|
Fazıl Önder ilginç bir adamdı...
Atılımcı, cesur ve insan...
Mustafa Okan'a yaptırdığım araştırmada beni şaşırtan sonuçlar elde ettim...
Çok iyi bir çalışma yapmıştı çünkü...
YDÜ'deki bitirme teziydi ve tam da adamına düşmüştü...
***
"Bu kadar güzel bir insana nasıl kıyılır" diye sorguladım tarihi hep...
Tatlı su balıkları alınmasın amma, günah çıkaracakları günü bekliyorum...
O gün gelir mi, bilmem ancak, gelecektir...
***
Ben onu tanıdığımda sekiz yaşlarındaydım...
Fotoğraf makinesi bize yabancıydı...
Sokakları çamur deryası bir köy...
Orta yerde bir çeşme...
Tenekelerle kavga eden kadınlar...
***
Belki ki, dördüncü fotoğrafımı o çekmişti...
İlk İngilizce dersini aldığım gün...
Havva Ninemin bana o günlerde devasa görünen evinin avlusunda...
Mağrur bir kahraman gibi duruyordum...
İngilizce'yi bilenler beni sorguladı; "Sandalye"ye ne denir diye...
Ben kendimden emin edayla cevapladım; "Çayır" diyerek...
Koyun gibi sürüye sayılacaktık...
Acı, karanlık, gözyaşı, ihanet ve kardeşin kardeşe vurdurulacağı yıllarda...
***
Fazıl Önder onlarca kişinin önünde öldürüldü...
Tabancadan çıkan iki kurşuna direndi, katili elinden yakaladı, seni tanıdım diyerek...
Arkadan gelen hançer yarasına direnemedi...
Türkülerimiz bile var bizim...
"Uyan Ali'm uyan uyanamaz oldun, yeni gamalara dayanamaz oldun"...
***
Hiç bir tanık çıkmadı...
O, gülümseyen bir yüzdü...
Ben inanıyorum ki, katilleriyle kavga ederken de gülümsüyordu...
Tıpkı kendini öldüresiye dövecek adamlara mukavemet gösteren babam gibi...
Oysa babam, beş vakit namaz ve niyazında, Fazıl Önder ise İnkılap kavgasındaydı...
Enişte ve kayınço ilişkisinden başka bir şey de yoktu aralarında...
Amma, yıllar emperyalist köpeklerinin at oynattığı yıllardı ve kan kırmızıydı...
***
İnsanoğlu yaşadıkça ve bu ahlaksızlıkları gördükçe utanır yaşadıklarından...
"Biz, bu günleri görmek için mi kavga ettik?" diye sorgular kendini...
Kendini sorgulayanlara selam olsun...
Köpeklere zaten sözüm yok...
|