|
Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Tahsin Ertuğruloğlu'nun da ifade ettiği gibi, şu sıralar ülkenin en fazla ihtiyacı olan şey, iç barıştır. Böylesine karmaşanın yaşandığı bir dönem galiba da şimdiye kadar yaşanmış değildir. İç barıştan eser kalmamışsa, elbette bunun nedenleri vardır. İncir ipi gibi uzayıp giden grevler, aileleri perişan ederken, öğrenciler üzerinde de psikolojik travma yaratmaktadır.
Hani köprüde karşılaşan iki inatçı keçinin, bir inat uğruna sonunda köprüden dereye uçuşları var ya, bizde hükümetle sendikanın durumları da aynen öyle!..
Memlekette bir kaostur gidiyor. Laçkalıktan öte bir gidişat... Nereden kaynaklandığı ve nedenlerinin ne olduğunu bilmeyen yok. Gerekli önlemlerin alındığını da göremiyoruz. Bundan dolayı millet ciddi bir bunalım geçiriyor.
Haksız mı?..
Çiftçi, hayvancı, narenciye üreticisi, sanayici, turizmci, müteahhit, velhasıl üretici kesim hop oturup hop kalkıyor. Yarını parlak değil de, gri görmek kadar kötü bir şey olabilir mi?.. Bunalımdan dolayı o Kıbrıs insanına özgü sıcak kanlı karakter, yavaşça yerini stres yüklü, kavgacı bir karaktere bırakıyor. Karşılıklı saygıda bile zaman zaman kusurlar görülmüyor değil!..
Bu gibi durumlar hiç de hayra alamet değildir. Kafası yorgun, çeşitli düşüncelerle yüklü, sorunlar yumağına kendini kaptıranların, içteki sürtüşme ve inatlaşmalardan etkilenmemeleri mümkün değildir. Bu gibi hususlar, gençliğin gelecek hayallerini de altüst etmeye yetmektedir.
Kıbrıs Türk halkı, etrafı utanç barikatları ile çevrili olduğu, açık hava hapishanesinde yaşadığı dönemlerde dahi böylesine durumlarla karşılaşmış değildir. Onun için diyoruz, her ne şekilde olursa olsun, iç barışın sağlanması ve devam ettirilmesi gerekmektedir. İçte barışıklık yoksa, dış konularda güçlü olmak olanaksızdır. Ama bu yolda yapılabilecek olanlar var, yapılamayacak olanlar...
Varsın yarısı, hatta yarıdan azı yapılsın da bir şeyler olsun diyoruz.
Ankara'nın da kendi iç sorunları olabilir. Vardır da!.. Ankara'nın da desteği olduğuna göre, bir takım sorunları aşmamak o kadar da zor olmasa gerek. Yeter ki, her konuyu değerlendirirken, iç barışa yönelik adımlar atılmasından çekinilmesin.
En basiti, Türkiye'den kaba yem getirilmesi konusunda zaman bu denli harcanmamalıydı. Nihayet daha seri bir şekilde hareket edilebilir, daha az zararla telafi yoluna gidilebilirdi. Nitekim geçen gün bir televizyon programına telefonla katılan Tarım eski bakanlarından Kenan Akın, kendisinin döneminde de kuraklık yaşandığını anımsatarak, soruna ilişkin hızlı karar verebilmenin önemini vurgulamıştı. Keşke o gece, uzun yıllar Tarım Bakanlığı görevinde bulunan İrsen Küçük de müsait olsaydı ve telefon bağlantısıyla konuya ilişkin görüşlerini deneyimli bir kişi olarak dile getirebilseydi...
Her neyse; bir takım zararlara rağmen, 'geç olsun da güç olmasın' derler ya...
X X X
Bir bakıyoruz, gri unsurlar sadece KKTC'deki iç konularda değil, aynı zamanda Rum tarafıyla yapılan görüşmelerde de hakim. Hatta Meclis Başkanı ve DİKO Lideri Marios Karoyan bile Talat-Hristofyas görüşmesinden sonraki ortak açıklamanın, şu anda mevcut olan sürece netlik kazandırmadığından yakınıyor.
Ayrıca KS EDEK Başkanı Yannakis Omiru ile Rum yönetimi dışişleri bakanı Markos Kiprianu da benzeri şikayetleri dile getirdiler. DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis de "bir şeylerin eksik olduğu hissi hepimizde mevcut" demekle yetindi. EURO-KO Partisi Başkanı Dimitris Silluris de 'çok olumsuz' gelişmelerden bahsetti.
Anlayacağınız; her taraf gri noktalarla dolu. İçte de öyle, dışta da!..
Her şeye karşın, biz gene de öncelikle dış konulardaki gri noktaları bırakıp, içe yönelik tablo üzerinde çalışmalar yaparak, iç barışın önünü açmalıyız. Bu konuda hükümete olduğu kadar, muhalefete, sendikalara, sivil toplum örgütlerine de önemli görevler düşmektedir. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, her zaman devleti ayakta tutan kurumların daha da sağlamlaştırılması gerektiğini savunurken, bu çarpık gidişata, olumsuzluk yaratan gri unsurlara son vermek mecburiyetindeyiz.
Akıp giden zaman diliminde, küresel ekonomik krizden ülkemiz de nasibini alabilir. Ancak bu, çözümler üretmeme anlamında değildir ve olmamalıdır. Hükümetler de çözüm üretmek için var olduklarına göre, özellikle kriz dönemlerinde daha bir sorumluluk üstlenmek mecburiyetindedirler. Zor günleri aşabilmek ve iç barışı sağlayabilmek yönünde bu işlerin uzmanlarından da yararlanmak ayıp değildir. 'Ben yaparım olur' zihniyetiyle bir yere varılamıyacağı gerçeğinden hareket ederek, Kıbrıs Türk halkının üzerindeki ölü toprağını atarak, güven ve huzur vermek esastır!..
|