|
Rum tarafının son günlerde propagandasının dozunu artırdığı ve adeta bir diplomatik atağa kalktığı gözlemleniyor. İşte gündeme getirdikleri konulardan bazıları ve bunlar hakkındaki değerlendirmelerimiz:
Olası bir federasyonun nasıl oluşturulacağı:
Rum Kamu Düzeni Bakanı Hrisostomidis, Alithia gazetesine verdiği mülakatta, AB üyeliğinin Kıbrıs'taki koşulları değiştirdiğini ve "ortaya çıkacak bir federasyon çözümünün yalnızca içte değişime uğrayacak Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamından başka bir şey olmayacağını" söylemiş. Ayrıca "AB'ye katılım partenojeneze engeldir" demekle Annan Planı'ndaki "bakir doğum" kavramını dahi reddetmiş!..Hoş, Hrisostomidis'in söyledikleri "sahibinin sesi"nden başka bir şey değil, ama yine de tekrarlanmış olması ve bu kadar kesin ifadelerle söylenmesi herhalde hafife alınacak bir konu değildir.
Rum Bakan'ın sözlerini iki açıdan değerlendiriyorum: Her şeyden önce, bunların sadece taktiksel olmadığı ve Rum tarafının gerçek politikasını yansıttığına inanıyorum. Aksi takdirde kamuoyu önünde kendilerini bu kadar bağlamazlardı! Bu politikanın uygulamasında ise tek yanlı AB üyeliklerini gerek masada gerekse daha geniş çerçevede, Türkiye'yi de içine alacak şekilde, sonuna kadar kullanmaya devam edeceklerinden kimsenin kuşkusu olmasın!
İkinci olarak da, ortaya konan bu katı tutum karşısında "savunma hattımızı" oluşturan "bakir doğum" kavramının yetersiz olduğu kanaatindeyim. Söz konusu kavramın, Rum tarafının "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamlılığı" ile Kıbrıs Türk tarafının "KKTC'nin devamlılığı" talepleri arasında bir uzlaşı formülü olarak ortaya çıktığı bilinmektedir. Yani biz BM'nin uzlaşı formülünü kabul edip "çıtayı indirirken," Annan Planı'nı reddetmiş olan Rum tarafı bu uzlaşı formülüyle kendisini bağlı saymıyor! "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamında" ısrarı bundandır. Bu durum karşısında (ve her halükarda) bizim de KKTC'nin devamında ısrar etmemiz gerekmez mi? Halbuki biz başlangıç noktamız olarak "bakir doğumu" belirledik ve şimdi iki pozisyon arasında uzlaşı bulunacaksa bunun da altına inmek için baskılarla karşılaşacağız. Direndiğimiz takdirde ise suçlu sandalyesine oturtulacağız!
Rum tarafı, her zaman olduğu gibi, müzakere ederken "maksimalist" olmaktan, yani taleplerinin azamisini ortaya koymaktan çekinmiyor. Bizim de zaten yetersiz olan uzlaşı çizgimiz yerine daha yüksekten başlamamız gerekmez mi?
KKTC vatandaşlarının statüsü:
Rum Yönetimi lideri Hristofyas, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Türkiye kökenli KKTC vatandaşlarının müzakere konusu yapılamayacağı şeklindeki sözlerine tepki olarak bunların sayılarının 50 bini geçemeyeceğini açıklayıp bu konuda bir "komite" kurulmasını önereceğini söylemiş. Rum tarafının "yerleşikler" diye tanımladığı bu vatandaşlarımız arasında ayrım yapmaya yönelik bu davranışı kesinlikle kabul edilemez!
Önce kelimelerde anlaşalım ve bir hatırlatma yapalım: Annan Planı dahil, Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan herhangi bir plan veya belgede "yerleşikler" diye bir ibareye rastlamadım!.. Hatta görüşmelerin bundan önceki safhalarında farklı bir başlık altında olsa bile böyle bir konu gündemde yoktu. Dolayısıyla bu ibare, beğenmediği her şeye kötüleyici bir damga vurmayı politika haline getirmiş bulunan Rum propagandasının ürünüdür.
Halbuki onyıllardır Kıbrıs'ın nüfus yapısını değiştirmeye çalışan ve bunda büyük mesafe kateden yine kendileri değil mi? Bırakın 1963'ten sonra gizlice adaya getirip vatandaşlık verdikleri binlerce Yunan askerini, 1974'ten sonra Güney'e getirdikleri onbinlerce "Pontuslu"yu, Lübnan krizinden sonra Güney'e gelen Lübnanlı göçmenleri ve sayıları 30 bini bulan Ruslarla diğer yabancıları! Kıbrıs Türk halkını topluca imhaya yeltenmiş, izolasyon ve ambargolar uygulayıp onbinlercesini yurt dışına göçe zorlamış olan Kıbrıs Rum Yönetimi'nin kendisi değil mi? Şimdi kalkıp "nüfus yapısı değişiyor" diye feryat etmesi "timsah gözyaşları" dökmekten başka bir şey değildir! Olası bir çözümde KKTC'de kimlerin kalıp kimlerin kalamayacağına karar vermeye yeltenmesi Rum Yönetimi'nin yetkilerini aşmaktadır. Türkiye'yi "savaş suçu" işlemekle itham etmesi ise cüretkarlığın zirvesidir ve kendi işledikleri insanlık suçlarını örtbas etmeye yöneliktir.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Erçakıca'ya göre, son günlerde dozunu artırdığı olumsuz beyanatlarıyla, Kıbrıs Rum tarafı basın-yayın organlarını kullanarak "müzakere pozisyonu belirlemeye" ve bunu "müzakere zemini olarak egemen kılmaya" çalışıyor. Bana göre ise bu, zaten yıllardır var olan ve Hristofyas'ın başa gelişiyle değişmemiş bulunan politikalarını su yüzüne çıkartmaktan başka bir şey değildir! Bunu egemen kılıp kılamamaları ise tamamen bize bağlıdır!
Hoş olmasa da, gerçeklerin kamuoyu tarafından bilinmesini şahsen bir şeffaflık gereği sayıyorum. "Sessiz diplomasi" geçmişte denendi ve başarılı olmadı; belgeler sızdı, karşılıklı suçlamalar yapıldı ve sonuçta bir uzlaşıya varılamadı. "Megafon diplomasisi"nin daha başarılı olacağını söylemiyorum ve kamuoyu önünde kopartılan bu fırtına karşısında birileri işe karışıp taraflara sessiz kalmaları ve söyleyeceklerini masaya saklamaları çağrısında bulunursa hiç şaşmam! Ancak, bir gerçeğin bilinmesinde yarar vardır: Önemli olan niyettir ve ben Rum tarafının söylediklerinde adil, gerçekçi ve sürdürülebilir bir uzlaşıya yönelik herhangi bir niyet görmüyorum.
|