|
Kıbrıslı Türk ve Rum liderler bugün önemli bir sınavdan geçiyor. Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, kapsamlı müzakerelere başlama tarihini belirlemeye çalışacaklar. Bunun için de büyük bir olasılıkla eylül ayı deniliyor.
1 Eylül de olabilir, daha başka tarih de. Önemli olan takvimi belirlemek ve takvim uyarınca müzakerelere başlayabilmek. Hani, 'başlamak işin yarısını bitirmektir' derler ya!..
Hatırlıyorum, Kıbrıs sorununa adil ve kalıcı bir çözüm bulmayı öngören ilk görüşme Denktaş'la Kliridis arasında Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta yer almıştı.
Ondan sonra da Lefkoşa'da devam etti. Hatta bir ara öyle bir takvim belirlenmişti ki, görüşmeler haftanın bir günü Denktaş'ın evinde, bir sonraki haftanın aynı günü de Kliridis'in evinde yapılırdı. Bizler de çıkmalarını beklerken, gazeteci olarak evlerin önünde hem birbirimizle, hem de Rum meslektaşlarla çene çalardık.
Daha sonraları nerelerde görüşme olmadı ki!..
New York'ta, Cenevre'de, Viyana'da, Burgenstock'ta...
Görüşmeler, önce Makarios'la başladı, ardından Kiprianu, Kliridis, Vasiliu, Papadopulos ve nihayet Hristofyas.
Ancak en uzun süreç, Denktaş'la Kliridis arasında yaşandı. Batı, bir ara Vasiliu'yu takdim etmeye kalkıştı. 'İşte şöyle güler yüzlüdür, kibardır, iyi niyetlidir, katı değildir' şeklinde övgüler de yağdırdı. Ama Ulusal Konsey kararları dışına çıkamayacağını biliyorlardı.
Şimdilerde sahnede yeni simalar var. Talat ve Hristofyas. Bir başka deyişle 'yoldaş.' Bakalım onlar ne yapacak veya yapamayacak?.. Her ikisine de kolay gelsin diyoruz.
Tabii ki, bunca yıllık bir sorunu bir çırpıda halledivermek kolay olmasa gerek!.. Talat da, Hristofyas da mensubu bulundukları halkların çıkarlarını korumak ve kollamak, o çıkarlar doğrultusunda hareket etmek durumundadırlar. Ancak önemli olan iyi niyettir. Daha önceleri de vurguladığımız gibi, çözüm, sadece bir tarafın devamlı surette vermesi demek değildir. Al-ver sürecinde iki taraf da hem alacak, hem de verecektir. Pazarlık süreci kolay olmayacaktır.
Kapsamlı müzakerelere geçişte, görüşmeleri olumsuz yönden etkileyebilecek unsurlardan da kaçınmak gerek. Bu husus, Talat için ne kadar geçerli ise, Hristofyas için de geçerlidir. Bunlar bir yana, bu süreçte medya yolu ile müzakere yapmak veya arzu edilenleri, ya da edilmeyenleri medyayı kullanarak ortam hazırlamak, empoze yollu mesajlar vermek, diplomasiye aykırılıktır.
Müzakere masası iki tarafı da keskin bir bıçağa benzemektedir. Bunu ustaca, maharetli kullanan puan toplar.
Rum lider Hristofyas'ın görüşleri önceki gün basında yer almıştı. Talat'ın da 'kırmızı çizgiler' denilen açıklaması dün yayımlandı.
Talat, kapsamlı müzakerelerin çok önemli yeni bir süreci başlatacağını belirtirken, Rum tarafı ile siyasi eşitliğin öneminin altını çizdi. Cumhurbaşkanı, bunun tüm karar alma mekanizmalarında olması gerektiğini kaydetti. Başkanlık sistemi üzerinde henüz bir uzlaşma sağlanmadığını anımsatarak, garantörlük sisteminin lağvedilmesinin söz konusu olmadığını vurguladı. "Garantörlük ve İttifak Anlaşmaları, Rum ve Türk tarafları arasında değil, uluslararası anlaşmalardır" dedi.
Bunların dışında 'iki kesimlilik' ve 'iki kurucu devlet' de kırmızı çizgiler arasında bulunuyor.
Ancak belli ki, Hristofyas'la vardığı ilke anlaşmasında öngörülen tek vatandaşlık, tek egemenlik ve tek uluslararası kimlik konusunda oldukça rahatsız. Haksız da değil. Çünkü bu can alıcı hususlar Kıbrıs Türk halkında o denli tepki topladı ki, bunu izah edebilmek mümkün değildir. Çünkü bu halk çok haksızlıklara uğramasına, mağduriyete uğramasına ve son olarak yine iyi niyetini ortaya koyarak Annan Planı Referandumu'nda 'evet'demesine rağmen, karşı taraftan ve de Kıbrıs sorunu ile yakından 'ilgilenen' ülkelerden hiçbir anlayış görmemiştir.
Bunlardan dolayı sütten ağzı yandığı için yoğurdu üfleyerek yemektedir. Bundan dolayı Rumların egemen olacağı bir uzlaşmadan ürkmektedir.
Elbette ki, müzakere sürecinde tüm bu hususlar dikkate alınarak bir tavır sergilenecektir. Her şeye karşın, adil ve kalıcı bir anlaşma yönünde çaba harcanırken, çıtayı alçak değil, yüksek tutmanın yararı vardır. Bugün yapılacak görüşmede Cumhurbaşkanı Sn. Mehmet Ali Talat'ın, 'Yenilenmiş Ortaklık' tan neyi kastettiğini Hristofyas'a sormasını bekliyoruz. Bu ortaklık nasıl bir ortaklık olacaktır?.. İş ola mı, yoksa?.. Eski ortağın katılımı ile ortaklık yenilecek midir?.. Boyanacak ve adına yeni mi denilecektir?.. 'Abbasın Şerif' misali ne kadar makyaj kullanırsa kullansın, sonuçta o ortaklık denilen nesne yine sırıtmayacak mıdır?..
Tüm bunlar, zihinleri kurcalayan soru işaretleridir.
Azerilerin deyimiyle 'sözün düzü' (sözün özü) siyasi eşitlik temelinde bir paylaşımda var mıdır, yok mudur?.. BM ve AB üyeliği yanında, uluslararası alanda tanınmışlığın yarattığı nimetlerden Türk tarafının da yararlanmasına sıcak bakılıyor mu, bakılmıyor mu?..
Yenilenmiş ortaklık, bir yama politikası mıdır, değil midir?.. Yenilenmiş ortaklık, olsun da nasıl olursa olsun tipi bir çözüm şekli midir, değil midir?.. Bunların açıklığa kavuşması gerek.
Evet; hadi kolay gelsin diyoruz, ama...
|