|
Nikos A. Rolandis, bir dönem Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı yaptı. Uzunca bir süredir, Rum resmi politikasına mesafeli bir duruşla yazılar yazıyor.
Kıbrıs sorununu bir süre Rum tarafının karargahından izlemiş biri... Yazdıkları bir anlamda özeleştiri nitelikli.
Dünkü Alithia gazetesinde Rolandis'in, "Dağ dağa kavuşmaz, ancak biz Trodos ile Beşparmak dağlarını kavuşturmalıyız"başlıklı yorumu yayımlandı. Yazdıkları güneyde fincancı katırlarını ürküttü mutlaka..
Nikos A. Rolandis, bir dönem Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı yaptı. Uzunca bir süredir, Rum resmi politikasına mesafeli bir duruşla yazılar yazıyor.
Kıbrıs sorununu bir süre Rum tarafının karargahından izlemiş biri... Yazdıkları bir anlamda özeleştiri nitelikli.
Dünkü Alithia gazetesinde Rolandis'in, "Dağ dağa kavuşmaz, ancak biz Trodos ile Beşparmak dağlarını kavuşturmalıyız"başlıklı yorumu yayımlandı. Yazdıkları güneyde fincancı katırlarını ürküttü mutlaka..
Alıntı yapmadan tümünü, köşemin okurlarına aktarmayı yararlı buldum.
İşte Rolandis'in yazdıkları:
"9 Mayıs 2008 tarihinde 'International Herald Tribune' gazetesi şöyle yazıyordu:
'Bir zamanlar İrlanda sorunu, dünyadaki diğer sorunlara kıyasla çözülmesi daha imkansız bir sorun gibi görünüyordu. İrlandalılar bu sorunu karşılıklı tavizlerle, sürekli müzakereyle, geçici gerilemeler olduğu zaman çabadan vazgeçmeyi reddederek ve dost olan üçüncü ülkelerden yardım kabul etme isteğiyle çözdüler. Bu, başkalarının da izleyebilecekleri bir örneği teşkil etmektedir.'
Kıbrıs son 50 yıldır, yukarıdakinin tam tersi bir süreç içinde hareket etmiştir. 'Siyasi uzlaşı' sözü, Kıbrıs sözlüğüne yabancı olmuştur. Henüz daha incelemeden reddediyorduk. Güven inşa edeceğimize, bunu yerle bir ediyorduk. İşbirliği yerine, zıtlaşmayı tercih ediyorduk.
Tassos Papadopulos'un 1962 yılında bir gece dostları ile yaptığı bir toplantıda Bakanlar Kurulu kararı ile ilgili olarak anlattıklarını hala hatırlıyorum:
'Bakanlar Kuruluna, Lefkoşa yakınındaki iki Türk köyü arasında asfalt yol inşa edilmesi ile ilgili bir öneri sunuldu. Yol, 100,000 KL'ye mal olacaktı. Birçok Kıbrıslı Rum Bakan itiraz etti. Sonuç olarak yapılan uzun tartışma sonrasında sadece asfalt yolun tek şeridinin yapılmasına karar verildi. Böylece maliyet 50.000 KL'ye indirildi. Yani karşı istikametlerden gelen iki aracın karşılaşması halinde (ki muhtemelen bu araçları Kıbrıslı Türkler kullanacaklardı) ikisinden biri asfalt yoldan toprağa veya hendeğe inmek zorunda kalacaktı. Ve araca muhtemelen zarar gelecekti.'
Papadopulos şöyle devam etti: Toplantı sona erdiği zaman Makarios beni çağırdı ve bana şöyle söyledi: "Tassos bugün 50.000 KL tasarruf yaptık". Tassos ona şu yanıtı verdi: "Hayır ekselansları Makarios, bugün 50.000 harcadık". Yani bir taraftan Makarios, Türklerden 50.000 KL 'kestiğimiz' için mutluydu, ancak Tassos onlara 50.000 KL de olsa vereceğimiz için üzülüyordu.
Bunu anlatmasının ardından hepimizin düşüncelere daldığını ve benim şunu söylediğimi hatırlıyorum: "Eğer Bakanlar Kurulundaki anlayışımız buysa, korkarım ne 50.000 KL tasarruf ettik, ne de 50.000 KL kaybettik. Kaybedeceğimiz Kıbrıs'tır...".
Gerçekten de Kıbrıs'ı kaybettik. İkiye böldük. Makarios'un 1960 yılındaki ilk coşkularından ve 'kazandık' sözünden sonra Kıbrıs'ın vücudunu yakaladık. Kıbrıslı Rumlar bir elinden ve Kıbrıslı Türkler de diğer elinden ve ortadan ikiye bölene kadar onu çekmeye başladık.
Hiçbir tarafta parçalanan ortak vatanı kurtarmak için 'anne' sevgisi bile görülmedi. Bertolt Brecht'in 'Kafkas Tebeşir Dairesi' adlı kitabında olduğu gibi... Ülkeyi ikiye ayırdık. Bizde yasadışı silahlar, onlarda yasadışı silahlar... Onlar komutan, bizler komutan... Biz 'Akritas' örgütü, onlar 'TMT' örgütü...
