 'son şans' iyice değerlendirilebilecek midir?.. 2009'a sarksa da, sonuç acı olsa da hedefe varılabilecek midir?..
Çerçeve çizildi, şimdi iş içini doldurmaya kaldı.
Hadi kolay gelsin!..
|