|
Prof. Dr. Vamık Volkan sevgili Başaran Düzgün'e gönderdiği mektupta, bu yıl Kuzey Kıbrıs'a geldiğinde, ülkesini her zamankinden daha kirli gördüğünü, kirliliğin rüyalarına girdiğini ve gözyaşlarını tutamadığını anlattı...
Çevre rezilliğine ağlamak!.. Aslında hepimizin oturup onunla birlikte ağlaması gerekir...
Ama kaç kişimiz var acaba bu duyarlılık içinde?...
Asıl kötü olan nedir, biliyor musunuz?...
Ağlamanın, her şey denendikten sonra artık bir çaresizliğin ifadesi olmasıdır!..
Koskoca psikiyatrist bile ağlamakta bir şeyler yapamamanın çaresizliğinde...
Acı gerçeğimiz bu: Kuzey Kıbrıs'taki kirletme paranoyası karşısında çaresiz insanların durumuna düştük...
Bu işin bilincine varmış bir avuç çevreci, Vamık Hoca'nın tabiriyle ülkeyi "çöp kutusu"na dönüştüren kirletme paranoyaklarını durdurabilme adına, gecesini gündüzüne katıp uğraş vermekte...
Ne ki, başarılı olunabildiği söylenemez...
Kirletme paranoyası tüm hızıyla kentlerde ve kırsalda, sahillerde ve ormanlarda, dağlarda ve hatta havada ve de ülkenin en gözde yerlerinde sürüyor...
Servet ödeyerek lüks villalar satın alıyoruz... Sonra o villalardan adımımızı dışarıya attığımızda, bir çevre rezilliğinin ortasında kalıyoruz...
Lüks ve pahalı arabalarımızla, çevre rezilliklerinin ortasında seyahat ediyoruz...
Bu durumdan mutlu olanların mutlaka ruhsal bozukluğu olması gerekir...
Prof. Dr. Vamık Volkan, mektubunda bir bakıma bu genel ruhsal bozukluğumuzun altını da çizdi bir psikiyatrist olarak...
* * *
Vamık Hoca, Bella Pais park yerinden yabancı konuklarına çevreyi kuşbakışı göstermek istediğinde, tepenin altının "çöp kutusu"na dönüştürüldüğüyle yüzleştiğini ve fenalaştığını acı bir örnek olarak nakletti...
Ülkemize gelen her yabancının mutlaka ziyaretgahı olan, simgesel ve uluslararası üne sahip köşeleri bile kirletme paranoyasından mustariplerin elinden kurtaramıyoruz...
Diğer toplumsal sorunlarımızda olduğu gibi bu konuda da devlet otoritesinin yoksunluğuyla yüzleşti aynı zamanda Vamık Hoca...
Bella Pais yöresi gibi tarihi bir pırlantayı bile kirlenmenin pençesinden kurtaramıyorsak, diğer yörelerin halini tarife gerek yoktur...
Prof. Dr. Vamık Volkan, adını uluslararası literatüre geçirmiş bir psikiyatrist... Uzmanlığının gereği olarak, psikolojik vurgulamalar da yaptı satır aralarında...
Çevre felaketimizin öncelikli Kıbrıs sorunu olduğunu belirtirken, bundan şu anlamı çıkartmamak olası mı?
"Sorumluluğumuzda olan coğrafya bu denli kirletilmişken, siyasal bir çözüme ulaşılsa ne yazar?... Çevre değerlerini korumuş karşı tarafla çevreyi mahvetmiş bizim taraf kıyaslandığında dünyanın bize ne gözle bakacağını kestirmek zor değildir..."
Vamık Volkan, bu ülkede çevresel suçlardan dolayı kimseye ceza verilemeyeceğini, çünkü her suçlunun bir arkası olduğunu gözlemlediğini anlatırken de, aslında şu mesajı algılamıyor muyuz bundan?
"Önce dört dörtlük bir devlette, uygar ve çağdaş olabilmenin bilincine varılmalı. Çevre teröristlerini koruyan ve onlara dokunamayan popülistlerle devletçilik yapılamaz..."
Lefkoşa-Girne arasında gidip gelen sorumluların gözlerinin kör mü olduğunu soran Vamık Hoca, popülist yöneticilerin de içine sürüklendiğimiz çevre felaketini ne denli kanıksadıklarına ve umursamaz olduklarına vurgu yapmakta...
* * *
Prof. Dr. Vamık Volkan, şimdi çevre rezilliklerinin ortasında kalan bir toplumun içinden çıkıp başarı ve üne kavuşan ve nice uluslararası soruna uzmanlığı çerçevesinde çare üreten otorite bir psikiyatrist...
Ve ülkesinin şifasız kalan çevresel hastalığına teşhisini, göz yaşları içinde işte bu şekilde koyuyor...
Çözümcü ve tedavi edici bir psikiyatristi bile çaresizlik içinde ağlatabiliyoruz... Varın uygarlık fotoğrafımızın ve notumuzun ne menem bir şey olduğuna artık siz karar verin...
Ayıp bize, çok ayıp!..
|