|
Nihayet giderayak, kış olduğunu hatırlıyor, şubat.
Dün yağan yağmur, uzun zamandır yağmura ne kadar hasret bir kış geçirdiğimizi bir kez daha hatırlattı.
Badem ağaçları en güzel halleriyle baharı çoktan davet etmiş, ama belli ki, bu yıl bahara ve yaza da hasret kalacağız.
Kış aylarının en soğuk olması gereken zamanlarda, baharı o kadar çok yaşadık ki, yazı yaz olarak hayal etmek zor görünüyor.
Bu mevsimde göz alabildiğince uzanan yemyeşil bir örtü olurdu.
Sarıyla yeşilin en güzel halinin buluştuğu, baharı davet eden bu güzellik, bu adada ne yaşanmışsa, en güzeline çevrilebileceği düşüncesini yaratırdı.
Sarı çiçekler yok bu aralar.
Yeşil, bölüm pörçük çok küskün.
Şüphesiz ki, bu yaşadıklarımız, değişen iklim koşullarının sonucu.
Ve geçen yaz dönemi kendini hissettiren yeni durum, bu yıl çok daha açık bir şekilde karşımızda.
Küresel ısınma, bütün dünyanın ana gündemlerinden biri.
Bu konu en çok konuşulan konuların başında geliyor.
Konferanslar, televizyon programları, uluslararası çalışmalar, belgeseller, hatta reklamların bile ana teması, küresel ısınma.
Biz de bu yıl, kuraklık sonucuyla çok daha kesin bir şekilde yaşıyoruz etkilerini, değişen koşulların.
Muhtemelen yaz dönemine girerken, bunaltıcı sıcaklar ve susuzluk, kış döneminde yaşadığımız şaşkınlığın devamı olacak.
Bütün dünyayı etkileyen yeni iklim koşulları, bilim insanlarının araştırmalarıyla, aslında ne kadar ciddi bir dönüşümle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Yeni koşullardan en fazla etkilenecek bölgelerden biri, Kıbrıs.
Akdeniz ile Hint Okyanusu arasında, sadece 2 derecelik bir ısı farkının kaldığı, yapılan araştırmalarla ortaya konmuş.
32 derecelere varan deniz suyu sıcaklığı, Akdeniz'i tropikalleştirirken, canlı türlerinin de yok olmasına neden oluyor.
Bilim insanları, şu anda Akdeniz'de, Kızıldeniz'den gelen 33 yeni canlı türü tespit etmiş durumda.
Bir süre önce yayınlanan bu sonuçlar, İstanbul Üniversitesi'nin, Suriye ve Kuzey Kıbrıs dahil, Akdeniz'de yaptığı bir araştırmanın sonuçları.
Tuz Gölü, Türkiye'nin en büyük ikinci gölü.
7 yıl içinde tamamen kuruyacağı tespitinde bulunuyor, uzmanlar.
Bölgede çeşitli arıtma çalışmaları yapılıp, önlemler alınmaya çalışılsa da, göl, 18 yılda %60 küçülmüş.
Şimdi başka bir sorun olan kaçak kuyu sorununun önüne geçilememesi durumunda, ki, bu konuda henüz kesin bir sonuç yok, 7 yıllık ömür daha da kısalabilir, Tuz Gölü için.
Resme dikkatli bakarsanız, gölün haritadaki şeklinin ne kadar çarpıcı bir şekle değiştiğini görebilirsiniz.
Değişen iklim koşullarıyla artık yeni haritalar çiziliyor.
Yeni koşullar, ekonomiden yaşam şartlarına kadar her alanı derinden etkiliyor.
Son yayımlanan uluslararası iklim raporuna göre, kuraklıklara ve deniz seviyesinde 10 metreye kadar yükselmelere yol açacak olan eşik, küresel sıcaklıkların 1750'ye göre, 2 derece artmasıyla geçilecek.
Şu anda 0,8 derecelik artış çoktan kaydedilmiş durumda.
Bunun sonrası, su kıtlığı, tarımda verimin düşmesi, denizlerin yükselmesi, ormanların yok olması ve salgın hastalıkların takip edeceği çok başka bir dönem.
Yapılan araştırmalar, Kuzey Kutbu'nun 70 yıl içinde eriyeceğini ortaya koyuyor.
Dünyanın geri kalanına göre iki kat daha hızlı ısınan Kuzey Kutbu buz örtüsü, son 30 yıl içinde, %20 oranında erimiş.
Şüphesiz, bu dehşet verici örnekler çoğaltılabilir.
Ama bunlar bir senaryodan hareketle değil, maalesef bütün dünyanın üzerinde çalıştığı bilimsel veriler ışığında oluşan örnekler.
Bunlar gerçekler.
Peki biz ne yapabiliriz?
Şüphesiz ki, oluşan tabloda en küçük katkı payına sahip olsak da yeni koşullardan en fazla etkilenecek bölgelerin başında geliyoruz.
Şimdiden ilk sert sonuçlarını karşımızdaki kuraklıkla görüyoruz.
Küresel ısınma ile birlikte yeni bir döneme girerken, hükümetin bütünüyle bir program yapması gerekiyor.
Devam edecek olan bu sürecin, susuzluk, kuraklık, tarımda verimsizlik gibi ilk sonuçlarından başlayarak, uzman raporları ve önerileri doğrultusunda gereken tedbirlerin alınması şart.
Bir süre önce, Yakın Doğu Üniversitesi tarafından, küresel ısınma ve çevre sorunları ile ilgili uluslararası düzeyde geniş bir kongre düzenlendi.
En başta siyasilerin ilgisizliği ile hatırlarda kalan kongre sonrasında, ortaya çeşitli öneriler konuldu.
Ancak ne yazık ki, bilimsel veriler, genellikle günü birlik bütçeyi denkleştirme çabalarıyla, siyasi gündeme yenik düşüyor.
Şimdi hükümetin belki de bir kriz masası oluşturarak bilimsel çalışmalara kulak verme ve gerekeni yapma zorunluluğu vardır.
Yoksa, sorunlar büyümeye başlayınca altından kalkması çok daha zor olacak.
|