Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Yoldan çıkıp takla atan otomobilin sürücüsü öldü
Bebek kürtajla alınacak
Ya yasanız gidecek, ya da siz
Avrupa Parlamentosu'ndan fazla bir beklenti olmamalı
Kemal Sunal, mezarı başında anıldı

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

İki şehrin hikâyesi

Osman Ertuğ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   13 Mayıs 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ünlü İngiliz yazar Charles Dickens'ın "A Tale of Two Cities" isimli eserinden alınmış bu başlık, eminim başkaları tarafından da kullanılmıştır. Dünya klasikleri arasında yer alan Dickens'ın bu eserinde konu edilen Londra ve Paris idi. Yazımda ise New York ve Lefkoşa'yı (Kuzey) konu edeceğim. "İkisinin ne bağlantısı var?" demeyin!.. Kuracağım bağlantı, belediyecilik ve genel yöneticilik açılarındadır. Alınacak çok dersler olduğuna inanıyor ve bunu ilgililer ve okuyucularla paylaşmak istiyorum.

Bilindiği gibi New York uluslararası diplomasinin merkezi sayılan Birleşmiş Milletler örgütüne ev sahipliği yapmaktadır. Orada görev yapmak gerçekten mesleki bir ayrıcalıktır. Bunu, değerli dostum ve meslektaşım Nail Atalay'ın bundan bir süre önce yayınlanan "Birleşmiş Milletler'de On Buçuk Yıl" başlıklı kitabını okuyunca daha iyi anlıyorsunuz. Herkesin okumasını tavsiye ederim. 1990'lı yıllarda KKTC New York Temsilcisi olarak bu kentte 7 yıla yakın görev yapmak benim için de bir şans olduğu kadar meslek hayatımın en öğretici ve hareketli dönemi olmuştur.

O yıllarda kentin Belediye Başkanı,1994'te iş başına gelen ve 2001'e kadar görev yaptıktan sonra bugün artık yaşayan bir efsane haline gelmiş bulunan Rudolph Giuliani idi. Kısa adıyla "Rudy" diye anılması, halkın ona olan sempatisinin bir ifadesiydi. Yani "populist olmadan popüler olmayı" başarmıştı ki son derece zor bir denge olsa gerek! Hatta ismi bu yılın ABD Başkan adayları arasında da gösterilmişti. Belediyecilikteki becerisiyle olduğu kadar krizler karşısındaki cesaret ve liderliğiyle de örnek alınacak bir yönetici.

Guiliani bunu nasıl başardı? Kişisel karizması yanında, yöneticiliğin sadece "mega projeler" ve "master planlar" üretmek değil, somut detaylara inen ve bunlarla şahsen ilgilenmeyi gerektiren bir uğraş olduğu anlayışıyla! (Kimileri buna "mikro yönetim" veya "micro management" de diyor, ama insanlara uygulandığında olumsuz etkileri olan bu yönetim şeklini kente başarıyla uygulamakla Giuliani bu kavrama da yeni ve olumlu bir yorum getirmiş oluyordu.) Böyle bir yöntemi dünyanın en büyük kentlerinden birinde uygulamanın zorluğunu anlatmama gerek yok sanırım. Giuliani bunu gece gündüz çalışarak, bir yandan organize suçlarla savaşırken diğer yandan da şehir sokaklarını dolaşarak, hatta taksi plakalarını şahsen teftiş edecek kadar somut detaylara inerek başardı! New York gecelerinde onu yalnız başına veya bir yardımcısıyla şehrin sokaklarını dolaşırken görebilirdiniz. Gördüğüm de olmuştur!

Sonuçta Rudy, bir suç cenneti olan New York'u, ABD'nin en yaşanabilir ve güvenli büyük kentlerinden biri haline getirdi. Görev sürem içerisinde buna bizzat şahit olmasaydım inanmazdım. Çünkü yüksek öğrenimime başlamak üzere 1960'ların sonunda gittiğim New York'a vardığım gece, kentteki güvenlik durumu o kadar kötü idi ki, bir polis memurunun bana iki blok ötedeki bir otele gitmek için "Sabahı bekle evlat!" dediğini hatırlıyorum. Ve valizlerimle terminalde sabaha kadar beklemiştim!..

Giuliani'nin görevi devraldığı 1994'te şehrin güvenlik sorunları hat safhaya ulaşmıştı. Halbuki onun yönetimi altında, 90'lı yılların ikinci yarısında New York dramatik bir şekilde değişti. Giuliani'nin Birleşmiş Milletler'de yaptığı bir konuşmada, haklı bir gururla "Washington ABD'nin başkenti olabilir. Ama New York dünyanın başkentidir" dediğini hatırlıyorum. Adı geçen, 2001'de İkiz Kulelerin yıkıldığı ve 3000'in üzerinde insanın öldüğü terörist saldırıda gösterdiği cesaret ve liderlikle ABD ulusal politikasında söz sahibi bir isim haline geldi. Hala da öyledir.

Gelelim başkentimiz Lefkoşa'ya:

Çok saygı duyduğum bir meslektaşım sık sık söylerdi: "Küçük bir ülkeyi yönetmek büyük bir ülkeyi yönetmek kadar zordur!" Bu gerçek şehirler için de geçerli olsa gerek. Çünkü Lefkoşa, New York, İstanbul gibi şehirlerin yanında bir semt, bir mahalle büyüklüğündedir. Ama bir sorunlar yumağı içinde yuvarlanıp gidiyor! Ve ufukta çözüm görünmüyor!