Sonuç olarak biz Kıbrıslı Rumlar ona ölümcül darbeyi de vurduk. 1963 yılında Anayasayı düzenlemeye ve Kıbrıslı Türklerden 1960 yılında kendi imzamızla verdiğimiz hemen hemen her şeyi almaya çalıştık. Yani Makarios'un 'Kazandık' kelimesiyle selamladığı aynı 1960 Anayasasını, Makarios'un kendisi üç yıl sonra değiştirmeye çalıştı.
Bizde bilgelik eksikti. Kıbrıs Türk toplumunu kazanamadık. Kendi imzamızı attığımız bir Anayasayı reddettik. Tassos Papadopulos'un 2005 yılında yani 42 yıl sonra bir gün uyanarak nitelendirdiği gibi bu anayasayı bugün 'nimet' olarak arıyoruz. Ancak o zamanlar hem Tassos, hem de neredeyse diğer bütün herkes, bir lanetmiş gibi Anayasaya ve bundan kaynaklanan her şeye karşı savaşıyorlardı.
Ne yazık ki bu hikaye bugün de devam etmektedir. Böylece Dimitris Hristofyas kısa süre önce '1960'dan beri var olan ortaklıktan' söz edince, yıllardır çözüm olmaması için mücadele eden partiler bundan rahatsız oldular. Her türlü hukuki argümana atıfta bulundular. Ancak Kıbrıs Anayasasının 85 sayfasını okuyacak tarafsız bir araştırmacı için iki toplum arasındaki ortaklık, metnin her sayfasında bulunmaktadır. Ülkenin yetkilerinin tüm bölümünde yakın işbirliği yapması gereken iki toplum vardır: Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Bakanlar Kurulu, Temsilciler Meclisi, Yüksek Mahkeme, Bağımsız yetkililer, Kamu Hizmeti, Silahlı Kuvvetler. Tüm yetkilerde her iki toplumun da rolü ve işbirliği, Anayasanın işlevsel olabilmesi ve ülkenin hayatta kalabilmesi için gerekli unsurları teşkil etmektedir. Birlikte hareket edilmeden hiçbir şey işlemez. Eğer bu ortaklık değilse, acaba ortaklığı teşkil eden şey nedir?
Kısacası Dimitris Hristofyas, 1960 Anlaşmalarına ve dolayısıyla Kıbrıs Cumhuriyetine hiçbir zaman inanmayanlar hakkında imada bulunmakla çok iyi yapmıştır. Ancak cümlesini tamamlamaya ve bilinen şeyi açıkça söylemeye cesaret etmedi. Yani iki toplumun işbirliğine inanmayanların otomatik olarak ülkenin bölünmesini ilerlettiklerini...
Bu ülke M.S. 1184'ten beri, yani 824 yıldır her zaman işgal altındaydı. Yarısı işgal edilmişti. Bir tek 1960-1974 dönemi hariç. İsaakiu Kominu, Haçlı Seferleri, Frenkler, Venedikliler, Türkler, İngilizler ve yeniden Türkler döneminden beri özerkliğimiz ve özgürlüğümüz olmamıştır. Dimitris Hristofyas, her ne kadar Çalışma Grupları ile Teknik Komitelerin (felaket getiren bir önceki beş yıllık dönemin kalıntılarını teşkil etmektedir) izlediği yönteme tamamıyla katılmasa da, zor şartlar altında 'Dağ dağa kavuşmaz' şeklindeki eski sözü yalanlamaya çalışıyor. Trodos ile Beşparmak dağlarını 'kavuşturmaya' çalışıyor. 824 yıllık işgalden sonra barış ve bağımsızlık getirmeye çalışıyor.
Ben şahsen Hristofyas'ın ideolojik alanına ait değilim. Ancak geçmişte birçok kez kendisiyle çalıştım. Temmuz 1987'den, Ezekia Papayoannu'nun kendisini Liberaller Partisinin 'Bağlantısı' olarak atadığı ve Cumhurbaşkanlığı için Yorgos Vasiliu'yu hep birlikte desteklediğimiz Şubat 1988'e kadar... Ayrıca 1992 yılının yazında ve sonbaharında Kıbrıs sorununun çözümü için 'Gali Fikirler Dizisi' temelinde çalıştığımız New York'ta...
İdeolojik alanlara inanmıyorum. 'Sağcı', 'merkezci', 'sosyalist', 'solcu' kavramlarının artık uluslararası arenada, özellikle de Birleşik Avrupa çerçevesinde önemi yoktur. Önemli olan bir kişinin insana, haklarına, toplumsal adalete, yaşam değerlerine inanıp inanmadığıdır. Önemli olan dünyamızın her üç vatandaşından ikisini bugün yaralayan ve kabul edilmez bir şekilde saran, acı ve haksızlığı ortadan kaldırma gücüne ve yöntemine sahip olup olmadığındır.
Dimitris en azından şu ana kadar kendi ülkesinin iyiliği için çalışmaktadır. Bazı kişiler için sözde 'vatansever' örtüsünün arkasına gizlenmek, mümkün olmayan ve var olmayan 'mutlak olanı' hedeflemek, kahraman gibi görünmek ve karanlığın içinde hala umut arayanları hain olarak damgalamak kolaydır.
Trodos öpücüğünü Beşparmak dağına gönderdiği zaman 824 yıllık işgalden sonra Kıbrıs yeniden gülümseyecektir."
Günün sözü:
Yaşananlardan ders çıkarmak insanlık için kazanımdır
|