|
Belki de şu sıralar hiç de tartışmamamız gereken bir konuydu ama bu ülkede birçok şeyin plansız-programsız yapıldığı üzere bu tartışmalar da plansız gelip gündemimize oturdu.
Mesele elbette bugünün konusu değildir.
Asil Nadir'in yatırım yaptığı 80'li yıllar hariç bu ülkenin bütçesi hiçbir zaman denk olmadı. Ta ki çözüm umutlarının tavan yaptığı 2003-2004'lere kadar.
Daha açık bir söylemle, bu ülkenin ürettiği kazanç rutin harcamalara yani maaşlara ve sosyal transferlere dahi yetmiyor. Ki bir ülkeyi kalkındıran yatırımlardır gerçeğine para kalmıyor.
Maaşların ödenmesi için gereken ek kaynak ve altyapı da dahil tüm yatırımların nerdeyse tamamı Türkiye Cumhuriyeti tarafından karşılanıyor.
Bu durum ülkenin değişmez realitesi olarak önümüzde duruyor.
Geçmişte "paranızı bir veririz öyleyse bizim istediğimiz gibi davranacaksınız" gibi travmasal konuları bir yana bırakırsak (bu yazının konusu olmadığı için) bu durumu ortadan kaldırmanın yolunun tek olduğu da bir gerçektir.
Daha fazla üretmek, daha fazla kazanmak, bütçesi denk, yatırımlara harcayacağı parası mevcut bir
sistem yaratmak.
Dünyadaki örnekleri bize gösteriyor ki bir ülkenin zenginleşmesinin (eğer petrol veya değerli madenleri yoksa) yegane yolu bizimkisi gibi adalar için geçerli olan hizmet sektörünü geliştirme ve dış yatırımcıya kapılarını açmaktır.
Bizde hizmet sektörü üniversiteleri ve turizmi içermektedir.
Sadece Yakın Doğu Üniversitesi'nin (ki diğerleri de yapmaktadır) yaptığı milyonlarca dolarlık yatırımlar dikkate alındığında, onca şikayete rağmen peşpeşe 5 yıldızlı oteller inşa edildiği göz önüne alındığında hizmet sektöründe amaçlanan hedefe ulaşma konusunda kat edilen mesafe açıkça görülür.
Aslında dışardan gelen yatırım anlamında yabancıların inşa ettiği evler ve siteler de dış kaynağın en tipik örneğidir.
Bu nedenledir ki 2000'in başında 850 milyon dolar olan gayrı safi milli hasıla 2004'de 2 milyar doları aşmıştır.
***
Bu hükümetin yaptığı en büyük yanlış, hizmet sektörünün hacimsel olarak gelişmesi, inşaat sektörünün muazzam bir şekilde büyümesiyle elde ettiği kazancı sendikalarla maaş pazarlığında heba etmesidir.
Yetkililerin "maaşları yüzde yüzden fazla artırdık" böbürlenmesi aynı zamanda beceriksizliğin ve öngörüsüzlüğün bir itirafıdır da.
Çünkü, kazanılan paralar kazanç getiren sektörlerin katma değer yaratacak şekilde büyümesi için harcanmalıydı.
Mikrofon önünde bağıran sendikacıların gönüllerini almak için değil.
Bu popülizm ülkeyi bu noktaya getirdi.
Artmasında fiilen hiçbir katkısı olmadığı halde oluşan refahtan pay isteme arsızlığı ve bu isteği yerine getiren aymazlık sayesinde, ülke bütçesi yine maaşları ödeyemez duruma düştü.
Ve yine Kıbrıs Türkü bünyesinin kabul edemeyeceği dayatma paketlerle yüz yüzedir.
Emekli ikramiyelerinden vergi alınacak, 13. maaş ortadan kaldırılacak, eşel-mobil yılda bir ödenecek gibi kimsenin yapamayacağı pozisyonlar yakın geçmişin hatalı icraatlarının ürünüdür.
Bu icraatları hükümet ve kamu kökenli sendikalar birlikte gerçekleştirdiler.
Üstelik soğuk savaş döneminden kalma bir yabancı sermaye düşmanlığı ve yatırımı engelleme güdüsüyle olası gelişme trendini de engelleme gayretkeşliği sürmektedir.
|