|
Geride bıraktığımız kış mevsiminin, normalin çok altında kurak geçmesi; herkesi endişelendirmeye başlamış ve birçok kimse sorunun atlatılması için çeşitli yapıcı öneriler ortaya koymağa başlamıştır. Ancak, kuraklığın aylar öncesinden belli olmasına rağmen, hâlâ daha söylemden eyleme geçilmediği ve somut hiç bir uygulamaya geçilmediği görülüyor.
Ülkemizdeki su sorunu, maalesef geçmişten günümüze kadar yöneticilerimiz tarafından ciddiye alınmadığı ve bilime dayalı uzun süreli planlamalar yapılmadığı için, bugünkü felaket düzeyine ulaşmıştır.
Örneğin; Değirmenlik, Lapta, Alsancak'taki pınarların kuruması, birçok bölgelerdeki yaraltı sularının kirlenmesi, tuzlanması ve kuruması sadece kuraklığın artmasına bağlanamaz. Asırlar boyunca akan 3 başpınar; bunların kaynaklarına açılan arteziyen kuyularındaki çekimler nedeniyle, yeraltındaki su seviyesi düşürüldüğü için kurutulmuştur. Tuzlanma ise, kuyulardan su çekiminin, beslenme düzeyinde olması sağlanmadığı için ortaya çıkmıştır. Yeraltı sularının kirlenmesinin ise; sorumsuzca inşaat izinleri verilmesinden kaynaklandığı herkesin bildiği bir gerçektir.
Gelinen noktada maalesef geçmişten gereken derslerin alınmadığı ve hâlâ daha sorunun çözümünde, radikal önlemlerin önemsenmediği görülüyor. Yeraltı sularının kullanımının sıkı kontrol altına alınmaması, gelişigüzel kuyu açma izni verilmesine devam edilmesi, su savurganlığının önlenmesi için somut önlemler alınmaması ve sorunun sadece; söylemlerle ve deniz suyundan arıtılarak, çözümüne çalışılması bu gerçeği gösteriyor.
Su olmadan yaşamımızın sürdürülmesi mümkün olmadığına göre; su temini için, çok pahalıya mal olan deniz den damıtma yöntemi dahil tüm olanaklardan yararlanılması, her türlü özveri ve maliyetin göze alınması normaldir.
Ancak, suyun kıt olduğu ve yüksek maliyetle denizden damıtarak su temin edilen bir ülkede:
Haspolattaki günlük 30,000 ton kapasiteli suyun, hâlâ daha en akılcı bir şekilde kullanılması için gerekli projelendirmenin yapılmaması;
Yeşilırmakta on binlerce ton içilebilecek kalitedeki suyun denize akmasına seyirci kalınması;
Suyun hesaplı kullanılmasını sağlayacak köklü önlemlerin alınmaması;
Ülkemizdeki kalitesiz yeraltı sularının, tarımda değerlendirilmesi yönünde planlamalar yapılmaması;
Kaymakamlıkların hâlâ daha, her yerde ve gelişigüzel kuyu açılmasına izin vermeye devam etmesi;
Tarım kesiminde, suyun ihtiyaca göre kullanılmasını sağlayacak üretim planlaması yapılmaması;
Bitkilerin sulanmasında değerlendirilebilecek on binlerce atık suyun, Girne denizine boşaltılması;
Su şebekelerindeki kaçakların sıfırlanmaması;
Ev bahçelerinde içme suyu yerine, kalitesiz suların kullanılması için önlem alınmaması;
Belediyelerin şehir içi yeşillendirme faaliyetlerinde, kuraklığa dayanıklı bitkiler yerine, en çok su gereksinimi olan çim gibi bitkiler yetiştirmeye devam etmesi;
Hayvancılıkta içme suyu yerine, kalitesiz suların kullanılmasının sağlanmaması; normal bir tutum
kabul edilemez.
Ülkemizdeki su sorunu ve çözüm yolları üzerinde, şimdiye dek çok konuşulmuş ve durulmuştur. Ayrıca, bizim gibi su sıkıntısı çeken başka ülkelerde de neler yapıldığı sır değildir. Bu nedenle hâlâ daha, uygulama yerine söylemlere devam edilmesi yadırganacak bir tutumdur. Gerçi ülkemiz gibi populizm'in kronikleştiği bir yerde, sorunun çözümü için köklü önlemler alınmasına karar vermek kolay değildir. Ancak, tüm yaşamı felce uğratabilecek kuraklık afetinin etkilerinin ve zararlarının azaltılması isteniyorsa, yönetenlerin de vatandaşların da eski alışkanlıklarından biraz fedakârlıkta bulunmaları kaçınılmazdır.
Ayrıca, bizim yaşanan dönemde konuştuğumuz çözüm yolları; İsrail ve ABD gibi ülkelerde, yarım asırdan beri uygulanıyor. Bu nedenle, biz de artık gerçekleri görmek ve bol su kaynaklarına veya petrol gelirine sahip bir ülke gibi hareket edemeyeceğimizi kabul etmek zorundayız.
|