|
'Ana'nın başı dertte olunca, evladını evirip çevirirler ve istedikleri kılığa sokarlar. Gelen vurur, giden vurur. Birilerinin de istediği zaten bu değil mi?.. 'Fırsat bu fırsat' deyip 'şamar oğlanı'na döndürürler.
Esasen kardeşler arasında dirlik ve düzenlik de yoksa, komşular daha da şımarır, kendi 'ana'ları ve dostlarının da desteğiyle çocuğun 'postekisini' çıkarırlar.
İçinde bulunduğumuz durum bu olabilir mi?.. Pek bir farkı mı var?..
Geçen akşam Genç TV'de Mutlu Esendemir'in yönettiği 'Basın Kulübü' programında eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'la birlikteydik. Özer Kanlı ve Sefa Karahasan da vardı.
Oldukça tedirgindi Denktaş. "Teslimiyete gidiyoruz, bir çıkmaza gidiyoruz" diyordu. Rauf Denktaş, sürece bakınca, 'barış resmi göremediğini, korku ve endişe içinde yaşayacakları bir resim gördüğünü' kaydetti.
Tek egemenlik ve tek vatandaşlığın, kendilerini Rum'a mahkum edeceğini vurgulayan Denktaş, endişelerini, fırsat buldukça Cumhurbaşkanı Talat ile paylaştığını, yazılı olarak da ilettiğini anlatarak, "kendileri benim bu korkularımın gerçekleşmeyeceği kanısında ve bu kanısı da devam ediyor" şeklinde konuştu.
"Acele edilmesin. Türkiye'nin de acele etmemesi lazım" diyen Denktaş, Kıbrıs'ta AB'nin her dediğini yapmakla AB kapılarının açılmayacağının bilinmesi gerektiğini söyledi. Kıbrıs konusunda yaşananlardan endişeli olduğunu dile getiren eski Cumhurbaşkanı "teslimiyete gidiyoruz. Hapishanede yattığım günlerde dahi bu kadar tedirgin olmadım" diye tepkilerini dile getirdi.
Gece 22.30'da başlayan program sabah 01.30'a kadar sürdü. Özellikle Londra'dan telefon edenler de gelişmelerden kaygılı olduklarını belirttiler.
Bizde bazı çevreler, önüne ardına bakmaksızın bir acelecilik telaşı içerisinde. Sanki de yangından mal kaçırıyorlar. Temelleri sağlam olmayan bir anlaşmada, geleceğimiz tehlikeye girecekmiş, hiç umurları değil. Sadece birilerine şirin görünme sevdasındalar. Ancak geçmişi iyi bilmekle birlikte geçmişe takılıp kalmayan, gelişmeleri iyi değerlendirenler, kaygı ve endişe belirtmekte haksız değil!..
Çünkü, Hristofyas'ın adım adım ilerlemekte ve yeni mevziler kazanmakta olduğunu herkes görebiliyor. Bir yerde Talat'ı, kendi arzu ettiği hedefe ve istekleri doğrultusuna çekebilme taktiklerini sürdürüyor. O mecraya girdiniz mi, bir daha çıkamazsınız.
Daha müzakere masasına oturmadan, ulusal konsensüs olmadan, halktan yetki almadan 'tek egemenlik' ve 'tek vatandaşlık' konusunu kabul ederseniz, size onu öyle bir yedirirler ki, ananızdan emdiğiniz süt burnunuzdan gelir.
Egemenliği verdin mi, kırılma noktası başlar ve çorap söküğü gibi de arkası gelir. Bir zamanlar "ellerinden gelse, teneffüz ettiğimiz havayı da keserler" diyen Talat'ın, bunları bilmemesine imkan var mıdır?.. Egemenlik dediğin, kendi kendine hükmetme, kendi kaderini tayin etme hakkıdır.
Karşı taraf, 'Kıbrıs Cumhuriyeti'ni bozmadan sizi bünyesine almak niyetinde olduğunu her vesile ile dile getirdiği halde, kendi kaderimizi nasıl ve ne şekilde garanti altına alabileceğiz?.. Üzerinde varılabilecek bir uzlaşmadan sonra karşı taraf, kendi devletini iptal etmezse, biz niye iptal edelim?.. Niye boyun eğelim, niye taviz üstüne taviz verelim?.. Alemin enayisi biz miyiz?.. Kendilerinin sebeb olduğu savaşın mağlubu da biz olmadığımıza göre, nedir bu pısırıklık?..
Egemenlik elden gittikten sonra kimse yüzünüze bakmaz, kimsenin yanında da saygınlığınız kalmaz.
'Akritas Planı' öncesi günlerde Rum İçişleri Bakanı Yorgacis'in, polis kisvesi altındaki silahlı elemanları, Türk kesiminde cirit atar, dilediği yere baskın yapar ve alıp götürüyordu. O günlerde de görmüştük egemenliği... Şimdilerde benzeri oyunları oynayabilmek mümkün mü?.. Çünkü kendi egemen bölgemizde yaşıyoruz. Kendi evimizin efendisiyiz.
ABD'nin ünlü eski Dışişleri Bakanlarından Henry Kissinger, 1990'lı yıllarda New York'ta Denktaş'la görüşürken, çok önemli bir tavsiyede bulunmuştu:
"EGEMENLİĞİNİ KAT'İYYEN VERME. VERDİN Mİ, BİR DAHA GERİ ALAMAZSIN!"
Not: Akay Cemal yurt dışında bulunacağımdan dolayı yazılarıma bir süre ara verecektir.
|