Somut bir örnek vereyim: Aylardır parklarımızda yaşanan elektriksizlik sorunu, zaten kıt olan yeşil alanlarımızın sulanamamasına ve gözümüzün önünde adeta çölleşmesine neden oluyor! Ne yazılan yazılar, ne yapılan girişimler fayda etmedi! Kimisi sorumluluğu Hükümet'e atıyor kimisi Belediye'ye! Kurumlar arasında var olduğu anlaşılan bu sürtüşme ve anlaşmazlık devam ederken de, "politikadan anlamayan çiçekler ve çimler" kuruyor; parklar ışıklandırma olmadığı için geceleri yasaya saygılı vatandaşların girebileceği yerler olmaktan çıkıyor! (Macera arıyorsanız ayrı mesele!) Halbuki Belediye'nin gönderdiği hizmet faturalarında "aydınlatma ücreti" de var ve bunları ödüyoruz! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?

Vatandaş bunlara çözüm beklerken, geçtiğimiz gün bir ağaç katliamına sahne oldu Kumsal Parkı! Değerli dostum Ahmet Tolgay dünkü yazısında bu konuyu işlediği için detaya girmeyeceğim. Ama ortada dolaşan söylentiye göre sorumlu Lefkoşa Belediyesi değil Orman Dairesi imiş! Bu da yine kurumlar arası koordinasyon eksikliği ve sürtüşmeyi gündeme getiriyor. Mazeret ne olursa olsun, sorumlu kim olursa olsun, bu affedilmez bir duyarsızlıktır!

Devlet'in kurumları bu sorunu aralarında diyalog yoluyla (ve süratle) niye halletmiyorlar? Bu iş için de "Çalışma Grupları" ve "Teknik Komiteler" mi kurmak lazım? Yoksa New York'taki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ni arayıp olaya bizzat müdahale etmesini, bir an önce Özel Temsilcisi'ni göndermesini mi talep etmeli? (Sabırlı olalım! Bugün zaten geliyormuş!) Biz acaba yine tüm enerjimizi Kıbrıs konusuna yönlendirip gerçek hayattaki sorunları unutuyor veya "uyutuyor" muyuz? Çağdaş yöneticilik sadece ormana bakıp büyük hayaller kurmak değildir. Ağaçları da görmek, onları korumak lazım!

İşte size iki şehrin hikayesi! Küçük ülke veya kentleri yönetmek büyükleri yönetmek kadar zor olabilir. Ama imkansız değildir! Vakit çok geç olmadan yöneticilerimizin bu konuda gerekli duyarlılığı göstermelerini ve Lefkoşa'nın altyapı çalışmalarında da ellerini çabuk tutmalarını bekliyoruz!

   510 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Temmuz 2008, Perşembe   Meselenin özü
01 Temmuz 2008, Salı   Kıbrıs konusunda rapor enflasyonu ve sıkı(cı) bir analiz
26 Haziran 2008, Perşembe   "Kıbrıs'ı yeniden birleştirme: En iyi fırsat" mı?
24 Haziran 2008, Salı   Güvenlik ve garantilerle ilgili "kırmızı çizgimiz" tehlikede mi?
22 Haziran 2008, Pazar   "Yeni" lider, eski taktikler
17 Haziran 2008, Salı   "Heyecan verici"(!) gelişmeler
12 Haziran 2008, Perşembe   Kıbrıs sorunu sözlüğü
10 Haziran 2008, Salı   MemoranRUM
05 Haziran 2008, Perşembe   Welcome Mr. Zerihoun!
03 Haziran 2008, Salı   UBP-DISI diyaloğunda "samimiyet" ve "açıklık"



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2301 1.2388
1 STERLİN 2.4374 2.4555
1 EURO 1.9314 1.9407



YAZARLAR : .

Süleyman Ergüçlü

Her yolun bir sonu vardır

Başaran Düzgün

DENKTAŞ'I DA TUTUKLARLAR MI?

Ali Baturay

BAKOYANNİ'NİN GÖZÜ

Hasan Hastürer

Aziz Kent'in gördüğü adres TC Büyükelç...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(23)...

Akay Cemal

Kissinger'den Denktaş'a tavsiye: E...

Ahmet Tolgay

HALKTA İPSARO DUYARLILIĞI...

Bilbay Eminoğlu

Bir bardak yeşil çaya ne dersiniz?

Necdet Ergün

Ekonomide "kapasiteler ve kârlar" ...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Güneş ışınları ve cilt kanseri

Dr. Umut Altunç

KLİMA İLE GELEN ATEŞ!

Aysu Basri

AYRILIRKEN DE SEVEBİLMEK

Sevilay SADIKOĞLU

Çocuğuma okul arıyorum...

Mustafa BESİM

LOKMACI: KALİTELİ HİZMET VE UYGUN FİYAT

Türem Delikurt

Multipl Skleroz

Dr. İsmail KEMAL

Sarkozy'nin Akdeniz projesi

Emin AKKOR

Uzman raporuna kulak tıkayan hükümet, halk...

Oğuz Metiner

Mübarek Üç Aylar

Ali Özçil

Yazın sevilen meyvesi kiraz

Bedia BALSES

KIBRIS TÜRK MÜZİK İŞÇİLERİ

Beste SAKALLI

ULUSLARARASI İSKELE FESTİVALİ II. ŞİİR BUL...

Psikolog Ayla Kahraman

Zamanı yaşamak ya da harcamak

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Ç İ N Tuzu Dedikleri...

Osman Ertuğ

Meselenin özü

Bener HAKERİ

Şairler, ah bu şairler!

Ata ATUN

TEK EGEMENLİK, TEK VATANDAŞLIK

Mehmet RATİP

Tahtası eksik bir ülke ve "su tahtası&...

Dr. Orhan Aydeniz

Kuraklık felaketi ve çözüm yolları

Harid Fedai

Halayık - Kapu Cinâyeti

Cumhur DELİCEIRMAK

BOP TARAFI





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital