|
Kıbrıs sorununa çözüm arayışlarında, genellikle ve çoğunluk birleşmeden yana olduğunu söylüyor. Dıştan bu görüş birliğine bakıldığı zaman ve ayrıntıya girilmediği sürece, sorunun kolayca çözümlenebileceği sanılır. Ancak, ayrıntıya girildiği zaman, herkesin tamamen birbirinden çok farklı birleşme şekillerini düşündüğü anlaşılır.
Benim edindiğim kanaate göre; Güneyde, bazı kimseler birleşme dedikleri zaman, herkesin, 1974 yılından önce yaşamakta olduğu eski yerine dönmesini ve halen Batı Trakya'da ile Limasol'da yaşayan soydaşlarımız gibi Rum çoğunluk ile iç içe olmamızı kastediyor. Bazıları ise daha insaflı düşünerek, Türk halkına bazı azınlık hakları verilerek iki halkın iç içe yaşamasını düşünür. Bazıları ise, Türklerin de, şimdiki şekli ile değiştirilmiş ve Rum cumhuriyetine dönüştürülen, sözde Kıbrıs Cumhuriyetine katılmasını düşünür.
Türk tarafında ise, birleşmeden yana görünenler arasında da az çok farklılıklar vardır. Ancak genellikle, Rumların anladığı anlamda birleşmeyi düşünen bulunmadığını ileri sürmek yanlış olmaz.
Bizde bazıları, genellikle birleşme denildiği zaman iki eşit halkın, bir birine hükmetmeden yan yana ve eşit statüde işbirliği içinde olacağı bir yönetim kastediliyor. En fanatik ve teslimiyetçi birleşme taraftarları bile, kimsenin zorlamamasına karşın, güneye gidip Rumlarla iç içe yaşamak yerine KKTC'de de kalmayı tercih ettiğine göre, içimizden kimsenin Rum hakimiyeti altında azınlık olarak yaşayacağı bir şekli aklından bile geçirmediği anlaşılır.
Zaten bu güne kadar yapılan anketlerden de anlaşıldığı gibi halkımızın ezici çoğunluğu, birleşme denildiği zaman, Türklerin kendi bölgelerinde, kendi yönetimleri altında ve iki eşit halktan biri olarak birleşik bir yönetimde yer almasını kastediyor.
İçinde bulunduğumuz koşullarda, her iki halkın sahip olduğu olanaklara ve iki tarafın birleşmeden ne beklediğine bakıldığı zaman; aradaki farlılıklara bir formül bulunmasının kolay olmayacağını söylemek yanlış olmaz.
Çünkü her iki tarafın da düşünceleri ve talepleri için, çok haklı nedenleri olduğunu kabul etmek gerekir. İşte bu nedenle her iki tarafın da kendi istekleri ile, bulundukları pozisyonun gerisine gitmeyi kabul etmelerini düşünmek mantıklı olamaz.
Dürüstçe belirtmek gerekirse, Rum tarafı (yanlış olsa da) bütün dünya tarafından 1960 da kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti unvanını elinde tuttuğu sürece, hatta doğru olmasa da tüm adanın yasal yönetimi olarak kabul gördüğüne göre, bu pozisyonundan vazgeçmesi için hiç bir mantıki gerekçeleri olmadığını kabul etmek gerekir. Hele bir de AB, Türkiye'ye Rum yönetimini adanın tek yasal yönetimi olarak tanıması için baskı yaptığı sürece, Türk halkına herhangi bir hak tanımasını aklının ucundan bile geçirmemesi çok normaldir.
Zaten Rumlar, 1963 yılından sonra 1960'ta kurulan yasal ve iki toplumlu Kıbrıs Rum cumhuriyetini istedikleri gibi değiştirerek tam anlamıyla bir Rum Cumhuriyetine dönüştürmüşlerdir. Halen, tüm resmi kuruluşlarda çalışanlar sadece Rum, tüm yazışmalarda kullanılan lisan Rumca, her yerde yunan bayrakları dalgalanır, yasama, yargı, yürütme tamamen onların elinde. Polis ve asker tümüyle Rum ve Yunanlı. Dış yardımlar sadece Rum halkı için kullanılıyor. Güneydeki Türk mallarını istediği gibi kullanıp ve istimlak etmesine kimse karışmıyor. Bu durumu tüm dünyanın kabul etmesi onların yıllardan beri mücadele ettiği Enosis'ten başka birşey değildir. Bu koşullarda onların tek hedefi, egemenliklerini Kuzeye ve Türk halkı üzerine yaymaları önündeki engelin, yani Türk ordusunun herhangi bir yöntemle çıkmasını sağlamaktır. Zaten halen yürüttükleri mücadelenin şimdiki tek amacı da budur.
Mevcut koşullarda, Rumların Kıbrıs sorununu şimdiki şekli ile sadece bir işgal sorunu olduğunu ileri sürmelerinin sebebi, halen sahip oldukları durumdan ve gerçekleştirilmesini istedikleri hedeften dolayıdır. Mevcut koşulların değiştirilmemesi halinde, Rumların kendi istekleri ile sahip oldukları durumdan vazgeçmeleri ve Kıbrıs'ın tek hakimi olarak tanınırken, ellerindekini bizimle paylaşması için hiç bir mantıklı sebep düşünülemez. Zaten bizimle eşit koşullarda birleşik bir yönetimi düşünmedikleri içindir ki, iki ayrı devletçikten oluşan Annan planını reddetmişlerdir.
Sonuçta, Rum tarafı elindeki Kıbrıs Cumhuriyeti avantajını bırakmayacağına; Türk tarafı da Rum egemenliğinin kuzeye yayılması önündeki tek engel olan Türk askerinin adadan ayrılmasını ve azınlık olarak asimile edilmeyi kabul etmeyeceğine göre, bu koşullar içinde yapılacak çözüm arayışlarında sonuç alınabileceğini düşünmek aşırı hayalperestliktir.
Artık gerçekten adada yeni birleşik bir yönetim kurulması isteniyorsa; tüm ilgili tarafların, peşinen gerçek Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkıldığı gerçeğini ve iki halkın da yıkılan karma yönetimin eşit ortakları olduğunu kabul etmeleri gerekir. Bu çerçevede de mutlaka yıkılan Kıbrıs Cumhuriyetinin iki ortağının yönetimlerinin de eşit statüde olduğu kabul edilmeli. Bunun için de, bu güne kadar yapılan yanlışın düzeltilerek, güneydeki yönetimin haksızca ve anlaşmalara aykırı olarak tek başına Kıbrıs Cumhuriyetini temsil edememesi sağlanmalı. Ancak bu da kolay olamayacağına göre, KKTC'nin de tanınarak Rumların düzeyinde kabul edilmesi ve böylece iki tarafında, eşit durumda masaya oturması sağlanmalı. Aksi halde yapılacak bütün anlaşma girişimleri, zaman kaybından öteye hiç bir anlam ifade etmeyecektir.
|