|
Kıbrıs'ta yeni bir döneme girilirken, her iki kesimin ana muhalefet partilerinin temasa geçmesi, diyalog kurması, elbette önemli bir olaydır. Bunu böyle kabul etmek gerek.
Kökeni ister EOKA olsun, isterse TMT; nihayet çağımız iletişim çağıdır. Bu nedenle diyalogdan kaçmamak, görüş alış verişinde bulunmak esastır. Atatürk ile Venizelos bu konuda tarihi bir örnektir.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği devlet başkanları yıllar boyu görüşmemek, bir araya gelmemek için ayak sürümüşlerdi. Sonuçta bunun ne yararı oldu?..
Nihayet Gorbaçov ile Regan bu köhnemiş politikayı tarihin çöplüğüne atma becerisini gösterdiler. Washington ile Moskova arasında 'kırmızı telefon hattı' kurulmasında güzel bir başlangıç yaptılar.
Bu konuda daha çok örnekler verilebilir. Örneğin; birbiriyle devamlı çarpışan, iki 'düşman kutup' olan İsrail ile Filistin devlet veya hükümet başkanlarının bir araya gelmesi...
Günümüzde tarafların birbirlerini daha iyi anlayabilmesi, daha fazla katkıda bulunması, karşılıklı diyalogdan, yüz yüze görüşmeden geçmektedir.
Bu nedenle UBP'nin DİSİ'yi ağırlaması, karşılıklı ziyaretlerin başlatılması, önemli ve de olumlu bir adımdır. Genel Başkan Tahsin Ertuğruloğlu'nun şahsında UBP, bu olayda önemli puan toplamış, vizyonunu ortaya koymuş, dostça bir ortamda Kıbrıs sorununa ilişkin görüş ve düşüncelerini sergilemiştir.
Bildiğimiz kadarıyla UBP, bu güne kadar Slovak Büyükelçilerinin girişimleriyle ara bölgedeki Ledra Palace'ta yapılmakta olan Kıbrıslı Türk ve Rum siyasi partileri toplantılarına da katılmamış, katılma gereği duymamıştır. Her ne kadar bu toplantılar, bazı siyasi çevrelerce 'havanda su dövme' veya 'bal yapmaz arı' diye nitelenmekteyse de, gene de bir takım ipuçlarının ele geçtiği, karşılıklı bilgi sahibi olunduğu yadsınamaz bir gerçektir. Bundan dolayı bir bakarsınız, UBP de bundan böyle bu toplantılara bir temsilci ile katılabilir.
Her neyse; Genel Başkan Ertuğruloğlu, görüşmeden sonra hem İngilizce, hem de Türkçe açıklamasında, Nikos Anastasiadis başkanlığındaki Demokratik Seferberlik Partisi (DİSİ) heyetinin, Ulusal Birlik Partisi'ni (UBP) ziyaretini tarihi olarak niteledi, temasların devam edeceğini ve DİSİ yetkililerini Güney Kıbrıs'ta ziyaret edeceklerini söyledi. Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı bir zeminde çözülmesi gerektiğini, bu nedenle de diyalogun hem yararlı, hem de gerekli olduğuna işaret eden Ertuğruloğlu, farklı görüşlere rağmen, Ada'nın 'ortak evleri' olduğunu, Ada'daki gerçekler zemininde herkese daha iyi bir gelecek sağlayacak bir uzlaşı için uğraş verilmesi gerektiğini vurguladı. UBP Genel Başkanı, Kıbrıs'ın bütününün AB üyesi olmasını ümit ettiklerini de kaydetti.
Anastasiadis de, iki toplumun yararına olacak birleşik bir Kıbrıs'ın Avrupa Birliği'nde yer almasını görmek istediklerini dile getirdi.
Tabii ki, kapalı kapılar ardında neler konuşulduğunu tahmin etmek o kadar da zor değildir. Sonuçta UBP'nin Kıbrıs konusunda tavrı bilinmektedir. Edinilen bilgilere göre toplantıda Tahsin Ertuğruloğlu ve beraberindekiler,
egemenlik konusundaki hassasiyetlerini ortaya koyarken, "bugün zaten üye ülkeleri Avrupa Birliği idare etmektedir" şeklinde DİSİ heyetinin bu konuda öne sürdüğü görüşlerin doğru olmadığını, ne İngiltere'nin, ne Almanya, Fransa, ne de herhangi bir üye ülkenin Brüksel tarafından yönetildiğini, sadece para, gıda gibi konularda söz sahibi olduğunu, bunun dışında hiçbir ülkenin içişlerine karışma, onu yönetme gibi bir politikanın söz konusu olmadığını vurguladılar.
Garantiler konusundaki tavır da malum!.. Zaten Ertuğruloğlu'nun, ada gerçekleri dikkate alınarak adil ve kalıcı bir çözüm bulunması gerektiğini vurgulaması da çok şeyleri ifade etmektedir.
Günün sonunda UBP-DİSİ buluşması, ne İzzet İzcan'ın zırt pırt Hristofyas'la görüşmesine benzer, ne de bazı sivil toplum örgütlerinin Hristofyas'ı ziyaretlerine...
Nihayet KKTC'nin kuruluşunda önemli payı olan bir partidir UBP. Ana muhalefet olarak da Rum ana muhalefeti ile masaya oturması, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi önemli bir adımdır. Kaldı ki, Ertuğruloğlu'nun, partinin Ankara ile olan kopukluğu gidermesi ve diyalog kurarak, ilişkileri geliştirmesi de göz ardı edilemez. Dr. Küçük döneminden başlayarak, Türkiye'deki iktidarlarla aynı eşit mesafe uygulama politikası, buradaki siyasi partilerin bir nevi 'yol haritası' olmalıdır.
Bu husus, Rum siyasi partileri için halihazırda geçerlilik arz etmektedir. İşte örneği: Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas'ın Özel Temsilcisi Yorgos Yakovu, şu ana kadarki gelişmeler hakkında Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni'yi birinci elden bilgilendirmek amacıyla Atina'ya gitmiştir. Yakovu, bundan sonra atılacak adımlar konusunda da Bakoyanni ile görüş alış verişinde bulunacak, hatta bundan sonraki haftalar içerisinde izlenecek taktiğin belirlenmesi için bakanlık bürokratlarıyla da toplantıya oturacaktır. Dahası, Bakoyanni'nin Haziran ayı içerisinde Güney Lefkoşa'ya gerçekleştireceği ziyaretin ön hazırlıklarıyla ilgili konuları da ele alacaktır.
Yani kabul edilse de, edilmese de; istense de, istenmese de; bu meselenin içinde Ankara ve Atina da vardır. Bu gerçeği de her zaman göz önünde tutmak gerek!..
Yakovu'nun Atina ziyareti, bunun en son örneğidir...
|