|
Bu günlerde Kıbrıs'a parmak atan atana... Tarihin hangi devrinde atılmadı ki!..
Eskilerde yine de azdı. Şimdilerde o kadar çoğaldı ki, sormayın!..
İngiliz'in parmağı her zaman burada ise de, parmak atmadan atmaya da fark var.
Bir zamanlar rahmetlik Çoronik, Rum Yönetimi eski başkanlarından Kliridis'e, Saray Otel'in girişinde öyle bir parmak atmıştı ki, kıl kaldı bunu canı ile ödeyecekti.
Kliridis'in iri yarı, cüsseli muhafızı, bu olay karşısında tabancayı çekivermiş ve Kliridis dönüp baktığında, Rumca olarak kendi muhafızına "Ayisto re; dudo ine Çoronik" (Bırak be, bu Çoronik'tir) demişti.
Sarayönü'nden geçerken, Çoronik'in sövmediği, başını okşamadığı, küfretmediği ünlü sima hemen hemen yoktu.
Zamanın Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, görüşmeleri yürüttüğü Rum yönetimi başkanı Glafkos Kliridis'e Saray Otel'de bir yemek verecekti. Ama "ne olur, Çoronik duymasın" diye de haber salmıştı. Çünkü ansızın bir tatsızlık çıkabilirdi.
Tüm gizliliğe rağmen Çoronik'in duymaması kabil mi?.. Siper almış Saray Otel'in önünde ve vakit geldiğinde de yapacağını yapmıştı.
Tabii ki Kliridis, daha sonra yemekte Denktaş'la buluştuklarında bu konuda sohbet etmişler ve kahkaha atmışlardı.
Mahkemeler Sarayönü'nde olduğundan, Kliridis, 1960'lı yıllarda bir hukukçu olarak bölgeyi çok iyi tanıyordu.
Çoronik'le dostlukları da o döneme dayanıyordu. Bir defasında kendisiyle sohbetimiz esnasında, Sarayönü'nde o yıllarda sabah kahvaltısı olarak camlı arabacıklarda satılan taze çörek, çakıstes ve peynirle kahvaltı yaptığı günleri hiç unutamadığını ve burnunda tüttüğünü anlatmıştı.
Geçelim bunları...
Kıbrıs'ta soruna adil ve kalıcı bir çözüm bulmayı amaçlayan yeni bir sürece girilir, çalışma grupları ve teknik komiteler çalışmalarını sürdürürken, İngiltere ile Kıbrıs Rum yönetimi arasında 'karşılıklı anlayış memorandumu' imzalanması, Kıbrıs sorununa atılan bir parmak değil midir?..
İngiltere Başbakanı Gordon Brown, Rum lider Dimitris Hristofyas ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Londra'nın, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik yeni çabada verimli bir sonuç ortaya çıkması için elinden geleni yapacağını söyledi, Hristofyas'ın bu yeni çabada oynadığı rolden de övgüyle söz etti.
Şimdi bu sözler üzerine 'al da bozdur' demesi geliyor insanın.
Aynen Rum tarafını Kıbrıs sorunu çözümlenmeden AB üyeliğine sokan ve sorunun daha da karmaşık bir hal almasında başrolü oynayan 'garantör' İngiltere, bir yanlış adım daha atarak, Rum tarafı ile 'Karşılıklı Anlayış Memorandumu' imzalıyor ve Hristofyas'ın arkasını sıvazlıyor.
İngiltere'den gaz alan ve böylesine şımartılan bir politikacı, müzakere masasında 'uzlaşıcı' olabilir mi?.. Buna imkan ve ihtimal var mıdır?.. Fransa ile ortak askeri tatbikat yapan, İngiltere'den gazı alan Hristofyas, kendisini dev aynasında görmez mi?..
Kıbrıs Türk tarafı bu konuda İngiltere'yi ne denli eleştirse haklıdır. Nitekim Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Hasan Erçakıca, memorandumun Kıbrıs'taki gerçekleri yansıtmadığını söyleyerek, tepkisini ortaya koydu. Dahası bunun, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulma çabalarını da olumsuz yönde etkileyecek yaklaşımlara yer verdiğini belirterek, bunun kabul edilemez olduğunu vurguladı. Erçakıca, üstelik bu memorandumun, Talat ile Hristofyas arasında 21 Mart ve 23 Mayıs tarihlerinde sağlanan mutabakatlara ters anlayış ve yaklaşımlar içerdiğine de dikkat çekti.
Biz bu günlük bu konuda daha fazla yorumda bulunacak değildiz. Çünkü başlangıçta da dediğimiz gibi, İngiliz öyle bir parmak atmıştır ki, bu sorunun içinden şeytanlar bile çıkamaz olmuştur. Sözü daha fazla uzatmadan yazımızı Erçakıca'nın şamar niteliğindeki yanıtı ile kapatmak istiyoruz:
"Bu memorandumda, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Türk halkı için aldığı önlemlerden söz edilmesi ve İngiltere'nin bunları desteklediğinin duyurulması tam bir aymazlık örneğidir. Ortada ne böylesi önlemler, ne bunları benimseyen bir halk, ne de bunlardan elde edilen veya edilebilecek sonuçlar vardır. Kıbrıs Türk halkı için önlem almak, Rum tarafının üstüne düşen vazife olmadığı gibi, bu önlemleri takdir etmek de, İngiltere'ye kalmış değildir. Eğer böyle önlemler varsa, bunların değerlendirmesini yapmak, Kıbrıs Türk halkının kendi iradesine kalmış bir konudur.
Bütün dünya gibi Hristofyas ve İngiliz yetkililer de biliyorlar ki, Kıbrıs adasında 'iki ayrı politik varlık' vardır ve Kıbrıs sorununa bulunacak çözüm bu gerçeğe dayanacaktır. Öyle anlaşılıyor ki, İngiliz yetkililer, adadaki İngiliz topraklarının bir sorun haline getirilmesi tehditlerini ciddiye almakta ve üslerini korumak güdüsüyle Rum tarafına hak etmediği ölçüde destek olmaya kalkışmaktadırlar. Halbuki muhatap alınan Hristofyas'ın Kuzey Kıbrıs'ta, Kıbrıs Türk halkı üzerinde hiçbir yetki ve otoritesi yoktur."
Noktalayalım dedik, ama gene de bir şeyler eklemeden edemeyeceğiz. Çünkü İngiltere, adadaki üslerine halel gelmemesi için Rum'un kucağına oturmaya razıdır.
Böyle bir pozisyonda ortak bir sonuca gidebilme olasılığı ortadan kalkar. Ondan sonra da varsın İngiltere gibi bu sürece dinamit koyanlar kına yaksınlar!..
|