|
Neredeyse adettendir, her Sevgililer Günü bir taraftan sevgiye paketlenmiş methiyeler düzülür, bir taraftan da sevginin pazar payı hesaplanır, kapitalist dünya düzeni içinde.
Aslında herkes şikayetçidir sadece bir günün sevgiye dair edilmesine.
Haberler, reklamlar hep bu denklem üzerinden kurulur.
Ama hiçbir spiker "ben aşığım" diyerek okumaz haberini.
Ayıptır çünkü aşk.
Hiçkimse hergün aşık kalabilecek güçte tutamaz yüreğini.
Yorucudur aşk.
Oysa en fazla aşkı hatırlatan zamanlara ihtiyacı var bu dünyanın.
Adı pazar sömürüsü olsa da, tüketim kültürü olsa da.
Birçoğu sadece o gün hatırlasa da.
Hayat kendi yolunu buluyor. Dayatıyor, her günü aşka feda edemeyenlere.
Karaborsa zamanları değişen dünya değil, değişen insan yaratıyor.
En fazla aşkı hatırlamaya ihtiyacımız var bizim.
Kaç para olursa olsun. Ne kadar kısa olursa olsun.
Bedeli her ne olursa olsun.
Zaten ne olur ki bedeli aşkın, aşkın kendinden başka.
"Tahir olmak da ayıp değil. Zühre olmak da.
Hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte" der Nazım Hikmet.
Sağına soluna bakmadan, önünü ardını hesaplamadan, yüreğini aşka teslim edebilecekler bir gün daha yaşasın diye, ben bugün Sevgililer Günü'nü kutlamak istedim.
Yüreğini en korkusuz hallerinde aşka teslim eden ölümsüz bir şairin de bir insana duyulabilecek en güzel duyguda kaleme aldığı bir şiirle birlikte...
BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK İSTERİM
Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
İyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...
Fedakârlığımı anlıyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım.
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.
Yaşayacağım, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bu günlerde?
İçimden bir şey :
belki diyor.
|