|
Sadece tarihimize değil, sonradan geçmişimize hakaret edecek olanların, at koşturamadığı o dönemde, ilk mevzimiz, tabir-i caizse "Boklu tepe" olacaktı, bu adı nereden aldığını hiç araştırmadan ikinci adresimizdi artık...
Büyük Kaymaklı'yı karşıdan gören tepe...
Son dönemlerde köy kooperatif bakkaliyesini işleten Sami Dayı ise, Oğul Beyi olarak kavgada yerini alacaktı...
Altmışlı yıllarda babamın ziyaretçileri arasında olan Hacı Ali'nin kendiyle özdeşleşen köyü Şillura'nın adını değiştirdikleri gibi, bu tepeye de münasip bir isim verilmiştir herhalde(!)...
Kadir Savun'u andıran tiplemesi ile Mustafa Hacı Ali, o çocukluk günlerimde hafızama kazınan kişi olacaktı...
***
Sami Dayı iyi bir insandı...
Mert ve yürekliydi...
Bir zamanlar o kavga günlerinde, hem oğlunu, hem de silahını sırtında taşıdığı fotoğrafı Milli Mücadele arşivlerine de geçecekti...
Adil bir adamdı, adalet herkese bahşedilen bir üstünlük değil, kişinin kendisinin yakalaması gereken bir erkti...
Son dönemlerde iktidarlara yakıştırılan erklerin üzerinde bir erk...
***
İnsanların çadırlarda titrediği bir gece, soğuk namlulu mavzer bana uzatılmıştı...
Şakir isimli kişi hemen itiraz etmişti; " Ben Arıyım silah benim hakkım, bu büyük haksızlık"...
Arının ne anlama gittiğini o gece öğrenecektim...
Türk Mukavemet Teşkilatı'nın kovanların oluşturduğu bir yer altı örgütü, yani bizim yabancı lisana vakıf olanlara göre "Under Ground" örgütü...
Ve Kıbrıs Türk Halkının kendi deyimiyle Teşkilat...
Sami Dayı o gece Şakir'e çıkışacak ve çocuk senden daha cesurdur diyecekti...
Oysa ki ben, cesurluğun ne demek olduğunu, tam on bir yıl sonra iki savaşı yaşayacağım Serdarlı'da öğrenecektim...
Şakir'in hesabına üzülmüştüm, ancak bana uzatılan mavzeri reddetme şansım yoktu...
Zaman sadece kötü değildi, bir kaş işareti ile şansınızın ters döneceği bir dönemdi de...
Eğer ülkesini sevmekten başka vukuatı olmayan bir aileden geliyorsanız bu risk sizin biraz daha fazla olacaktı...
|