|
Uzun süren dünkü Talat-Hristofyas görüşmesinde nelerin konuşulduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak yakında kokusu çıkar.
Çalışma grupları ve teknik komitelerde ele alınanların mutlaka iki lider tarafından değerlendirildiği bir gerçek. 'Ne kadar mesafe kat edilmiş, hangi konular üzerinde uzlaşma sağlanmış, hangileri üzerinde sağlanamamış, uzlaşma olasılığı nedir, ne değildir, ortak zemin bulunabilir mi, bulunamaz mı?'
Tüm bunlar irdelenirken, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Rum lider Dimitris Hristofyas'tan 'netleştirme' açılımı isteyip istemediği bilinmiyor.
Hristofyas, bazı konularda 'netleştirme' istiyor da, Talat isteyemez mi?..
Mesela ambargolar, izolasyonlar konusunda Cumhurbaşkanımız herhangi bir görüş beyanında bulunmuş mudur?..
İngiltere'nin, Hristofyas ile imzaladığı 'Deklerasyon' konusunu gündeme koyup da, masaya getirdi mi?.. Getirmediyse, doğrusu yazık etmiş olur.
Söz konusu memorandumdan sonra Rum ana muhalefet DİSİ Başkanı Nikos Anastasiadis biliyor musunuz ne demişti?
"Müzakere savaşını müttefikler aracılığı ile kazanacağız."
Bu son derece önemli bir açıklamadır. Yani 'müttefiklerin' Rumlara yardım ve desteği, Türklere de baskısı sonucu hedefe ulaşılacaktır. Hedef de, Türklere tanınacak bir takım azınlık haklarıyla Rum egemenliğindeki 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni götürmektir.
O nedenle diyoruz oyuna gelmeyelim ve çok dikkatli olalım.
Garantör İngiltere yapacağını yapmış, müzakere sürecinde Hristofyas'ın elini güçlendirmiş, arkasını sıvazlamıştır. Bu oyun, Talat'ın elini zayıflatmaya yöneliktir.
Biliyorsunuz; Fransa dünden itibaren Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı görevini devralmıştır. Fransa'nın Kıbrıs sorununa yaklaşımı öteden beri bilinmektedir. Rum ve Yunan dostu Fransa'nın Türkiye ve Kıbrıslı Türklere bakış açısı da gayet iyi bilinmektedir.
Anlayacağınız, tam da Kıbrıs'ta yeni bir müzakere sürecine girilirken, Fransa'nın AB dönem başkanlığını üstlenmesiyle de gerek Türkiye'ye, gerekse bize baskılar artacak, dayatmalar tırmandırılacaktır.
Türkiye, zaten kendi derdindedir.
Bunlar dışında daha nice faktörler vardır.
İşte bu nedenlerden dolayı tek egemenlik, tek temsiliyet, tek uluslararası kimlik gibi terimlerde çok, ama çok dikkatli olmak ve herhangi bir oyuna gelmemek gerek. Tabii ki uluslararası kimlik derken, örneğin BM'de, AB'de veya diğer uluslararası platformlarda olası bir çözüm durumunda Kıbrıs'ın temsiliyeti tek olacaktır. Yani örneğin BM Daimi Temsilcisi Rum ise, yardımcısı herhalde Türk olacaktır. Ancak İslam Konferansı Örgütü gibi uluslararası kuruluşlarda da bunun aksi olması kaçınılmazdır. Olmadığı takdirde federal yapının yerini üniter yapı alır ki, bunun da kabulü mümkün değildir.
Bunları kaleme alırken, Kıbrıs sorununun zor bir sorun olduğu gerçeğini bir kez daha vurgulamak gerek. Her bir terim iyice incelenip değerlendirildikten sonra açıklığa kavuşturulabilir. Yoksa; sizi tek egemenlik gibi kavramlar içine hapsettikleri takdirde, o cendereden çıkamaz ve 'eliniz mahkum' hale gelinir.
Bunları elbette Cumhurbaşkanımız Mehmet Ali Talat da bilmekte ve Rum tarafının olası taktiklerine karşı kendini hazırlamaktadır. Çünkü Hasan Erçakıca'nın da işaret ettiği gibi, Rum liderliği, masada söyleyemediklerini veya isteklerini genelde Rum medyası aracılığıyla dile getirmekte ve Kıbrıs Türk tarafının tepkisini ölçmeye çalışmaktadır.
Tüm bunları bilerek masadaki taşları ona göre sürmek kaçınılmazdır.
|