|
Başlığa bakıp da; siyasetle, politika ile park yeri arasında nasıl bir ilgi veya bağ kurulduğu sorulabilir. Kafaları karıştırabilir.
Varsın karıştırırsa karıştırsın. Ama biz, yine de ısrar ediyor ve diyoruz ki; politikada da, park yerleri konusunda da Rum'dan ders alınız.
Örneğin su konusunda doğruyu söylemek gerekirse, hem Rum Yönetimini, hem deYunanistan'ı kutlamak gerek, ders almak gerek! Alınır mı, alınmaz mı bilemeyiz, ama gerçek olan, hem KKTC'nin, hem de Türkiye'nin bu konuda sınıfta kaldığıdır. Düşünün siz; KKTC ile Türkiye'nin arası 70, Güney Kıbrıs'la Yunanistan'ın arası 1000 kilometre.
Kıbrıs adası, aylardan beri doğal afet sayılan kuraklık yaşıyor. Yeraltı su kaynakları giderek azalıyor, göletler bile kuruyor. Kısacası bıçak kemiğe dayanmış vaziyette. Böyle bir durumda gel de tedbir alma. Koskoca GAP'ı başaran Türkiye, bunu mu başaramayacaktı?.. Kim bilir, belki de projenin gerçekleşmesini istemeyen, benimsemeyenler var. Belki de mekanizmanın düğmesini elinde tutan bazı 'dış güçlerin' parmağı var.
Her neyse; birçok konularda Rumlardan ders alınması gerektiği inancındayız.
Tek egemenlik ve tek vatandaşlık konusu da, Rum lider Hristofyas'ın masaya sürdüğü ve ısrarla üzerinde durduğu basit bir husus değildir. Hele de egemenlik!..
Kendi bastığı toprakta egemen olmayan toplumlar, halklar zaman içinde erimeye, yok olmaya mahkumdur. O toprak parçasına kendisi hükmetmezse, kendisi sözü geçmez duruma getirilir ve öyle bir duruma düşürülürse, kimse gözünün yaşına bakmaz!
Avrupa Birliği çatısı altında olan ülkeler bile 'egemenlik' söz konusu oldu mu, kıyametleri koparırlar. Örneğin Fransa, bir karış toprağını Almanya'ya kaptırır mı?.. Bu mümkün mü?..
Tek egemenlik konusunda elbette Talat ile Hristofyas'ın bakış açılarında farklılıklar vardır. Önemli olan, içinin nasıl doldurulacağıdır. Önemli olan, herkesin kendi evine hükmedip edemeyeceğidir. Benim sahip olduğum evde sözüm geçmeyecek ve komşunun sözü geçecekse, neyleyim öyle egemenliği!..
Bu bakımdan konu son derece önemlidir ve büyük dikkat gerektirir. Çünkü elinizi verdiniz mi kolunuzu da kaparlar ki, arkası da gelmeye devam eder.
Gelelim ders alınması gereken bir diğer konuya... Biliyorsunuz; Lefkoşa'nın Rum kesimindeki hisar altları, park yeri olarak kullanılmakta, dolayısıyla tarihi surların bakım ve koruması da sağlanmaktadır. Kendi haline terkedilmişlikten kurtulmaktadır.
Lefkoşa Belediye Başkanı Cemal Bulutoğluları da, Çetinkaya yakınındaki Zahra Burcu altındaki alanı park yeri olarak kullanmak istiyor. Vay sen misin kendi kaderine terkedilmiş olan alanı park yeri kullanmak isteyen?.. Anıtlar Yüksek Kurulu denilen kurum kıyameti koparıyor. Keşke aynı kurum, diğer tarihi eserler konusunda da aynı şekilde duyarlı olabilse!..
O zaman Rum niye kullanıyor diye adama sormazlar mı?..
Üstelik 'Avrupa Doğal Miras ve Kültür Birliği' bile 'olur' dedikten sonra nedir bu karşı çıkış? Demek ki, işin içinde bir art niyet var, siyaset var. Rum tarafı hisar altlarını park yeri olarak kullanıyor, iş Bulutoğluları'na gelince 'kırmızı kart' gösteriliyor. Böylesi çarpık zihniyet görülmüş değildir. Bu, popülizm değil de nedir? Bu, partizanlık değil de nedir?..
Gelinen, daha doğrusu getirilen noktada halk zaten burnundan solumaktadır. 'Yeter artık!' demektedir. Yoksa, tüm amaç bu halkı bezdirip, bıktırıp, 'bir uzlaşma olsun da nasıl olursa olsun' diyerek teslimiyete sürüklemek midir?.. Bu ifadeyi kullanmak zorunda kaldığımız için özür dileriz.
Sonuçta; biraz da karşı unsurdan ders alınız, yaptıklarından dersler çıkarınız, yapamazsanız da 'bizden bu kadar' deyip gereğini yerine getiriniz.
Daha ne diyelim?!..
|